Her adet gecikmesi “adet düzensizliği” değildir

Posted by admin on Ağustos 5th, 2008

Adet düzensizliği kavramı bazen adet gecikmesi ile karıştırılıyor. Oysa adet düzensizliğinden söz edebilmek için kişinin gerçekten belirli bir ritim içinde adet görmüyor olması gerekiyor. Bunun en temel göstergesi ise kişinin adet göreceği günü önceden tahmin edememesi… İki adet kanamasının başlangıçları arasında geçen süre, yani bir adet kanamasının başladığı ilk günden diğer adet kanamasının başladığı ilk güne kadar geçen süre adet siklusu olarak adlandırılıyor. Bu sürenin 21-35 gün arasında olması normal kabul ediliyor. Kadınların büyük bir kısmında adet siklusunun süresi 28 gün. Acıbadem Hastanesi Kozyatağı Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Aylin Aker, “Adetlerin 21 günden daha kısa aralıklarla tekrarlamasına sık adet görme (polimenore) denilir, iki adet arasındaki süre 35 günü geçerse buna da seyrek adet görme (oligomenore) denilir. Adetler sırasında aşırı kanamaların olması, adet görme süresinin uzaması, az kanamalı veya kısa süreli adet görme, ara kanamalar da adet düzensizliklerindendir.”

Birçok sebebi var

Adet düzensizliği üreme çağındaki her kadında görülebiliyor. Ancak ergenliğe yeni adım atmış kızlarda ilk adetin görülmesinden sonraki 1-2 sene süresince düzensiz adetlerin olmasını normal kabul etmek gerekiyor. Benzer şekilde üreme çağının sonlarına yaklaşmış olan menopoz öncesi kadınlarda da gecikme ya da erken görme şeklinde düzensizlikler daha sık görülüyor. Bu dönemler dışında adet gecikmesi görüldüğünde öncelikle gebelik ihtimali gözden geçiriliyor. Kadının gebe olup olmadığının belirlenmesinin ardından adet gecikmesi yapabilecek diğer durumlar araştırılıyor. Ancak bir kadında adet kanamasının senede bir kez gecikerek olması ileri inceleme gerektiren bir durum olarak kabul edilmiyor. Dr. Aker bunun sebebini şöyle açıklıyor: “Adet döngüsü vücutta bulunan işlevleri birbirinden farklı hormon salgılayan birçok salgı bezinin uyum içinde çalışması sonucu oluşur. Bu içsalgı bezlerindeki herhangi bir düzensizlik kendisini adet gecikmesi olarak gösterebilir. Mevsim değişiklikleri, hormon hastalıkları, üreme organları ile ilgili hastalıklar, stres gibi yaşam koşulları, ağır egzersiz veya aşırı kilo alıp verme adet gecikmesi yapan nedenlerdir.”

Sebebe yönelik tedavi

Kadın üreme sistemini kontrol eden hormonlar çok hassas dengelere sahip olduğu ve pek çok faktörden kolayca etkilenebildiği içini doğurganlık çağında adet kanaması düzensizliklerine ve beklenmeyen kanamalara sık rastlanıyor. Doğru tedavi yapılabilmesi için doğru tanı koymak şart. Dr. Aker, “tanı aşamasında jinekolojik muayene ve ultrasonografi yapılmalı, gebelik testi yapılarak gebelik ihtimali elenmelidir.” diyerek şöyle devam ediyor: “Özel durumlarda ve tekrarlayan kanama düzensizliklerinde hormon tahlilleri, rahim iç tabakası örnekleme yöntemleri, magnetik rezonans görüntüleme ve bilgisayarlı tomografi gibi daha ileri incelemeler yapılır.” Çocuk isteyenlerde ise yumurtlamayı uyarıcı tedaviler ile birlikte altta yatan neden yönelik tedaviler uygulanıyor. İlaç tedavi ile genellikle başarı sağlanıyor. Dr. Aker, nadir durumlarda endometrial ablazyon denilen rahim iç tabakasının tahrip edilmesi veya rahmin alınması gibi operasyonlar uygulandığını belirtiyor.

UNUTKANLIKLA BAŞA ÇIKABİLİRSİNİZ

Posted by admin on Temmuz 17th, 2008

Eğer daha sağlam daha güçlü bir bellekle yaşamınızı sürdürmek istiyorsanız önerilerimizi dikkate almalısınız.belleği korumak, geliştirmekten daha kolay ve güvenlidir.

DİKKAT GÖSTERİN.en basit ve en unutulan bellek yardımıdır.Çok basit bir kuralı en az üç kez hatırlayın.Odaklanın, odaklanın, odaklanın. Eğer bir şey gerçekten belleğinize girmezse onu hatırlamanız imkansızdır.Önemli bir bilgiyle karşılaştığınızda elinizdekini bırakın ve sadece ona odaklanın.

HER ŞEYİ HATIRLAMAYA ÇALIŞMAYIN. İnsanoğlu telefon rehberini, adres defterini, bilgisayar dosyalarını,kalemi, post-itleri keşfetmiş.Bunların hepsini hatırlamak için kullanın.

PLANLAYIN Zamanınızı iyi değerlendirmek yapacağınız işleri zamanında ve unutmadan yapmak istiyorsanız işlerinizi de zamanınızı da iyi planlayın.İşyerinde duvara , evinizde mutfağınıza ya da çalışma masanızın yanına asacağınız bir takvimden yaşamınızı ve işinizi planlama konusunda yaralanın.Planlamanın hatırlatıcı etkisini unutmayın.

LİSTE YAPIN Gün boyu tamamlamayı düşündüğünüz işler için bir görev listesi oluşturun. Strese girmeden, gününüzü iyi planlayarak bu görev listesini tamamlamaya gayret edin.

ÖZETLEYİN. Yeni öğrendikleriniz ve karşılaştıklarınızla ilgili kısa notlar alıp bu bilgileri yeniden kullanmak üzere kayıt tutmaya , dosyalamaya ve saklamaya özen gösterin.Not almak, özetle yapıp muhafaza etmek yeni bilgileri belleğimize kaydetmeyi de kolaylaştırır.

POST-İT KULLANIN Post-it kullanmak görsel hafızanın en önemli destekleyicilerindendir.Bu alışkanlığı edinmek belleğiniz için uyarıcı ve destekleyicidir.

EŞYALARIN YERİNİ DEĞİŞTİRMEYİN.Belirli eşyalarınızı belirli yerlere koyma alışkanlığı edinin.

ALIŞKANLIK EDİNİN. Belirli zamanlarda, belirli yerlerde, belirli kişlerle aynı işleri yapma alışkanlığı belleği geliştirir, korur, bellek hatalarını asgariye indirir.

ZİHNİNİZİ İTİN Düzenli fiziksel egzersizler size bellek takviyesi yapabilir.Düzenli aerobik egzersiz yapanların yapmayanlara göre bellek testinde daha başarılı oldukları görülmüştür.Aerobik egzersizler beyinde oksijen verimliliğini artırır.

STRESİNİZİ SINIRLAYIN Yoğun stres yükü altındaysanız bellek bundan rahatsız olur.

YERİNCE UYUYUN Düzenli uyku vücudu yeniden şarj eder, alarmda tutar, ayrıntılara dikkatinizi yoğunlaştırır. Uyku eksikliği bellek sorunlarının başlıca sebeplerdendir.Uykusuzluk konsantrasyon güçlüğüne de yol açar.

UYKU HAPLARINDAN UZAK DURUN

DEPRESYONU UNUTMAYIN depresyon unutturur. Depresyon belirtilerini öğrenin.Erken tanı için doktora başvurun.

MİNERAL VE VİTAMİN DESTEĞİ ALIN.B elleğiniz için dengeli, meyve sebze içeren, sağlıklı bir diyetten daha iyi hiçbir şey olamaz Başta bor ve çinko olmak üzere birçok mineral belleği yeniler.Yapılan birçok araştırma bunu ispatlamaktadır.Borun en iyi kaynakları kuru erik, kuru üzüm, hurma ve fındıktır.Yeterince E vitamini, C vitamini, B1,B6, B12 vitamini aldığınızdan emin değilseniz bu vitaminleri içeren destekleri kullanmalısınız.

KAHVEYİ VE ALKOLÜ KESİN.Kafein kanıtlanmış bir bellek katilidir.Gün içinde birden fazla kahve konsantrasyonu azaltır.Sizi uyanık tutar fakat uykunuzu enkaz haline getireceği için hatırlamanızı zorlaştırır.Alkolün bir kadehi bile beyin hücrelerinin çalışma kabiliyetini azaltır.Uzun süre alkol alanların beyin hücreleri tamamen ölür.

AŞIRI YEMEYİN.

SİGARAYI TERK EDİN.Tütün antioksidan savunma yeteneğinin en önemli unsurlarından C vitaminini azaltarak ve damarsal sorunlara yol açıp beynin beslenmesini bozarak belleği tahrip eder.

TEMİZ HAVA ALIN.

İLAÇLARA DİKKAT EDİN.Özellikle beyne etki eden ilaçların bellek gücünde belirgin azalmaya sebep olabileceğini unutmayın.

ILIMLI EGZERSİZLER YAPIN.

DOĞRU BESLENME BELLEĞE GÜÇ VEİR!

Daha sağlam, daha güçlü ve daha dayanıklı bir bellek yeteneği beslenme alışkanlıklarımızla yakın ilişkidedir.

Antioksidan meyveleri bol bol tüketin. Her gün en az beş porsiyon sebze ve meyve yiyin.Kuru siyah erik, kuru siyah üzüm, böğürtlen, çilek , pancar, brüksel lahanası, ıspanak ,brokkoli, kivi, kızılcık, kırmızı biber, portakal,avakado, soğan

Kan şekerini hızla ve aşırı derecede yükselten besinlerden uzak durun.Haşlanmış patates, corn flakes, dondurma, haşlanmış mısır, tahıl gevrekleri, beyaz ekmek, kızarmış patates, pirinç

Düzenli kahvaltı yapın.

Sirke , limon suyu ve baharat kullanın.

İşlenmiş besinlerden , yapay tatlandırıcılardan uzak durun.

Düzenli balık tüketim.

Omega-3 içeren besinleri daha çok tüketin.Semizotu, balık eti, avakado, kanola yağı, ceviz

Omega-6 içeren besinleri azaltın.Ayçiçek yağı, kırmızı et, yağda kızartmalar, dondurma, tereyağı, margarin, mayonez, patlamış mısır

Daha az yağ tüketin.

Toplam günlük kalori tüketiminizi azaltın

Stres altındayken yemek yemeyin.Gece yemek yemekten kaçının.

Zeytinyağını , kanola yağını tercih edin.

Bol, bol su için.

Meme kanseri tedavisindeki tehlike!

Posted by admin on Temmuz 17th, 2008

İsveçli doktorların meme kanseri olan kadınlar üzerinde yaptığı araştırmaya göre, bu hastaları bir tehlike daha bekliyor.

Meme kanserinden kurtulmak için ışın tedavisi gören kadınların akciğer hücreleri mutasyona uğruyor ve daha sonra bu akciğer kanserine dönüşüyor.

Stockholm’deki Karolinska Enstitisü doktorları Per Hall, Michaela Prochazka ile Kamila Czene’nin 180 kadın üzerinde yaptıkları araştırmaya göre, meme kanseri olan kadınlara yapılan ışın tedavisi akciğer hücrelerinde mutasyona yol açıyor, bu da kadınlarda akciğer kanseri riskini artırıyor.

Araştırmaya göre, sigara içen meme kanseri hastası kadınların ışın tedavisinden sonra akciğer kanserine yakalanma riskleri ise 3 misli daha fazla.

Banyo Deyip Geçmeyin

Posted by admin on Temmuz 17th, 2008

Birçok kişi için yıkanmak, sadece kirlerden arınmak anlamına geliyor. Oysa banyo yaparken birçok rahatsızlığınızdan kurtulabilir, dikkat etmezseniz de hasta olabilirsiniz.

# Sert bir sabun cildinizin kurumasına, pul pul dökülüp kaşınmasına ve kırışmasına neden olabilir. Bu nedenle cilt tipinize uygun, nemlendirici bir sabunu tercih edin. Cildiniz aşırı kuruysa, ıslak cildinize bebek yağı sürün.
# Yorgunluktan şikayetçiyseniz, her gün kısa bir duş yapın. Kan dolaşımını harekete geçirmek için de duşu, soğuk suyla bitirin.
# Uzmanlar yıkanmak için en iyi saatin, akşam 9 olduğunu söylüyorlar. En uygun su ısısı ise 37 derece olmalı. Yüksek tansiyon hastaları ve hamilelerin daha soğuk suyu tercih etmesi gerekir.
# Banyo suyuna limon yağı ilave ederseniz, cildiniz pürüzsüzleşir, çillerin rengi açılır.

Her adet gecikmesi “adet düzensizliği” değildir

Posted by admin on Temmuz 17th, 2008

Adet düzensizliği kavramı bazen adet gecikmesi ile karıştırılıyor. Oysa adet düzensizliğinden söz edebilmek için kişinin gerçekten belirli bir ritim içinde adet görmüyor olması gerekiyor. Bunun en temel göstergesi ise kişinin adet göreceği günü önceden tahmin edememesi… İki adet kanamasının başlangıçları arasında geçen süre, yani bir adet kanamasının başladığı ilk günden diğer adet kanamasının başladığı ilk güne kadar geçen süre adet siklusu olarak adlandırılıyor. Bu sürenin 21-35 gün arasında olması normal kabul ediliyor. Kadınların büyük bir kısmında adet siklusunun süresi 28 gün. Acıbadem Hastanesi Kozyatağı Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Aylin Aker, “Adetlerin 21 günden daha kısa aralıklarla tekrarlamasına sık adet görme (polimenore) denilir, iki adet arasındaki süre 35 günü geçerse buna da seyrek adet görme (oligomenore) denilir. Adetler sırasında aşırı kanamaların olması, adet görme süresinin uzaması, az kanamalı veya kısa süreli adet görme, ara kanamalar da adet düzensizliklerindendir.”

Birçok sebebi var

Adet düzensizliği üreme çağındaki her kadında görülebiliyor. Ancak ergenliğe yeni adım atmış kızlarda ilk adetin görülmesinden sonraki 1-2 sene süresince düzensiz adetlerin olmasını normal kabul etmek gerekiyor. Benzer şekilde üreme çağının sonlarına yaklaşmış olan menopoz öncesi kadınlarda da gecikme ya da erken görme şeklinde düzensizlikler daha sık görülüyor. Bu dönemler dışında adet gecikmesi görüldüğünde öncelikle gebelik ihtimali gözden geçiriliyor. Kadının gebe olup olmadığının belirlenmesinin ardından adet gecikmesi yapabilecek diğer durumlar araştırılıyor. Ancak bir kadında adet kanamasının senede bir kez gecikerek olması ileri inceleme gerektiren bir durum olarak kabul edilmiyor. Dr. Aker bunun sebebini şöyle açıklıyor: “Adet döngüsü vücutta bulunan işlevleri birbirinden farklı hormon salgılayan birçok salgı bezinin uyum içinde çalışması sonucu oluşur. Bu içsalgı bezlerindeki herhangi bir düzensizlik kendisini adet gecikmesi olarak gösterebilir. Mevsim değişiklikleri, hormon hastalıkları, üreme organları ile ilgili hastalıklar, stres gibi yaşam koşulları, ağır egzersiz veya aşırı kilo alıp verme adet gecikmesi yapan nedenlerdir.”

Sebebe yönelik tedavi

Kadın üreme sistemini kontrol eden hormonlar çok hassas dengelere sahip olduğu ve pek çok faktörden kolayca etkilenebildiği içini doğurganlık çağında adet kanaması düzensizliklerine ve beklenmeyen kanamalara sık rastlanıyor. Doğru tedavi yapılabilmesi için doğru tanı koymak şart. Dr. Aker, “tanı aşamasında jinekolojik muayene ve ultrasonografi yapılmalı, gebelik testi yapılarak gebelik ihtimali elenmelidir.” diyerek şöyle devam ediyor: “Özel durumlarda ve tekrarlayan kanama düzensizliklerinde hormon tahlilleri, rahim iç tabakası örnekleme yöntemleri, magnetik rezonans görüntüleme ve bilgisayarlı tomografi gibi daha ileri incelemeler yapılır.” Çocuk isteyenlerde ise yumurtlamayı uyarıcı tedaviler ile birlikte altta yatan neden yönelik tedaviler uygulanıyor. İlaç tedavi ile genellikle başarı sağlanıyor. Dr. Aker, nadir durumlarda endometrial ablazyon denilen rahim iç tabakasının tahrip edilmesi veya rahmin alınması gibi operasyonlar uygulandığını belirtiyor.

Meme Hastalıkları

Posted by admin on Temmuz 17th, 2008

Kadınlarda görülen kanserlerin yüzde 29’undan sorumlu olan meme kanserinden korunmak için aylık meme muayenesinin yanısıra, 40 yaşından sonra her yıl düzenli olarak mamografi çektirilmesi gerekiyor.

Güzelliğin ve doğurganlığın simgesi olarak görülen meme, kadın sağlığı açısından da büyük önem taşıyor. Gelişmiş ülkelerde her 8 kadından birinin yaşamının bir döneminde yakalanacağı kabul edilen meme kanserinin erken tanısı için, kadınların aylık düzenli meme muayenesi yapması öneriliyor.

Meme kanserinin gelişmiş ülkelerin verilerine göre 54 yaşın altındaki kadınlarda halen kanser ölümlerinin birinci, 54 yaş üstü kadınlarda ise ikinci nedeni olarak gösterildiği belirtiliyor. Tüm yaş grupları değerlendirildiğinde meme kanseri ise, akciğer kanserinden sonra ölüme en sık neden olan ikinci kanser olarak kabul ediliyor. Amerikan Kanser Birliği verileri bu ülkede 1999 yılında 175 bin meme kanseri tanısı alan kadının 43 bininin aynı nedenden dolayı yaşamını kaybettiğini gösteriyor.

Meme ile ilişkili yakınmalar, gelişmiş ülkelerde bel ağrısından sonra en sık doktora başvurma nedenidir. Bu yakınmalar, memede ağrı, farkedilen bir şişlik veya meme başı akıntısı gibi sorunlar nedeniyle olabilmektedir. Ayrıca, herhangi bir yakınma olmaksızın gerçekleştirilen tarama programları çerçevesinde de hastalar doktora başvurmaktadır.

Her kadinin meme kanseri için risk altında olduğu kabul ediliyor. Meme kanserinin gelişme riski, ilerleyen yaş ile birlikte artmaktadır. Bir memesinde meme kanseri öyküsü ya da meme kanseri aile öyküsü olan kadınlarda meme kanseri gelişme riskinin daha yüksek olduğu belirtiliyor. Erken adet görme veya geç menopoza girme, ilk doğumun 30 yaşın üzerinde yapılması, uzun süreli östrojen tedavisi, diyet ile fazla miktarda yağ alımı ve alkol kullanımı küçük oranlarda da olsa diğer risk faktörleri olarak belirlenmiştir.

Memenin iyi huylu, yani kanser olmayan hastalıkları arasında en sık görüleni kistik hastalık. Bu hastalıkta oluşan kistik oluşumlar kanser öncüsü kabul edilmiyor, yani meme kanserine dönüşmüyorlar. Bunlar, başka bir odakta meme kanseri görülme olasılığını anlamlı olarak arttırmazlar ve gelişebilecek bir meme kanserinin daha kötü seyretmesine neden olmazlar. Bu nedenlerden dolayi memede yer alan bu kistlere, eğer basit kist olduklarından emin olunursa, genel anlamda herhangi bir cerrahi girişim gerekmez. Ancak, hastanın hikayesinde, öz ve soygeçmişinde, yapılan klinik meme muayenesinde veya görüntüleme yöntemleri ile elde edilen bulguların sonucunda bu kistik oluşumların meme kanseri riski taşıdığı düşünülürse, bu kistten bir doku örneği alınması ve mikroskop altında değerlendirilerek kesin tanının konması gerekebilir. Doku örneği alınabilmesi için farklı yöntemler vardır. En basit yöntem ince bir iğne ile kistten örnek almaktır. Ancak bazı koşullarda cerrahi yöntem ile de biyopsi yapılması daha uygun olmaktadır. Memede kitle oluşması, ağrı olması veya meme başında kendiliğinden olan bir akıntının farkedilmesi durumunda bir uzman hekime başvurulması gerekiyor.

Ayrıca 40 yaş üstü kadınların yıllık tarama programlarına katılmalarıyla meme kanserinin erken dönemde tanınması mümkün olabiliyor. Meme kanseri tanısının erken konabilmesi için kullanılan üç yöntem vardır. İlki, kişinin yapacağı aylık kişisel meme muayenesi, ikincisi bir genel cerrah tarafından yapılacak yıllık klinik meme muayenesi ve sonuncusu da görüntüleme yöntemleri ile yapılacak değerlendirmelerdir.

Aylık meme muayenesi:

Kadınların kendi kendilerine yapacağı aylık meme muayeneleri meme kanserinin erken tanısı açısından çok önemlidir. Bu yöntem üzerine gerçekleştirilen ve sağ kalma etkisini değerlendirmeye yönelik yapılmış çalışmaların sonuçları çelişkili olsa da, kesinlikle önerilmektedir.

Klinik meme muayenesi:

Uzman hekimin yaptığı yıllık klinik meme muayenesi, hasta veya görüntüleme yöntemleri tarafından saptanamamış meme kanserlerininin bir kısmını yakalayabilmektedir. Yapılan birçok çalışma, bu yöntemin olumlu sonuçlarının altını çizmektedir.

Mammografi:

Meme dokusunu görüntülemek için en sık kullanılan radyolojik yöntemdir. Şu anda kullanılan teknik ile mammografi çekilirken her görüntü için memenin aldığı radyasyon ihmal edilebilir düzeydedir. Mammografi, muayenede saptanamayacak kadar küçük kanser odaklarını gösterebilmekte, hatta kanser oluşumunun erken evresini bile saptayabilmektedir. Meme kanserinin bu evrede saptanabilmesi de tedavi şansını oldukça yükseltmektedir.

ABD’de mammografinin rutin tarama için kullanılmaya başlanmasından sonra kanserin erken evrede yakalanma oranı 7 kat artmıştır.

Yapılmış birçok çalışma, mammografi ile tarama yapılan gruplarda sağkalımın arttığını göstermektedir. Tarama mammografisi için uygun zaman ve sıklık özel risk faktörleri olmadığında, 40 yaş üstü kadınlar için ve yılda bir keredir.

Astım Kalıtsal mıdır? Nasıl Tedavi Edilir?

Posted by admin on Temmuz 17th, 2008

ASTIM Nedir?
Solunum yollarının mikrobik olmayan iltihaplanma nedeniyle daralmasına “astım” denir. Bu daralma, solunum yolları daralmasındaki kasların kasılmasına, mukozanın şişmesine ve buradaki salgının artmasına bağlıdır.

Astımın belli başlı belirtileri nelerdir; belirtileri ortaya çıkaran nedir?

Hırıltı
Öksürük
Nefes darlığı
Göğüste sıkışma hissi

Bu belirtiler genellikle nöbetler halinde gelir, egzersiz veya gülmeyle, soğukalgınlığı sırasında veya çeşitli allerjilerle maruz kalma ile artar. Astım tedavi edilmeme veya yetersiz tedavi edilirse belirtiler sürekli hale gelebilir.

Astımı başlatıcı eteknlerin bazıları çok özgündür ve bazı kişileri etkileyip, bazılarını etkilemez. Bilinen başlatıcı etkenlerin arasında en sık görülen ev tozu akasları (Toz böcekleri), polenler r ve küf mantarları gibi allerjenlerdir. Bunun dışında sigara dumanı, bazı ilaçlar ,( aspirin, bazı tansiyon ialçalrı), öbazı yiyecekler de bulunan katkı maddeleri de astımı başlatabilir.

Astım kalıtsal mıdır?
Evet, ailesinde astım bulunanlarda, saman nezlesi yada egzama olanlarda daha sık görülür. Ancak astım ailede böyle bir hikaye yokken de ortaya çıkabilir.

Astımı başlatan etkenlerden nasıl kaçınılabilir?

Astımı başlatan etkenler tespit edildiğinde bunlardan kaçınmak için alınacak önlemler, yakınmaları ve ilaç gereksinimini azaltabilir. Özellikle ev tovn allerjisi olanlarda yatak odası temizliği önemlidir. Yatak takımlarının her hafta değiştirilerek, makinada yıknaması, yatak odasındaki halının kaldırılması, odanın havalandırılması, akar öldürücü ilaçların kullanılması yakınmaları azaltacaktır.

Sigara dumanına maruz kalmak (içici olmadan da), kalıtsal olarak astıma eğimli olan birimde astıma neden olabilir veya mevcut astımı dahada arttırabilir. Astımlı çocuk sahibi olma riskini arttırdığından hamilelik sırasında sigaradan kaçınılmalıdır.

Ben ya da çocuğum egzersizi bırakmalımıyız?
Astımlı insanların çoğunda egzersiz yaptıklarında belirtiler ortaya çıkabilir. Ancak asıtmı iyi kontrol edilen, yeterli tedavi gören astımlar normal günlük aktivitelerini yapabildikleri gibi, çeşitli spor ve egzersizleri de yapabilirler. Öyleki astımlı olan olimpiyat şampiyonu olmuş pek çok sporcu vardır.

Astım nasıl tedavi edilir?

Astımı tedavi etmekte kullanılan ilaçlar üç ayrı grupta toplanabilir.

1. Rahatlatıcılar : Astım belirtilerinin hemen giderilmesi sağlanır
2. Önleyiciler : Solunum yollarındaki duyarlılığı ortadan kaldıran, uzun süreli kullanımda hastalığı tedavi eden ilaçlar
3. Kurtarıcı ya da Acil ilaçlar: Kötüye giden astım tedavisinde ya da bir nöbet sırasında belirtileri acilen kontrol altına almak için kullanılan ilaçlar

Hasta ya da ebeveyn olarak sizin sorumluluklarınız ;
- İlaçları reçetede yazıldığı gibi düzenli alınız. Astımlı çocukların aileleri için bu, ilacın alınmasını denetleme ve doğru alınmasını sağlama anlamına gelir,
- Sigara dumanı dahil başlatıcı etkenlerden korunma,
- Astım kronik bir hastalık olduğundan, düzenli aralıklarla doktorunuza görünün, sizinle düzenli ilgilenen ve durumunuzu bilen aynı doktora görünmenizde önemlidir.
- Tedavi esnasında şikayetlerinizde astım olursa, doktorunuza planlanandan önce başvurunuz,
- Astım konusunda öğütleri, iyi niyetli arkadaşlarınız, yakınlarınız ya da komşularınızdan değil , doktorunuzdan alınız. Herkesin astımı farklıdır. Bir kişiye uygun olan öğüt diğerine uymayabilir.

Astım ilaçları güvenli midir?
Astım ilaçları genellikle tedavi edilmemiş ya da yetersiz tedavi edilmiş astımdan daha güvenlidir.

Doğal terapiler yardımcı olur mu?
Astım çoğu kez ilaçla kolayca kontrol edilmektedir. İnsanların çoğu ilaç almamayı tercih edip alternatif sağlık uygulamalarına başvurmak isteyebilir. Doğal terapilerin hiçbirisinin etkinliği bilimsel olarak kanıtlanamamıştır. Doktorunuz tarafından size öneriloen tedaviyi uygulamamanız veya kesmeniz tehlikeli sonuçlara yol açabilir.

Bahar Nezlesi (Vernal Konjuktivitis)

Posted by admin on Temmuz 17th, 2008

Daha çok çocuk ve gençlerde rastlanan bu göz hastalığı çift taraflı bir konjuktivitis şeklidir. Her ne kadar adını bahar mevsiminden alsa da yaz mevsiminde ortaya çıkar. Erkeklerde ve sıcak iklimlerde yaşayanlarda daha çok görülür.

Semptomlar; Kaşıntı, ışıktan rahatsız olma, sulanma ve göz kapaklarında şişlik hissidir.

Klinik: Vernal konjuktivitis iki şekilde ortaya çıkar. Palpebral form ve bulbar form. Bazen iki şeklin de kombine olduğu olgular olabilir.

1. Palpebral form’da üst kapak konjuktivasında daha bariz olmak üzere bütün konjuktivanın kırmızı renkte olduğu görülür. Papiller dediğimiz konjuktivada hipertrofik ve poliglonal şekil gösteren sert kabarık üstleri düz olan ve mavi beyaz renkte süt görünümünde kabartılar mevcuttur.

2. Bulbar form ise palpebral kadar karakteristik değildir. Kızarıklık hafiftir ve jelatinöz kabarık kalınlaşmalar limbusta nodül veya halka şeklinde ortaya çıkar. Bazen interpalpebral veya subtarsal sahaları tutar veya komşu kornea kenarına doğru ilerler ve Bowman zarını bozabilir.

Ayırıcı tanı: Bahar nezlesi; folikül, papil, marjinal infiltrat gösteren trahom, inklüzyon konjuktivitisi, limbal granüloma, phylicten veya episkleritisden ayırt edilmesi gerekir. Kaşıntı, eozinofil hakimiyeti ve inklüzyon yokluğu karakteristik olup ayırıcı tanıda önemlidir.

Patoloji: Epitel proliferasyonu eozinofil artışı, stroma kalınlaşması, konjuktiva bağ dokusunun artması söz konusudur. Hyalin dejenerasyonu ve epitel kalınlaşması süt gibi beyazımsı görüntüyü sağlamaktadır.

Etyoloji: Mevsim insidansı göstermesi kaşıntı mevcudiyeti ve eozinofil invasyonu allerjik olduğunun göstergesidir ancak spesifik bir allerjen tesbit edilememiştir.

Tedavi: Semptomatiktir. Kortizonlu damla ve pomadlar supresyon amacıyla kullanılır. Ayrıca krioterapi ve cerrahi tedavisi de mevcut olup çok büyük vejetasyonlarda tarsektomi ve eksizyon önerilmektedir.

Elektromyografi Nedir?

Posted by admin on Temmuz 17th, 2008

Elektromyografi kas ve sinir iletilerinin incelendiği bir tetkikdir. İşlem iki aşamadan oluşmakta olup ilk aşamada küçük elektrik uyarıları verilerek sinir iletilerine ikinci aşamada ise özel steril bir iğne ile kas iletilerine bakılmaktadır.

Hazırlık Aşamaları Var mı?

Özel bir hazırlık aşaması olmamakla birlikte tetkike gelmeden önce tüm takıların çıkarılması (yüzük, bilezik, saat vs.), cildin temiz olması (yağlı krem vs. sürülmemesi) gerekmektedir.
Tetkik için açlık gerekmediğinden karnınız tok gelebilirsiniz.

Nasıl Yaptırabilirsiniz?

EMG hafta içi hergün 16.00-18.00 cumartesi 11.00-14.00 saatleri arasında yapılmakta olup daha önceden randevu almanız gerekmektedir.

Randevu Telefonlarımız : 517-519
Lütfen gelmediğiniz randevunuzu iptal ettiriniz…

Raporunuzu Nasıl Alırsınız?

Size bildirilen sürede raporunuzu Nörolojik Bilimler Polikliniğinden alabilirsiniz.

Geçmiş Olsun Dileklerimizle

Grip aşısı için geç değil

Posted by admin on Temmuz 17th, 2008

Gribal enfeksiyonların ve hava değişimlerinin en yoğun olduğu bu dönemde aşı yaptırmak, işgücü kaybını engelliyor.

Aşı yaptırmak sadece gripten korumuyor, zatürree hastalığını da engelliyor.

Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Çiğdem Serttürk, gribin yaygın görüşün aksine çok da masum bir hastalık olmadığı anlattı:

“Grip her yıl dünya nüfusunun yüzde 10-20′sini etkilemekte ve 20-40 yıl ara ile büyük salgın yapmaktadır. Gribe bağlı ölümler ya viral enfeksiyon sonrası gelişen akciğer dokusunun iltihabı yada kalp yetmezliklerinden kaynaklanmaktadır.

Aşılar ise her yıl ölü virüs aşısı şeklinde o yıl içinde salgın yapan etkenlerden üçü seçilerek hazırlanmaktadır.

Bu aşılar, koruyuculuğu bir yıl olacak şekilde eylül-kasım ayları arasında uygulanmaktadır. Dolayısıyla şu anda içinde bulunduğumuz mevsim aşıların yapılması için tam zamanıdır.”

Dr. Çiğdem Serttürk, grip aşısı ile sadece grip riskinin azaltılmadığını, çok daha tehlikeli olan zatürree riskinin de azaltıldığını belirtti:

“Genellikle hastada önce kuru sonra balgamlı öksürük, yüksek ateş, şiddetli göğüs ağrıları, nefes darlığı gibi şikayetlere yol açan zatürree, tedavisi güç ve pahalı bir hastalık olduğu için büyük ekonomik kayıplara yol açmaktadır.

Tedavi sırasında gelişen ilaç dirençleri de problem yaratmaktadır. Bu durum ise hastalık oluşmadan korunmanın önemini bir kez daha gözler önüne sermektedir.”

Başka hastalığı olanlar dikkat!

Zatürreenin başka hastalığı olan kişilerde daha ağır seyrettiğinin de altını çizen Dr. Çiğdem Serttürk, dikkatli olması gereken hasta gurubunu açıkladı:

“Zatürree, ileri derecede böbrek rahatsızlığı, kalp yetmezliği, kronik nörolojik bozukluğu, karaciğer hastalığı, kanser hastalığı, kalp damar hastalığı, KOAH hastalığı ve ileri yaş gruplarında (65 yaş ve üstü) oldukça ağır geçer.

Hastanın bağışıklık sisteminin artırılmasına yönelik uygulama grip aşısında olduğu gibi beş, altı yılda bir kez uygulanan pnömoni aşısıdır.

Aşı uygulaması son derece kolay ve güvenilirdir, yüzde 60-80 koruyuculuğu vardır. 65 yaş üzeri rutin uygulamada fayda-tedavi maliyeti uygunluğu tespit edilmiştir.

Aşı gebelerde ilk üç ayda uygulanmamaktadır. Her iki aşı da aynı zamanda uygulanabilmektedir.”


Directory
Copyright © 2007 Tv Haberleri. All rights reserved.
sitemap sitemap.txt sitemap.html tv haberleri haberler
Bu sitede yer alan yazıların tümü, bilgi edinmek isteyen ziyaretçiler için hazırlanmıştır.İçeriği başkaları tarafından doğru ve geçerli bulunmayabilir. Sitede yer alan yazı ve resimlerin kopyalanması, her türlü kullanımı ve bilgilerin uygulanması sonucu doğan hukuki, ahlaki, mesleki ve yaşamsal sorunlar sadece bu eylemi gerçekleştiren kişilerin sorumluluğundadır. Bunlardan dolayı ortaya çıkabilecek hiç bir sorundan site ve yazarları sorumlu kılınamaz. Şikayet adresi ile iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde tvhaberleri.com yönetimi olarak tarafımızdan gereken işlemler yapılacaktır.İletişim kasvax@gmail.com