EROTİK HAZ

Posted by admin on Temmuz 18th, 2008

Dr. William Masters ve Virginia Johnson’un, 1950′lerin sonunda seks konusunda yaptıkları araştırmalara kadar, kimse erotik hazzın nasıl meydana geldiğini bilmiyordu. Masters ve Johnson, röportajlar yaparak, fotoğraflar çekerek ve elektronikten yararlanarak yaptıkları incelemeler sonucunda, insanların gerçekleştirdikleri bir cinsel birleşmenin dört evresi olduğunu saptadılar.

1. Heyecanlanma Evresi: Fiziksel veya psikolojik cinsel uyarıma karşılık vererek başlar. Uyarım sonucunda erkeğin cinsel organı sertleşir, kadının vajinası kayganlaşır.
2. Cinsel İlişki Evresi: Heyecan artar, kalp daha hızlı atar, sık sık nefes alınır. Cinsel bölgelerdeki kan damarları şişmeye devam eder. Dişinin klitorisi uyarılmıştır. Uyarılma devam ederse klitoris, çevresindeki sünnet derisinden oluşan başlığının gerisine çekilir. Bu orgazmdan 1,5-2 dakika kadar önce olur. Klitorisin geri çekilmesi ile başlığının altında küçük bir yer açılır. Cinsel ilişki sırasında klitoris, penis, vajinaya girip çıkarken, bu yerde ileri geri hareket eder. Klitorisin sürtünmesi ile cinsel haz doruğa çıkar.
3. Orgazm Evresi: Cinsel organda 8-10 kuvvetli kasılma olur. Bu kasılmalarla dokularda tutulan sıvı serbest kalır ve damarlardaki kan rahatça akar. Böylece dehşetli zevk veren orgazm olayı gerçekleşmiş olur.
4. Sonuç Evresi: Orgazmdan sonra cinsel heyecanın fiziksel belirtileri yavaş yavaş kaybolur.

Seks için duygusal bağ kaçınılmaz değildir, ama kesinlikle olağan karşılanır. Dünyanın hiçbir toplumunda devamlı bir cinsel karmaşıklık yoktur. Devam eden ilişkiler tercih edilir.

Trobrian Adaları’ndaki ilkel toplumda bile, gençler büyüdükçe, cinsel beraberliklerin daha uzun süreli ve düzenli olduğu görülmüştür.

Cinsel zevk, ailenin kurulmasında gerçekten yardımcı bir faktördür. Ama, acaba tek eşlilik, yani bir kadın bir erkek, cinsel ihtirası tam olarak doyurabilir mi?

Cinsel çeşitlilik için doğal bir ihtiras var mıdır? Her zaman olduğu gibi bu sorunun da iki cephesi vardır. Seks konusu temel alındığında savaş berabere biter.

Gerçek sevgiyi yaşama hakkı

Posted by admin on Temmuz 18th, 2008

Oldugun gibi olmanın güzelliği, çekiciliği bir başkadır. Bir insanı birçok haliyle, birçok yönüyle sevebilirsiniz.

Huyunu, suyunu
İşini, gücünü
Yaptıklarını, ettiklerini
Karakterini, kişiliğini!
Yürüyüşünü, bakışını
Ellerinin zerafetini, gözlerinin derinliğini
Giyimini, kuşamını…bu böyle devam eder

Ancak ortada ciddi bir tehlike vardır, bütün bu özelliklere sahip olan ve daha da fazlasını, daha iyisini, daha güzelini yapan birileri her daim bulunur. Daha güzel görüneni, daha iyi yürüyeni, daha ünlüsü, daha zekisi, daha paralısı …

Hatta şimdilerde mertlik bozuldu, kulak mı kepçe hemen yapıla !
Saçlar mı döküldü hemen yenisi enseden alınıp ekile!
Hafif göbek veya genişlemis kalçalar manken ölçüsüne getirile!
Elmacık kemikleri daha ileri, gözler daha çekik yapıla!

Dudaklar köfte ötesi bir durumda ve de patlak bir konuma getirildiklerinde ne hissedilir bilmiyorum ama, iri ve dik göğüslerin silikon içerikli olmasından kaynaklanan kazaları okumuştum.

Beni en üzen kısımlardan biri kırışıklıklar; bir insanın yıllardır yaşadıklarının en güzel belirtisi olan kırışıklıklar.
Olgunluk dediğimizde ilk aklıma gelenler hafif veya çok kır saçlar, gülen gözlerin kenarındaki sevimli kırışıklıklara ilave olan derin düşünce, endişe ve korkularımızın ifadesi olan alın kırışıklıkları.

Bütün kadınların korkulu rüyası boyun ve ellerimizin kırışıklıkları, lekelenmesine gelince, bu konuda ne yaparsak yapalım çaresiz kalıyoruz. Aslında bu erkekler içinde böyle.

Bütün bunları herşeyi protesto eder ve reddeder bir tavırda ortalığa sermek değil söylemek istediğim. Hayatı ve getirdiklerini kabul etmek. Bazen o bize hızlı ve sert bir tokat attığında, bazen de biz onun yumuşak yumuşak yıllarca söylemeye çalıştığını anlamadığımız zamanlarda hayatı kabullenmek, onun bizi kabul ettiği gibi.

Kremlere bayılırım, hele gül ve lavanta kokanlarına. Yüzümüze, bedenimize, saçlarımıza iyi davranmak, temiz ve hoş yaşamak söylediklerimin dışında. Saçlarımın içinde yavaş yavaş beliren beyazları seviyorum. Ancak bu onlara güzel ve kaliteli bir şampuan kullanmayacağım, iyi bir bakım ve kesim yaptırmayacağım veya arada fön çektirmeyeceğim anlamını taşımıyor. Ama onlar benim yaşamımda kabusum olmak yerine, zevkim ve beğenim olmak durumunda kalmalılar. Çünki yaşamı birlikte götürüyoruz.

Yüzümdeki kırışıkları seviyorum. Onların benim sürekli mücadele ettiğim, yok olmaları için her türlü savaşı verdiğim düşmanlarım olmalarını istemiyorum. Çünki yaşadıklarımın tümünü onlarla paylaştım.

Kilolarımla deli gibi savaşmak istemiyorum. Sağlıklı ve doğru beslenmeyi seviyorum. Ancak yaşımın ve yaşadıklarımın sonucunda aldığım kiloların düşmanlığını istemiyorum. Bedenime yabancılaşmak yerine ona iyi davranmayı, olabildiğince ruhumda yaralar açmadan, zorlanmadan ama bedenime ve kendime saygıyla sağlıklı halde kalmayı istiyorum.

Ve birçok kadının da bu şekilde yaşamayı tercih ettiğini de biliyorum. Bunların tam aksi yaşayan ve sürekli ön plana çıkarılan bu imajlarında geçici olduğunu. Sürekli gizli gizli estetik olan tanıdıklarımın son 10 yıl içinde kendilerini koyacak yer bulamadıklarını ve makyajsız, giyimsiz, tam dört dörtlük olmadan sokağa çıkmakta zorlandıklarını, aldıkları kilolarla daha önce yapılanların çok daha biçimsiz bir hale geldiğini ve tekrar tekrar aynı işlemlerin tekrarlandığını biliyorum. Kadın olarak çok daha saygın bir konumda olunabileceğini ve bu şekilde bir yaşam sürülebileceğini biliyorum.

Yani sonuçta güzellik öyle keskin bir gerçek değil (ki herkese göre zaten değisir), örneğin ben asla kaditi çikmis bir adam sevmedigim gibi, bütün gün sopa yutmus gibi yürüyenini, cipten inerken telefonlarının ikisini ( toplamı 4-5 milyar ) tek elinde tutanını, kadını çok olmayı erkeklik sayanını, parası çok olmayı insanlıkla bağdaştıranı, çok meşgul olmayı önemli olmakla karıştıranını sevmem.

Herşeyin satın alınabildiği, buna para da dahil ( karşılığında kişilik ve özgürlük bazında nakit veya taksitli ödemeler yaparak) böyle bir yaşamın akışında, dış etkenlerin zedelemedigi ilişkiler yaşanabilir mi bilmiyorum. Ama olabilecegini hayal edebilirim.

Geçici ve sürekli olmasi garanti olmayan özelliklerin dışında, ruhunuzun sevdiği, birlikte zamanı paylaşmaktan doygun çıktığınız, kavganın yarışın gerilimin daha pahalının veya daha özelin olmadığı bir odada herkesin hatalarıyla (yani normal insan olmayı kastetmekteyim) günahlarıyla (bu da normal insan durumu) eksikleriyle (insanız ya :)
birlikte olmaktan hoşlandığı ilişkiler.

Düşünsenize adam zengin ve jilet gibi, inanılmaz akıllı, seksi ve güçlü olmak zorunda değil. Garibim çalışmış etmiş, belki de trilyonlar degil ama emekle kazanmış, estetikli veya ekili biçili değil, spor salonlarından gelmemiş ama elele yürüyüşlerden çok şey öğrenmiş, arada hasta olan, burnu akan, başı ağrıyan, beli tutulan normal bir adam.

Kadında malesef incecik, selülitsiz ve inanılmaz kıyafetlerle, cilt bakımlarıyla şişesi birkaç yüz dolar eden parfümlerle bezenmiş, herşey yapılı, çizili değil, o da garibim birazcık tombul yani balık eti üzeri bilem olabilir, yüzünde bildiğince bir iki renk, ama temiz ama derli toplu, neşeli, canlı sevecen ve insan. Onunda arada basağrıları tutabilir, o da nezle grip olup yatak döşek yatabilir, canı ogün yemek pişirmek istemeyip, sandiviç bile ısmalamayabilir..

Gönül birlikteliği yaşanan ilişkilerin bitmediğine inanıyorum. Sıcak kalplerin birbirlerini sarıp sarmaladığına, bedenlerin yılların ve yaşamın getirdiklerini taşıyacak cesareti bulup, temiz ve bakımlı olmanın dışında bir özellik aramadığına, birbirlerini sadece gönül birliktelikleri olduğu için seven insanlar olduguna inanıyorum.

Yaşamda paraya, pula, şöhrete, aşırı gösterişe, aşırı sağlamlıga, yıkılmazlığa aşırı olan herşeye son verildiginde geriye kalan sey tokluk hissidir, ve bu tokluk doygunluga yol açar. Doygun kalpler ise sadece sevgiye ihtiyaç duyar. İhtiyaç duyulan sevgi, ihtiyaç duyuldugu oranda sade’dir.

Her insanın yaşamda bir kereliğine bile olsa gerçek sevgiyi yaşama hakkı vardır, hakkınız olan bu güzelliğe doğru zamanda ve doğru yerde kavuşmanız dileğiyle,

Beden dili sözlerden daha etkili

Posted by admin on Temmuz 18th, 2008

Vücut diliyle ilgili bir kitap yazan Ahmet Şerif İzgören, vücut dilinin insanların ruh halini ortaya koyduğunu belirtiyor. Yazarın ‘Dikkat Vücudunuz Konuşuyor’ adlı kitabına göre, eller, bakışlar ve duruş ruhun aynası. İnsanların ruh halini, vücut dilinin ortaya koyduğunu belirten İzgören, kişilerin karşısındakine mesajı, yüzde 7 oranında sözlerle, yüzde 93 oranında ise ses ve beden diliyle verdiğini vurguluyor.

Kitapta, işaret parmağını kaldırıp konuşanların gizli bir şekilde karşısındakini tehdit ettiği, elleri kenetli olanların ise, genel bir olumsuzluk ya da hayal kırıklığı yaşadıkları mesajını verdiği belirtiliyor. Ellerini önde birleştirerek el pençe divan duran kişiler, karşısındakine ne isterseniz yaparım demek isterken, ellerin arkada birleşmesi ise kendine olan özgüveni, meydan okumayı anlatıyor.

İnsanlarda elin çeneyi okşaması bir kimsenin karar verme sürecinde olduğunu gösterirken, dinleyen kişinin eli yanaktayken, başparmağı çene altındaysa karşısındakine eleştirel, hatta rekabetçi yaklaşımını sergiliyor. Diğer parmakların ağzı örtmesi ise, iki şeyin ipucu olarak nitelendirilirken, ‘Benim söyleyeceklerim var’ veya ‘Sana inanmıyorum’ olarak değerlendiriliyor.

Vücut dilinde kişiler kendilerini güvende hissetmek için genelde masa, kürsü gibi bir yerin arkasında olmak istiyor. Eğer bu yoksa savunma güdülerini bacak bacak üzerine atarak ya da kolları kavuşturarak gösteriyorlar. Özellikle yabancı ortamlarda bulunanlar, kollarını kavuşturarak savunmaya geçiyor, bu sırada başparmaklarını dışarda bırakanlar ise, ‘Savunmadayım ama rekabete hazırım’ mesajı veriyor.

Bacak bacak üstüne atmak ise, savunmanın diğer bir şekli. Daha çok kadınların tercih ettiği bu oturuş, içine kapanıklık ve savunmaya geçme duygusunun göstergesi kabul ediliyor. Kişi kabuğuna çekiliyor ve fikrini açıklamaya karar verdiğinde bacak bacak üzerine atmaktan vazgeçiyor. Bacağını dizden büküp diğerinin üzerine koyarak oturuş ise meydan okuma, hırs ve rekabetin işareti olurken, ayakları çapraz durumda olan kişilerin sakladıkları itirafları veya verebilecekleri tavizler bulunuyor.

Yalan söyleyen kişiler ise, yüzüne dokunup, gözlerini kaçırıyor, erkeklerin büyük çoğunluğu yalan söylerken yakasıyla oynuyor ve gömleğini gevşetiyor.

Kadınlar erkeği iki yıl bekletiyor

Posted by admin on Temmuz 18th, 2008

İngiltere’de bir İnternet sitesi tarafından yapılan araştırmaya göre kadınların ömrünün 2 yılı dışarı çıkmadan önce evde hazırlanmakla geçiyor.

Kadınların sabahları en zorlandığı konu ise 26 dakika ile “ne giyeceğine karar vermek.” 24 dakika ile saçları yapmak ikinci sırada yer alırken, duş almak ve makyaja ayrılan süreyle beraber toplam hazırlanma süresi bir saate çıkıyor.

Ancak lastminute.com sitesi tarafından yapılan araştırma sonuçları çok önemli bir not içeriyor: Kadınların bu günlük ortalama hazırlanma süreleri sadece iş günlerini içeriyor.
Kadınların aceleleri olmadığı tatil günlerinde ne kadar zamanda hazırlandıkları araştırmaya dahil değil! En çok şikâyet ettikleri konuların başında “Kadınları beklemek” olan erkeklerin ise ömürlerinin 8 ayı hazırlanmakla geçiyor. Erkeklerin iş günlerinde toplam hazırlanma süreleri sadece 13 dakika.

Sizin kahveniz hangisi?

Posted by admin on Temmuz 18th, 2008

Bir zamanlar sadece köpüklü Türk kahvesi vardı… Espresso, capuccino, latte derken son yıllarda Avrupa ve Amerika’dan gelen markalarla kahve kültürümüz epey değişti.

Fazla değil, birkaç yıl öncesine kadar “Kahve keyfi” denilince bir Türk kahvesi gelirdi aklımıza. Gerçi o hala pek çok kişi için yemek sonrasının vazgeçilmez tadı ama son yıllarda kahve kültürümüzde epey bir değişim yaşadığımızı da görüyoruz. İlk gözağrımız Nescafe’ydi ve kolay hazırlanabilmesiyle günlük hayatlarımızdaki yerini alıvermişti. Daha sonra işin Türk kahvesi ve Nescafe’den ibaret olmadığını gördük. Cappucino, espresso, aromalı, kremalı derken menümüz gittikçe zenginleşti. Avrupa ve Amerika’dan gelen kahve markaları satış noktalarına her geçen gün yenilerini ekliyor. İçlerinde öne çıkanlar ise Starbucks Coffee, Gloria Jean’s Coffee, Coolbeans Coffee Roaster ve John’s Coffee World. Büyük kentlerin yoğun caddelerinde, alışveriş merkezlerinde şubeler açan bu markaların bazıları, self servis ile kahve içme alışkanlığımıza başka bir yenilik daha getiriyor.

EN KEYİFLİ KAHVE MEKANLARI

Gloria Jean’s Coffees
İlki 1979 yılında Chicago’da açılan Gloria Jean’s Coffees, bugün tüm dünyada 14 ülkede 450 şubeyle yoluna devam ediyor. İstanbul’daki ilk mekanı 1999 yılında Mydonose Showland’de açılmıştı, bugün 10 şubesi bulunuyor. Zengin bir ürün yelpazesine sahip olan Gloria Jean’s Coffees’in menüsünde; harman, kafeinsiz, aromalı ve yöresel olmak üzere 60 adet kahve çeşidi bulunuyor. Filtre kahveden latte’ye, cappucino’dan mocha’ya kadar uzanan zengin menüde, şuruplarla kombine edilerek oluşturulan espresso bazlı içecekler dahil 200′e yakın içecek yer alıyor. Gloria Jean’s Coffees, perakende çekirdek kahve satışlarıyla da farklı tatları evlere taşıyor.

Bebek: (0212) 263 24 45
Nişantaşı: (0212) 248 30 34
Levent: (0212) 278 13 89
Suadiye: (0216) 363 73 40
Metrocity: (0212) 344 01 80
Beyoğlu: (0212) 245 80 10
Atatürk Havalimanı: (0212) 663 64 00

Starbucks Coffee
İlk olarak 1971 yılında Seattle Pike Place’de açılan Starbucks, bugün tüm dünyada 8 binin üzerinde satış noktasında hizmet veriyor. Starbucks’da 35 çeşit içecek, 38 çeşit yiyecek, 13 çeşit kahve çekirdeği ve 8 çeşit çay sunuluyor. Kafede sert ya da köpüklü, buzlu ya da sıcak en sevdiğiniz kahveyi seçip tadabiliyorsunuz. Kahvelerin tadını zenginleştiren birçok farklı şurup var: Badem, vanilya, frambuaz, nane kreması, fındık veya Irish cream… Çeşit çeşit kahvenin yanı sıra, sıcak günler için ferahlatıcı içecekler de sunan Starbucks, frappuccino buzlu özel karışımları ile de iddialı. Starbucks Coffee’nin İstanbul’da 13, Ankara’da ise Arjantin Caddesi ve Armada Alışveriş Merkezi’nde olmak üzere 2 mağazası bulunuyor.

Erenköy: (0216) 467 42 20
Natulius Tepe Alışveriş Merkezi: (0216) 428 75 73
Akmerkez: (0212) 282 16 36
Metrocity Alışveriş Merkezi: (0212) 344 04 34
Kadıköy Trio Konutları: (0216) 317 02 61
Kemer Golf Club: (0212) 239 83 33
Fly Inn Alışveriş ve Yaşam Merkezi: (0212) 573 23 48
Capitol Alışveriş Merkezi: (0216) 474 10 30
Carrefoursa İçerenköy: (0216) 448 01 98
Profilo Alışveriş Merkezi: (0212) 266 06 61-62
Beyoğlu: (0212) 244 21 51
Suadiye: (0216) 464 89 51-52
Etiler: (0212) 263 66 06-07
Çankaya - Ankara: (0312) 219 17 80-81
Arjantin Cad. - Ankara: (0312) 428 61 94-95

John’s Coffee World
1995 yılında kurulan John’s Coffee’nin şu anda Moda’da hizmet veren kafesinin yanı sıra Mayadrom ve Levent İş Kuleleri’nde ayakta kahve içilebilen kioskları var. Ayrıca mobil araçlarını da unutmamak lazım. Maya Center, Bilgi Üniversitesi, Yeni Melek Gösteri Merkezi, Kadir Has Üniversitesi ve Kilyos Burç gibi pek çok yerde satışlarını sürdüren John’s Coffee’nin kahveleri; yöresel, aromalı ve kafeinsiz olmak üzere üç grupta toplanıyor. Yirmi beş kahve çeşidinin bulunduğu kafede, kahvenin yanında ev kurabiyesi ya da kek isteyebilirsiniz. Ayrıca kahve aksesuvarları ve kahve çekirdeği bulmak da mümkün.

John’s Coffee Moda: (0216) 550 07 11
Mayadrom Alışveriş Merkezi kiosk: (0212) 352 23 09
İşKule Çarşı Levent kiosk: (0212) 280 96 35

Kumquat
Zengin kahve menüsü ve şık iç mekan tasarımıyla dikkat çeken Kumquat Kafe, Gloria Jean’s ya da Starbucks gibi bir markanın şubesi değil ama tasarımından menüsüne kadar her konuda çok donanımlı. 50′nin üzerinde sıcak ve soğuk kahve çeşidi sunan mekanda, portakal aromalı orange mocha espresso tutkunlarının gözdesi. Süt, kahve ve aromanın doğal bir filtreyle karıştırılmasıyla yapılan latte’lerin tadı da, kırmızı-mavi-turuncu renkli görüntüsü de çok güzel. Aromalı kahvelerde çeşit bol: Chocolate raspberry, hazelnut, Irish cream, French vanilla… 3 buçuk milyon liraya içebileceğiniz bu kahve seçeneğinin güzel tarafı, “Coffee shop” tarzı ücretsiz tekrar dolum özelliği.
Tel: (0212) 236 68 53

Kahve Dünyası
Türkiye’nin 20 yıllık kahve üreticisi Altınmarka ile Ülker bir araya geldi ve ilk yerel kahve zinciri kurdu. Eminönü’ndeki “Kahve Dünyası”nda günde ortalama 600 fincan Türk kahvesi satılıyor. Bir fincan kahvenin 1 milyon liraya içildiği mekana grup olarak gitmişseniz 100 gramlık hediye kahve paketinizi almayı unutmayın. 2005 yılı içinde Türkiye çapında 20 adet şube açmayı planlayan firma, Brezilya’dan getirilen kahveleri son teknolojiyle işliyor. Kahve Dünyası’nda Ülker markalı Türk kahvesi ve espresso’nun toptan ve perakende satışı da yapılıyor.
Tel: (0212) 522 90 66

İyi kahve nasıl pişirilir?

Posted by admin on Temmuz 18th, 2008

Filtre kahve: Kullanılacak kahve ne çok ince ne de çok kaba çekilmiş olmalıdır. Uygun şekilde çekilmiş kahve, filtrenin üzerine yerleştirilir. En iyi ölçü 30 mililitre kahve ve 150 mililitre sudur. Filtrenin metal olması tercih edilir çünkü kağıt filtreler, kahveye tadını veren maddelerin aşağıya geçmesini engeller. Kahve konulduktan sonra, aletin ıstıcısı aktive edilir ve yukardan aşağı doğru akan sıcak su kahvenin içinden geçerek filtrenin altında bulunan kaba süzülür.

Espresso: Espresso ve Capuccino yapmak için mutlaka yüksek basınçlı su buharı veren bir makine kullanmalısınız. Aletin haznesine espresso kahvesi yerleştirilir ve aletin ısıtıcısı açılır. Kullanılacak su miktarı filtre kahveye göre çok daha azdır. Kahve miktarı ise normal kahvenin 2/3′üdür. Kahve aşağıya damla damla akmalıdır. Espresso hiçbir zaman bekletilmez, ona özgü tasarlanmış özel fincanında hemen içilmelidir yoksa tadı acılaşır.

Capuccino: Capuccino; 1/3 espresso, 1/3 kaynamış süt ve 1/3 süt köpüğünden oluşur. Hazırlanmasında sütün köpük hale getirilmesi önemlidir. Bunun için yüksek basınçlı su buharı kullanılır. Buhar ucunu süt kabına batırırken dikkatli olun, çok batırırsanız süt köpüğü fazla kabarcıklı olur, çabuk söner. Çok yüzeyde tutarsanız köpük oluşmaz ve süt çok ısınır.

French Press: Önce kahve cam kaba konur. 200 mililitrelik bir kap için 10 gram kahve kullanılır. Yeni kaynatılmış su kahvenin üzerine dökülür. Tahta ya da plastik bir kaşıkla 90-120 saniye karıştırılır ve 20-30 saniye beklenir. Filtre kapağı kapatıldıktan sonra filtre çubuğu tüm kahve dibe çökecek şekilde indirilir.

Machiato: Küçük fincandaki orta boy espresso’nun üzerine bir tatlı kaşığı kadar cappucino köpüğü konarak hazırlanır.

Kahve Hakkında

Posted by admin on Temmuz 18th, 2008

Kahve Çekirdeği

Kahve ağacının meyvesi olan kahve çekirdeği
yalnızca tropikal iklimin sürdüğü Ekvator
kuşağında yetişmektedir. Kahve ağaçları iki türe
ayrılır; ARABICA ve ROBUSTA.
Dünyada üretilen kahvelerin %75′i ARABICA
türüdür. ARABICA daha kaliteli bir ürün olarak
“gurme” kahve olarak, ROBUSTA ise genelikle
marketlerde satılmak üzere işlenir.
John’s Coffee yalnızca ARABICA kahve çekirdeğini
işlemektedir. Kahve endrüstrisi GURME ve
MARKET kahvesi olarak iki ana gruba ayrılır.
ARABICA ağacından toplanan kahve çekirdekleri
makine yerine, el ile toplandığından daha pahalıdır.

Kahve Sınıfları

ARABICA;
Ana vatanı kendiliğinden yetiştiği Ethopya’dır.
Daha sonra Yemen’de yetiştirilmeye başlanmıştır.
Özellikleri:
• Doğal olarak temiz ve saf.
• Daha lezzetli ve aromatik.
• Daha az kafein içerir. (% 1-1,5)
• Yükseklerde yetişir ve yetişmesi uzun süre alır.
• Yapısı, rengi, büyüklüğü homojendir.
• Narin yapısı sebebiyle hasatı zordur.
• Daha konsantiredir, el ile toplanır.
• Bugün çoğunlukla Orta ve Güney Amerika’da
üretilmektedir.

ROBUSTA;
Yüzyılın başında yetiştirilmeye başlanmıştır.
Arabica’ya kıyasla özellikleri:
• Daha az lezzetli biraz acı ve daha az aromatik.
• Daha çok kafein içerir. (% 2-3)
• Düşük yüksekliklerde yetişir ve yetişmesi daha
az süre alır ve kolaydır.
• Yapısı, rengi, büyüklüğü homojen değildir.
• İklim konusunda seçici değildir.
• Daha az konsantiredir, makina ile toplanır.
• Daha ucuzdur; “instant” hazır kahvelerde
kullanılır. Karışımlar için ekonomiktir.

Çeşitler

GURME KAHVELER

Değişik tarla ve kökenlerden gelen, birbiriyle karıştırılmayan, çekirdek olarak gelen ve taze öğütülen ARABICA kahvelerdir.
• %100 Arabica, doğal olarak temiz ve saf.
• Lezzetli ve aromatik.
• Daha az kafein içerir. (% 1-1,5)
• Saf ve geniş kahve seçeneği.
• Genelde çekirdek olarak satılır, taze çekilir.
• Fiyatı tarla, köken ve işleniş tarzına göre değişir.

MARKET KAHVELERİ

Genelde; ROBUSTA kökenli kahve çekirdeklerin
karışımıyla elde edilen, daha ucuz yaygın bulunan
daha az lezzetli kahvelerdir.
• Az Arabica, çok Robusta kahve karışımları.
• Daha az lezzetli biraz acı ve daha az aromatik.
• Daha çok kafein içerir. (% 2-3)
• Standart karışımlar, sabit ürün.
• Genelde çekilmiş olarak satılır.
• Fiyatı daha ucuz ve rekabetçidir.

Kadın ve Sevgi

Posted by admin on Temmuz 18th, 2008

Şüphesiz sevmek ,sevilmek ve ilgi görmek hiç kimsenin geri çeviremeyeceği olgulardır.Belkide bir ihtiyaçtır yemek içmek gibi.sevmek beraberinde bazı duygu ve sorumlulukları getirir yanında ve sahip olma güdüsünü tetikler.Ancak durumun tartışılmaz bir yanı vardır ki o da kadınların sevgiye olan ihtiyaçlarının daha fazla olması.

Bunun nedenini düsünmek ve muhakemesini yapmak icin bol bol zamanım oldu.Gözlemlerim ve incilemelerim oldu.Neden sevilmeyi ve ilgi görmeyi daha çok ister kadınlar?İşte bu sorunun beynimde yaptığı yönlendirmeyle bir kadını inceden inceye gözlemlerken buldum kendimi.Bir hastane odasındaydım ve “denek”im karşımda yatıyordu.Tavırları öyle kırılgan ve ümitsizdi ki farkında olmamak karanlığı farketmemekle eş sayılırdı. Önceleri hastalıktan olabileceği hakkındaki düsüncelerim ağır bastı.Ancak gözlemlerim derinleştikçe bunun altında gizli bir kırgınlık oldugunu anlamam çok uzun sürmedi ve ona ilk sorum bunun neticesinde geldi.Anlatmak ve rahatlamak isteyenle dinlemek için can atan bir bütün olmustuk.Sorun aslında bir çok kadının basına gelmiş olan aldatılmışlıktı.Evet eşi onu aldatmış hatta başkasıyla evlenmisti.İşte ikinci olmanın ,tercih edilen olmamanın verdiği yakıcı üzüntü onu hep bir ilgiye muhtaç etmisti.Hastalıkla bir araya gelen aldatılmıslık ruhunu ortadan ikiye ayırmıstı sevgi bir bağ olmustu.

Aslında bu sadece bir örnek.Daha kuvvetli olan bir baska kanı ise kadının kendini sevilmeye layık görüşüdür.Çünkü o sevmiştir,çünkü o fedakardır.Beklentisinin büyüklüğü kendini buna değer görmesiyle eştir.Ruhundaki mükemmellik karsılığında sevgi beklentisidir.Ve haklıdır sevilmeyi beklemekte çünkü kadınlarımız buna fazlasıyla ve beklediklerinin de kat kat üzerindekine değer…

İnternet ve Yaşam

Posted by admin on Temmuz 18th, 2008

Bize kattıkları ve bizden aldıklarıyla yavaş yavaş hayatımızın ayrılmaz bir parçası olan internet, bilindiği gibi her geçen gün kullanım alanı ve kullanıcısı çığ gibi büyüyen bir kurum halini aldı.Başlangıçta bu denli geniş kapsamlı bir hale geleceği,bu denli yaygınlaşacağı hesaba katılmamıştı şüphesiz.

Sunduğu geniş imkanlarla bizi ekran başına hapsetmeyi başaran bu sihirli kutu görmeden görüştüren,dokunmadan hissettiren ve duymadan konuşturan ilginç bir iletişim aracı da oldu.6 milyon nüfusa sahip olan msn kullanıcıları,yeni çağın iletişim aracını sınırsızca kullanmakta ve her geçen gün bunların sayıları artmakta.

Yeni bir oluşuma imza atan bu “görmeden görüşme” temelli iletişim yeni bir kültürü de oluşturdu adım adım.Mesela girilen bir chat sitesinde bilmeyenin anlayamayacağı bir dil kullanılmakta.İnsanlar birbirlerine sadece üç hafle selam veriyorlar “slm” karşısındakinin nasıl olduğunu sormak için de üç harf fazlasıyla yeterli geliyor “nbr?” cevabı yine üç harf “iii” bu da iyiyim teşekkür ederim manasında.”u?” ise sen kendinden bahset demek. İşte örneklerden de anlaşılacağı gibi dil haddinden fazla “sade”!!! Bu dilin kullanım amacıda anlaşılmıyor aslında.Neden mi?Eğer insanlar buralara zaman geçirmek için giriyorlarsa neden kelimeleri kısaltıyorlar?neden harfler yeterli geliyor?

Neticede oluşturulan bu yeni teknoloji terimleri hayatımızda kendine bir yer buldu bile.Korkum gelişen bu yeni neslin hayatlarını artık daha kısa kelimelerle,daha kısa duygularla ve daha az iletişimle geçirecek olmasıdır.Leylaların Mecnunları uğruna ölümü göze aldığı “aşk” sohbet odalarında yapılan 2 saatlik sohbetlerde,sevgi ise yazılan üç beş mail de yaşanacak.Ve görmeden görüşücekler,dokunmadan hissedecekler,duymadan konuşacaklar…

Kredi Kartı Mağduriyeti

Posted by admin on Temmuz 18th, 2008

Şok şok şok bilmem ne kartta şimdi al Mart’ta öde,ister 10′a ister 20′ye
böl.Al vatandaş al yeter ki al.Neyi alaym Allahım böyle avantaj olur mu ya
deyip salınıyoruz mağazalarda.Ne güzel şey değil mi kredi kartından 8′e
bölüp bir bluz almak?Hesap kesim zamanı asgariyi ödeyip borçlardan kurtuldum
sanmak.

Eskiden kredi kartı olan insana ayrı bir saygı duyulur,bu adamda para var
demek ki denirdi.Şimdi o da kalmadı.Herşeyin tadının kaçtığı ülkemizde kredi
kartının suyu çıktı.İnsanlar televizyonlarda ağlıyor,bir öğretmen borç
yüzünden benzin istasyonu soymak zorunda kalıyor. Mağduriyetlerin her geçen gün artması,borç yüzünden intihar edenler,evini
tekedenler…

Kim suçlu peki,biz mi bankalar mı?Tabiki de iki taraf da suçlu. Sen sorgusuz sualsiz kartları dağıtırsan,ekmeğe bile taksit uygulamasına
geçersen bu vatandaş da zaten hayat şartları altında ezik bir psikoloji
içinde saldıracaktır sağa sola.Peki sen vatandaş?Alması harcaması güzel de
ödemesi ne olacak diye sorsana bir kendine?Borcu borçla kapatma derdine
düşmeden alsana baştan önlemini!

Gelmesin evine haciz,dolaşma sokaklarda aciz! dedirtiyor insana bu
manzaralar.

Psikolojik kaçış var insanlarımızda.Belki de böyle rahatlıyorlar
ancak.Toplum olarak ciddi bir buhrandayız.
“Atları da Vururlar” filmi halimizi çok güzel bir biçimde özetliyor…Filmde
1929 büyük bunalımından sonra Amerika’da halkın, içine düştüğü yoksulluk ve
sefalet, yatacak yer karşılığı her şeyi yapmaya hazır hale gelişleri tüm
çıplaklığı ile anlatılıyor çünkü.
Daha güzel günler umuduyla…


Directory
Copyright © 2007 Tv Haberleri. All rights reserved.