YALNIZLIK…

Posted by admin on Temmuz 18th, 2008

Kimine uzak bir tanım,kimine yakından baktığında daha güzel geliyor,kimi de
ta kendisi.Ergenlik dönemlerimdi o zamanlar yaş 14,15 falan.Hep yanlız
kalmak isterdim,bana rutin bir hüzünden ve kurgulardan başka birşey
vermediği halde yalnızlığımı yine de severdim.Yeni flörtler,gençlik
maceraları pek ısıtmazdı içimi,sıkılır bir bahane bulup kaçardım yine
odama.

Ne bundan bir dert yandım,ne hoşuma gitti,sedece ruhumun istediği şeyi
yaptım.Sıkılgan bir ruhum var benim,biraz da çekingen ama yabani
değil…Mesela sonbaharı da çok severdim,yağmurlu puslu havayı.Kısaca ben
hüznü severdim.

Bazen yağan yağmuru izlerken hayallere dalar,ileride
sevgilimle böyle bir yağmurun altında yürümeyi isterdim.İsteğim gerçekleşti
tabiki.Ama hayat böyle devam etmeyecekti.Üniversitede yıllarımda aynı sınfta
okuduğum ve aynı semtte oturduğum sevgilimle tartışmış ve ayrılık kararı
almıştık.

İstanbul’daydık ikimizde.Ancak ben okulların açılmasına 1 hafta
olduğu halde yurda dönmeye karar verdim.Otobüse bindiğimde O da ordaydı.Ayrı
koltuklarda ve hiç konuşmadan bitti yolculuğumuz.Yurda gittiğimde
hiçkimseler yoktu doğal olarak.Herkes derslerden bunalıp ailesinin yanına
kaçarken ben kendi yanlızlığımla ve hüzünlerimle buluşmuştum yine.8 kişilik
yurt yatakhanesinde bir başımaydım. Aynı şehirde olduğumuz halde sevgilimi
aramak istiyor ancak cesaret edemiyorum,gece korkudan ve sıkıntıdan terler
basarken uyumuşum.Sabah kahvaltısını kantinden çay alıp odamda yapacakken
valizimde annemin benden habersiz folyoya sardığı zeytinyağlı dolmaları
görünce kendimden geçerek ağlamaya başladım.Bir yandan anneme hiç olmadığım
kadar ihtiyaç duyduğumu hissedip,bir yandan güle oynaya gönderdikleri
kızlarının ne kadar mutsuz olduğunu öğrenirlerse çok üzülürler diye düşünüp
uzunca bir süre ağladım.Kendime geldiğimde ilk işim sevgilimi aramak
oldu.

Sesindeki hüzünden de cesaretlenip soluğu O’nun yanında
almışım.Üzüntüden yüzü gözü solmuş,darmadağın bir halde yanına gittiğimde
inanılmaz bir huzur kapladı içimi.Özür dilemeler,bir daha ağlaşmalar ve
pişmanlıklarla ben o gün yalnızlığıma sonsuza kadar veda ettim.Artık ne
puslu hava seviyorum,ne odama çekilip kafa dinleyeceğim diyorum ne de yalnız
başıma yemek yiyorum.Dostlarım aşkım ve ailemle keyifli saatler geçirmek
bana muazzam bir huzur veriyor artık…

Dip Not:Bahsi geçen sevgilimle de
geçtiğimiz yaz evlendiğimi söylemeden geçemeyeceğim:)

İş Görüşmeleri

Posted by admin on Temmuz 18th, 2008

Hepimizin hayatında bir kere bile olsa yaşadığı deneyimlerden biridir iş
görüşmeleri.Hiçbir zaman kendin gibi olmadığın,heyecandan söyleceklerini
şaşırdığın,işverenin tavırlarından bir anlam çıkartmaya çalıştığın,yani
kısaca kapsamlı bir kişilik sınavı verdiğin garip bir ortam…Biz sizi
arayacağız bir umut ışığı olur bazen,bazen de görüşmenin olumsuz geçtiğini
anlayıp baştan olmayacağını kestiririz. Netice ne olursa olsun zordur iş
görüşmesine gitmek. İş görüşmelerinde dikkat edilmesi gereken birkaç küçük
ayrıntı durumu sizin lehinize çevirebilir çoğu zaman. Neler mi?

Görüşmeye mutlaka şık bir şekilde gidin.Yani kot pantolan ve kazakla durumu
kurtamanız biraz zor.Yalnız evde ne varsa takıp takıştırmak da pek hoş
olmaz.Sade ve ütülü giysilerinizle iyi bir başlangıç yapabilirsiniz.Bu arada
kahverenginin mülakatı yapacak kişide negatif bir izlenim uyandırdığı
araştırmalarda ortaya çıkmış bir gerçek.
Hava şartları ne olursa olsun mülakata mutlaka gidin.Hem böylece mülakatınız
toplu şekilde olacaksa ve diğerleri hava muhalefetinden dolayı gelemediyse
rakiplerinizden 1-0 önde başladınız demektir.

Mülakatçınız çay kahva ya da sigara ikram ederse sakın kabul etmeyin.Israr
bile etseler bunun bir tuzak olduğunu sakın unutmaın.
Dürüst olun ve bu işi ne kadar çok istediğinizi dramatize etmeden açık bir
şekilde anlatın.

Görüşme sırasında mülakatçınızın sıkıldığını hissederseniz O’na şirketle
ilgili değişik sorular sorun.Maaşlar hariç tabi ki.
Görüşmeye gitmeden şirketle iilgili mini bir araştırma yapın.Hem böylece
konuşma sırasında araya şirlketle ilgili bilginiz olduğunu belirtir cümleler
kurduğunuzda karşınızdakini etkileyebilirsiniz.

Mülakat nasıl geçerse geçsin odadan çıkarken “zaman ayıdığınız için teşekkür
ederim” veya “kolay gelsin gibi” cümlelerle son izlenimide etkili bir
şekilde uyandırın. Ancak tabiki de bu kurallara uymakla iş
bitmiyor.Günümüzde okuğun okul ve iş tecrübelerinin yanında kişisel gelişim
ve kendini ifade edebilme tekniği de çok önemli. Herkese sonu güzel biten iş
görüşmeleri dileğiyle…

Hatalarımız ve Biz

Posted by admin on Temmuz 18th, 2008

‘ Hatasız kul olmaz ” ne kadar klasik, ne kadar çok kullanılan ve özellikle hata yaptıkça arkasına saklanıverdiğimiz bir deyiştir…

Ama kesinlikle de doğrudur…Gerçekten de hatasız kul yoktur…Yaş ilerledikçe her nasılsa hatalarımızın azalacağını düşünürüz ve ne yazık ki hayatımızın hatasını yaparız böyle düşünerek…her yeni deneyim ve hatadan sonra bundan sonra hata yapmayacağım deriz.Ama maalesef yine hata yaparız.Bütün bu hatalardan öğrendiğimiz en güzel şey; bu hatalardan ders almaktır hem de en kısa sürede…

Hata dediğimiz olgu aslında cok enteresan bir şeydir ve bazılarına mantık dışı gelse bile zaman zaman karar verme aşamalarında olabilecek en uygun çözüm hatalı bir uygulamadır ve bedeline katlandığınız müddetçe bunda da bir sorun yoktur.Ne ilginç bir çelişki değil mi? Ama buna sebep çoğunlukla istektir, bir şeyi o kadar çok istersiniz ki, adeta gözünüz kararmıştır ve eğer bunu yapmazsanız mutlu olmayacaksınızdır ve daha önce aynı hatayı tekrarlamış olmanıza rağmen yine yaşamın renkleri adına aynı hatayı tekrarlamayı tercih edersiniz.Kimi durumlarda da hatadan başka alternatif yoktur…Bir çokları için bu asla kabul edilemeyecek bir durumdur ama bu tarz hatalar eğer ikinci- üçüncü şahıslara zarar vermiyorsa, her zaman şahsa özeldir, bunu da unutmamak gerek…Bazen hata yapmak kaçınılmazdır…

Hata yaptıkça bir şekilde kendimize olan güvenimiz artar.Her seferinde ayağa kalkıp tekrar tekrar tozlarımızı silkeleyip yola kaldığımız yerden devam etmeyi öğreniriz ve öyle bir an gelir ki artık hata yapsak ta yere düşmez oluruz…direncimiz artmıştır…
Eğer söz konusu hatalarımız hayati bir sorun yaratmıyorsa ve sorun o anda çözebileceğimiz sorunlar kategorisine girmiyorsa yine klasik deyişlerden birini kullanarak ” Ucunda ölüm yok ya! ” deyiveririz.Bu asla vurdumduymazlık olarak algılanmamalıdır.Elbette hata yapmaktan haz almayız ve her ne kadar duyarsız gözüksek te hatalarımız ister istemez,için için kendimizi yememize sebep olur ama yaşamaya devam etmeliyiz, su bir şekilde yolunu bulur…Hatalardan ders almayı öğrenmezsek onları tekrarlama riskimiz her zaman vardır bunu da unutmamalıyız.Önemli olan aynı hataları benzer konularda en az sıklıkta tekrarlamak ve mümkünse darbe almamaktır.Hata yapanın sadece siz olmadığını görmek te rahatlatıcı ve özgüven tedavi edici bir durumdur.Hele hata yapan gerek sizin ve gerek se diğer bireylerin de hata yapma olasılığı tanımadığı biri ise şöyle bir rahatlarsınız ve bu hata denizinde yalnız olmadığınızı görürsünüz.

Bütün bunlar hata olgusunu savunur gibi gözükse de aslında konu tamamen olgunlaşmak ile alakalıdır…Büyümenin, olgunlaşmanın insanlara sağladığı en büyük erdemlerden biri hem kendini hem de diğerlerini tüm hatalarına rağmen keşke’ siz ve çünkü’ süz onaylamaktır.Keşke ve çünkü’ lerden kendini arındırmış, hatalarını kabullenip onlardan ders almasını öğrenmiş olgun bireyler, kendilerini asla başkaları ile kıyaslamazlar…Onlar için her birimizden birer tane vardır.Herkesin bir değeri vardır ve herhangi birinin bir diğerine artı bir değer yüklemesi gerekmemektedir.Böylesine bir olgunluğa erişmiş bir birey ne olup olmadığını ve ne yapıp yapamadığını yeterince öğrenmiştir.Özel insanlardır ama asla mükemmel olduklarını ifade etmezler aksine yaşamları mükemmeli aramakla geçer çoğu zaman.Hatalarını dile getirmekten ve eleştirilmekten rahatsız olmazlar ve hatta kimilerine ters gelecek bir eda ile bu hatalarına gülümseyebilirler bile…Her günü doya doya yaşarlar.Yaşamın renklerinin farkındadırlar aynen kendilerinin farkında oldukları gibi…

Hayata ve kendilerine dair yapılacak çok şey olduğuna inanırlar ve asla pes etmezler, hata yapmaya devam etseler de… Sadece sosyal ya da iş hayatlarında değil aşk ve sevgi de bile hata yapmayı göze alırlar.Nice gözyaşları süzülmüş olmasına rağmen yanaklarından, kanasa da yaralar yüreklerinin kuytu köşelerinde yine de kimilerinin ısrarla inanmadığı ve yok dediği aşk adına hiç tereddüt etmeden riske girerler.Denerler, yanılırlar ama bilirler ki bir gün bir yerde gelecektir o beklenen sevgili…Hatalarını ve geçmişi unutmazlar ama onları da yola devam ederken yanlarında götürmezler, bilirler ki geçmişi yaşamak hız kesecektir…Geçmiş, zaman zaman hatırlanmak kaydı ile olduğu yerde durmalıdır.

Onlar için yaşam bir yolculuktur…yolda düşüp yaralansalar da…

Yeni Yıl

Posted by admin on Temmuz 18th, 2008

“Umut…” en çok ihtiyacımız olan şeydir.Her yeni başlangıç,her bitiş,yeni bir gün,yeni bir hafta,yeni bir yıl,yeni giysiler,yeni bir okul,yeni arkadaşlar,yeni bir araba,yeni bir ev,yeni insanlar,yeni yüzler,yeni bir iş, yeni bir…

Aslında aradığımız bu yeniliklerle umuttur,eskiyi unuturacak bir değişimdir,sıfırdan başlama ve kötü şeyleri unutma,onlardan bir an önce kurtulma isteğidir öyle değilmi?İşte yeni yılın getirmesini beklediğimiz şeyler bu ölçüde bizi etkiler.

2005 yılı dünya için depremlerle,kasırgalarla,tsunamiyle ve binlerce insanın yeryüzünden ayrılmasıyla geçen,bizi üzüntülerle yaralayan bir yıl oldu.Pakistan’daki deprem çoğu çocuklardan oluşan ve bir neslin yok olmasıyla sonuçlanacak 300 bin kişi aldı aramızdan.Haritalarda düzenlemeler yaptıracak tsunami aynı zamanda yüzlerce can yaktı. Geride bıraktığımız 2005 yılı geçmişte yaşananların üzerini de örttü.Irak savaşı hafızalarımızdan yavaş yavaş sildi,duyarlılığımızı gün gün azalttı.

Kaybettiklerimizi kazanmak için uğraşarak bir yılımız daha geçti,bir çoğumuz yine sınavlara girdik,çalıştık,başardık birazımız gerimizin umutları başka bahara kaldı.Aşklar yaşadık hiç bitmeyecekmiş gibi ancak zaman bize herşeyi eskittiğini gösterdi geçerken bir yıl daha.Kimimiz sağlığın değerini anladı,kimimiz sevginin kıymetini bildi,kimimiz de öğrendi yılların acımasızlığını ve yaşlandı bir yaş daha…

Yeni bir yıl yeni bir başlangıç demek,başlangıçlar umut,umutlar güzel yarınlara açılan kapılar demek.umutlarınızı yitirmeyin.Her yıl olduğu gibi bu yıl da “sağlık,başarı ve mutluluk” diye cevap verin sorulara.Ama bu 365 günden de çok şey beklemeyin siz yapın beklediğiniz değişimi,siz açın kapalı kapıları,gidin korkularınızın üzerine,sevin insanları doyasıya ve koşulsuz,aşın önünüzdeki engelleri bir bir,kırın zincirleri halka halka,savaşın karanlıkla ışık ışık…

Herkese beklediklerini bulduğu,sakin,huzurlu,hiç tadılmamış güzelliklerle dolu,yeni umutlara gebe,doyumsuz ve sınırsız bir yıl diliyorum.

Nice mutlu yıllar herkese…

Dayak Dayak ve Yine Dayak

Posted by admin on Temmuz 18th, 2008

Duydunuz mu bilmem ? Yapılan araştırmalara göre 230 kadın hayatını kaybetmiş ve tabi ki sırf bu kendini ispatlamaya çalışan, şiddet de bulunan bazı erkekler yüzünden.

Evet ben araştırdım ve öyle malesef. Bu kadınlar dayak yemekten ölmüşler !!! Yani sırf ailem bozulmasın ,çocuğum babasız kalmasın diye çekilen bir çilemidir bu ? Yani böyle bir insanla geçirilen zaman da aile mi olunmuştur ya da bu insan baba mıdır?şimdi. Sanki bu evliliği bitirebilse kadın ya da ilişkiyi, uzaktan daha bi baba gözükür insanın gözüne.Ve bir kayıp değil kazanç olucaktır bu aileye.Günümüz kadınları bu konuda biraz daha şanslı ,en azından çekmek ve katlanmak zorunda hisstemiyorlar kendilerini.Ekonomik güçleri var çünkü.

Her işi beceriyorlar MAAŞALLAH…
Bir erkekten daha kolay iş bulabildikleri de kesin.Gerçi buna rağmen onlarda da dayağa maruz kalanlar yok değil. Üstelik onlar İş, ev, çocuk ,yemek vs… derken daha çok çöküyolar bu hayattan. Aslında hiç bir sebebi yoktur atılan tokatların , eşlerinde ki dayanma gücü ,çalışkanlık , başarı bile delirtebilir dayak atmak için bekleyen erkeği. Ben böyle olmıycam büyüyünce diye söylenen ufak erkek çocukları vardır evde. Babaya olan nefretle büyümek de cabası.

Eee tabi böyle bir psikolojiyle büyüyen çocukta da ne kadar parlak bir gelicek olur sizce.Ne diyelim bu sözleri bi yere bağlamak ,bişeylerle sonuçlandırmak da pek mümkün değil gibi.

Umarım atasözündeki gibi birgün KADININ FENDİ ERKEĞİ YENER gerçekten ….

Hayatın Anlamı

Posted by admin on Temmuz 18th, 2008

Hayatınızın anlamını sorgulamak için hiç kendinizle hesaplaştığınız oldu mu?Sordunuz mu bu soruyu kendinize?Öğrendiniz mi cevabı?Kayboldunuz mu derinliklerinde hayatın ve itiraf ettinis mi kendinizden bile sakladığınız gerçekleri.Eğer bunları henüz yapmadıysanız,yapamadıysanız veya bir sebep bekliyoriseniz işte size güzel bir fırsat.Bir arkadaşım benimle paylaştı bende sizlerle paylaşıyorum..

Eski zamanların birinde bir adam hayatın anlamının ne olduğunu öğrenmek istemiş.Bulduğu hiçbir cevap ona yeterli gelmemiş ve başkalarına sormaya karar vermiş.Ama aldığı cevaplarda ona yetmemiş. Köy, kasaba, ülke dolaşmış ama tatmin edici bir cevap bulamamış…

Tam umudunu yitirmişken bir köyde konuştuğu insanlar ona

-”Şu karşı ki dağları görüyor musun, orada yaşlı bir bilge yaşar istersen ona git belki o sana aradığın cevabı verebilir” demişler. Çok zorlu bir yolculuk sonunda Bilgenin yaşadığı eve ulaşmış adam. Kapıdan içeri girmiş ve bilgeye hayatın anlamının ne olduğunu sormuş.Bilge sana bunun cevabını söylerim ama önce bir sınavdan geçmen gerekiyor demiş.Adam kabul etmiş.

Bilge bir çay kaşığı vermiş adamın eline ve içinede zeytinyağı doldurmuş. “Şimdi çık ve bahçede bir tur at tekrar buraya gel. Yalnız dikkat et kaşıktaki zeytinyağı eksilmesin eğer bir damla eksilirse kaybedersin” demiş.

Adam gözü çay kaşığında bahçeyi turlayıp gelmiş. Bilge bakmış: “Güzel! Kaşıkta yağ eksilmemiş, peki bahçe nasıldı?”

Adam şaşkın. “Ama demiş, ben kaşıktan başka bir yere bakmadım ki.”

“Şimdi tekrar bahçeyi dolaşıyorsun, kaşık yine elinde olacak ama bahçeyi inceleyip gel” demiş Bilge…

Adam tekrar bahçeye çıkmış gördüğü güzellikler karşısında büyülenmiş çünkü bahçe muhteşem bir yermiş.Geri geldiğinde bilge adama bahçe nasıldı diye sormuş. Adam gördüğü güzellikler karşısında büyülendiğini anlatmış…

Bilge gülümsemiş, ama kaşıkta hiç yağ kalmamış demiş ve eklemiş

“–Hayat senin bakışınla anlam kazanır.Ya sadece bir noktayı görürsün

hayatın akıp gider sen farkına varmazsın. Yada görebileceğin tüm güzelliklerin tam ortasında hayatı yaşarsın akıp giden zamanın anlam kazanır…”

Belki bu küçük hikayeden sonra hayatınızın sizin hayatınızın anlamı nedir bulursunuz.

Sevmek

Posted by admin on Temmuz 18th, 2008

Bir seneyi de daha geride bıraktık…bir sene denilince dile ne kadar kolay geliyor; halbuki bir sene: 365 gün, binlerce dakika demek….aman Yarabbim…geçen zamana bakar mısınız? Bir de derler göz açıp kapayıncaya kadar geçiyor diye!

Acaba bu dakikalardan ne kadarını doya doya ve istediğimiz şekilde yaşadık, yaşattık?
Her geçen sene önümüzdeki yol arkamızda bıraktığımızdan daha da kısalıyor ve üstüne üstlük yapılacak işler ve istekler her an artıyor…

Yaşlanmanın ve olgunlaşmanın bedeli bu olmalı…ama zaman ne kadar çabuk geçse de, gözümüze kısa gözükse de…hele hele sorumluluklarımız ve yapmak durumunda olduklarımız, hayallerimiz gözümüzü ne kadar korkutsa da biz, yine de yaşıyor olmanın ve yeni bir seneyi karşılamanın şevkini yaşarız, çocuk gibi…

Büyümenin ve olgunlaşmanın bir bedeli olduğu gibi çok da anlamlı armağanları vardır ki; eğer bunların farkına varabilirseniz ne mutlu size…Her geçen sene, her yeni insan ve deneyim size olumlu ya da olumsuz bir katma değer katar ama bütün bunlardan kazanılan en güzel şey…ihtiyacımız olan tek şeyin SEVMEK olduğunu görebilmektir…

Evet…yaşamak için…yaşama katlanabilmek ve mücadele edebilmek için….başarılı olabilmek için….aklımıza gelen ya da gelmeyen bir çok şey için ihtiyacımız olan tek şey SEVMEK tir…ama seveceğiz, sever gibi yapmayacağız.Her ne yapıyorsak ona yüreğimizi koyacağız.İnsanlık adına bir çok hayırlı faaliyetlerde bulunmuş Mother Theresa’ nın bir deyişi vardır :
Neyi, kime, nasıl ve ne şekilde verdiğiniz değil buna ne kadar sevgi koyduğunuz önemlidir diyor…
Olay önce kendini fark etmek ve kendini sevmekle başlıyor.Kendini olduğu gibi seven ve kabullenen kişinin kapıları açılmıştır kuytu köşelerdeki özüne…Bu özü taze tuttukça ve olumsuzluklarla beslemediği sürece, içinde her daim bu pozitif duygu seli ile beslenen yüreğin ve ruhun diğer canlıları sevmesi ve başarılı olması kaçınılmazdır…Böyle insanların yüreklerinde küçük küçük sevgi kutuları oluşur zamanla…anne kutusu, baba kutusu, kardeş kutusu, evlat kutusu, arkadaş kutusu ve hatta doğada yer alan canlı ya da cansız kutuların bile kutusu vardır…Her geçen gün kutuların sayısı arttığı gibi gerek kendi ve gerek se etrafındaki herkese ışıl ışıl sevgi yayılır bu yürekten…
Unutmamız gerekn en önemli şey:
Sevgi inançlar uğruna savaşmak, onlar için yaşamaktır.
Sevdiğin her şeyi geleceğe taşımaktır.
Sevgi ne yerde ne göktedir, her zaman küçük yüreklerimizdedir….
Ve seven bir yüreğin aşamayacağı engel, başaramayacağı iş yoktur…
Yeni senede sevgi denen hastalığın bütün yürekleri sarması dileklerimle

Boş Duvar

Posted by admin on Temmuz 18th, 2008

Mutluluğun bir tarifini yapabilir misiniz bana?Kaçınız başkasının mutluluğu benide mutlu edebilir derdi acaba?İçimizden kimlerin cevabı umutsuz birisine umut vermektir olurdu?Veya hiçbiri değilde olmayan birşeyi hayal etmek benim için mutluluk diyebiliriz?Hep birşeylere mi bağlı acaba bizim mutluluğumuz?aslında bu bir ruh hali veya bir duygu gecişi değil midir?İyi şeyleri düşünmek insanı mutlu etmez mi?Mutluluk zaten düşüncede biten bir his değil midir?

Bir dostum benle paylaştı mutluluk formülünü bende sizlere sunuyorum .Sorularımızın cevapları vardır belki bu küçük hikayemizin içinde.Buyrun hikaye sizlerle.Tadını çıkarın…

BOŞ DUVAR

İleri derecede hasta iki adam aynı hastane odasındaydılar. Adamlardan birinin her öğleden sonra bir saatliğine oturmasına izin veriliyordu, ciğerlerindeki suyun süzülmesi için. Bu hastanın yatağı odadaki tek pencerenin tam yanındaydı. Diğer hasta ise hep sırtüstü yatmak zorundaydı.

Bu iki hasta saatlerce birbiriyle konuşur, eslerini, ailelerini, evlerini, işlerini, askerlik anılarını, tatilde gittikleri yerleri anlatırlardı birbirlerine. Pencerenin yanındaki hasta, her öğleden sonra oturmasına izin verdikleri saati diğer hastaya pencereden görebildiklerini anlatarak geçiriyordu. Diğer hasta hep bir sonraki günü iple çekmeye başladı, dışarıdaki renkli ve hareketli dünyayı dinlemek için.

Pencere, içinde çok güzel bir göl olan parka bakıyordu. Ördekler ve kuğular gölde yüzerken çocuklar model bot’larını suda yüzdürüyorlardı. Genç aşıklar,gökkuşağının tüm renklerindeki çiçeklerin arasında kol kola dolaşıyorlardı. Ulu ağaçlar etrafı süslüyor, uzaktan şehrin silueti görünebiliyordu. Pencere kenarındaki adam bunları muhteşem bir detayla anlatırken, odanın diğer ucunda yatan adam gözlerini kapar ve bu muhteşem manzarayı hayalinde canlandırırdı. Sıcak bir öğleden sonra, pencerenin yanındaki adam geçmekte olan bir şenlik alayını tarif etti. Diğer adam bando seslerini duyamasa bile hayalinde canlandırabiliyordu, pencere kenarındaki adamın tasviriyle.

Günler ve haftalar geçti. Bir sabah banyo yaptırmak için su getiren gündüzcü hemşire pencere kenarında yatan hastanın cansız bedeniniyle karsılaştı. Uykusunda, huzur içinde ölmüştü.

Hüzünlendi, hastane görevlilerini cesedi dışarı taşımaları için çağırdı. Uygun zaman gectigine kanaat getirir getirmez, diğer hasta pencerenin kenarındaki yatağa taşınmasının mümkün olup olamayacağını sordu. Hemşire memnuniyetle isteğini yerine getirdi, hastanın rahat olduğundan emin olduktan sonra onu yalnız bıraktı. Yavaşça, duyduğu acıya aldırmadan, bir dirseğine yaslanarak dışarıdaki dünyaya bakmak üzere yatağından doğruldu adam. Sonunda, dışarıyı kendi gözleriyle görme zevkini yasayabilecekti. Pencereden dışarı bakabilmek için yavaşça dönmeye zorladı kendisini.

Pencere, bos bir duvara bakıyordu. Adam hemşireye, vefat eden oda arkadaşının pencerenin dışında görünen Harika şeylerden bahsetmesine sebep olan şeyin ne olabileceğini sordu. Hemşirenin cevabi, ölen adamın kör olduğu ve pencerenin önündeki duvarı görmediğiydi.

“Sanırım seni cesaretlendirmek istedi” dedi.
Epilog: Diğer insanları mutlu etmek çok büyük mutluluk getirir, Kendi durumunuz ne olursa olsun. Paylaşılan dertler yarısı kadar üzüntü verir, paylaşılan mutluluklar ise İki kati artar. Kendinizi zengin hissetmek istiyorsanız, sahip olduğunuz ve paranın satın alamayacağı her şeyi paylaşın. Bu gün bize bir hediyedir…

Mutlu günler,mutlu yarınlar ve mutlu bir yaşam umuduyla…

AĞCA’YI KİM VEYA KİMLER SERBEST BIRAKTI?

Posted by admin on Temmuz 18th, 2008

Geçtiğimiz günlerde büyük bir törenle ve “milli” kutlamalar eşliğinde kaldığı ceza ivenden salıverilen Mehmet Ali Ağca’nın arkasındaki güçler hala vatansever (!) evlatlarını sevdiklerini ve koruma altında tuttuklarını gösterdiler görebilenlere. Göremeyenler veya görmek istemeyenler ise onu karanfiller ve bayraklar eşliğinde bir kahraman edasıyla karşıladılar.

Milli katilimiz, Papa’yı öldürme işini üstlenen uluslar arası arenada bizi reklam etmeyi başaran Ağca koruma istememiş.Haklı korumaya gerek te yok zaten kendisi devlet babası ve ülkücü kardeşleri tarafından korunmakta.Kahraman ilan ettikleri katilin arkasında tam tekmil durmaktalar.

70’li yıllarda işlenen faili meçhul cinayet sanıkları o zaman nasıl hiç bir şey olmamış gibi salıverildiyseler Ağca’da aynı koruma mekanizması tarafından alındı demir parmaklıkların arasından.Haluk Kırcı 18 mart 2004 te ödemiş ceza evinden sözde yanlış hesaplamalarla nasıl çıktıysa dışarıya Ağca’da aynı yanlışlıklar zinciri içinde salındı insanların arasına.

1979 yılında ceza evinden kaçırılınca Ağca uğur Mumcu bu işi yapanların bir sağ grup olduğunu ortaya çıkarmıştı ve öldürüldü.Haluk Kırcı’yı yanlışlıkla(!) dışarıya salanlar ise hiçbir ceza almaksızın devam etmekteler işlerine.

Abdi İpekçi’yi öldüren tetikçi,Papa suikastının da tetikçisiydi ve cezaevinden karanfiller ile karşılandı bu Türkiye için tarihin en büyük utançlarından biri değil midir?Onu bayraklarla karşılayanların millet ve vatan sevgileri nasıl bir biçim ihtiva etmektedir?Vatan sevgisini kullanan bu alçaklar milleti kandırmaktan hiç mi utanmamaktadırlar?Devlet böyle bir yapıya nasıl izin veriyor gibi bir soru sormak istemez miydik bu işlerde kimin parmağının olduğunu bilmesek?

Emniyet müdürlüğüne imza vermek için gidecek olan Ağca’yı bozkurt işaretleri eşliğinde bekleyen bir grup vardı bugün televizyonlarda ancak beklenen ziyaret gerçekleşmedi.Basın ordusunun yakından takip ettiği isim Papa ile çekilmiş fotoğraflarını göstererek ve yine konuşmama hakkını kullanarak izlediği politikada devam etmekte.Bütün bu olaylar içinde Ağca’nın kardeşi”birilerinin canı yanacak “diye etrafa tehditler savurmakta.

Sevgili Can Dündar Ağca’ya bazı önerilerde bulunmuş “dışarıdaki zamanında Mumcu Caddesi’nden geçsin, Çetin Emeç Bulvarı’na çıksın, Ahmet Taner Kışlalı Pakı’na gitsin,Abdi İpekçi Spor Salonuna girsin. Bir faili meçhuller müzesindeymiş gibi gezsin” diye. Katılmamak elde değil ki…

İhanet, İtiraf ve Aldatma

Posted by admin on Temmuz 18th, 2008

Sevgiliniz var sizin.
Bağlanacağınız kalbin, arzulayacağınız bedenin adresi belli.
Fakat bir gün…ya adres şaşarsa?
Arzunuz başka bir bedene, kalbiniz başka bir kalbe kayarsa?
Ve iradeniz şeytanla anlaşıp yeni adrese taşınırsa?

Bunun adı ‘’ihanet’’tir.

Bakınız. Hayat Sözlüğü => İ => İhanet : Sözleşmeli ya da sözleşmesiz aşklarda araya giren yeni renklere kapılma durumu.

İhanet söz konusu olunca; muhataplar tek sayma sayılarıyla ifade edilir.
Matematiksel mantığa terstir aslında. İki; biranda üç oluverir.

İhanetin ardından bir zaman tüneline girersiniz.
Vicdanınızla yalancılığınız dans eder; siz izlersiniz.
Sonra galip geleni takarıp kolunuza; çıkarsınız adresi belli sevgilinizin karşısına.

Kolunuza taktığınız vicdanınızsa eğer, ‘o üçüncü tekil’den bahsedersiniz.

Bunun adı ‘‘itiraf’’ tır.

Kolunuza taktığınız yalancılığınızsa eğer, tuhaf bir neşe eklenir neşenize, sevgilinize bugün ne kadar güzel olduğunu söylersiniz.

Bunun adı da ‘‘aldatma’’dır.

Bakınız. Hayat sözlüğü => A=> Aldatma: Yanlış ya da eksik bilgi verme hatta bilgi saklama yolu ile muhatap tarafı kandırma.

Aldatma söz konusu olunca, muhatap yine tek sayıyla ifade edilir.
Aslında bu da matematiksel mantığa terstir. Aldatan çiftken, çoğu zaman tek kalıverir.

Şaşan adresler ihanete,saklanan ihanetler aldatmaya dönüşür.

Söyleyin şimdi;

Siz ihanet mi ettiniz? Yoksa aldattınız mı?


Directory
Copyright © 2007 Tv Haberleri. All rights reserved.
sitemap sitemap.txt sitemap.html tv haberleri haberler
Bu sitede yer alan yazıların tümü, bilgi edinmek isteyen ziyaretçiler için hazırlanmıştır.İçeriği başkaları tarafından doğru ve geçerli bulunmayabilir. Sitede yer alan yazı ve resimlerin kopyalanması, her türlü kullanımı ve bilgilerin uygulanması sonucu doğan hukuki, ahlaki, mesleki ve yaşamsal sorunlar sadece bu eylemi gerçekleştiren kişilerin sorumluluğundadır. Bunlardan dolayı ortaya çıkabilecek hiç bir sorundan site ve yazarları sorumlu kılınamaz. Şikayet adresi ile iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde tvhaberleri.com yönetimi olarak tarafımızdan gereken işlemler yapılacaktır.İletişim kasvax@gmail.com