Kimyasal Peeling

Posted by admin on Temmuz 17th, 2008

Günlük olarak kullanılan ve sık bulunan bir çok besin ve besin katkı maddesi, uzun yıllardır güzellik amacı ile kullanılmıştır. Bu maddelerin genel özelliği asit karakteristiği taşımalarıdır. Ekşimiş süt, sirke güzel görünüm için en çok kullanılmış olanlar. Günümüzde eskiden kullanılmış ve olumlu etkileri gözlenmiş olan maddelerin içerdikleri asıl etki eden güç analiz edilmiş ve belirlenmiştir. Bu kimyasal ajanlar 3 gurupta farklı gurupta kullanılmaktadır; yüzeyel peeling (soyma), orta derinlikte peeling ve derin peeling.

Yüzeyel peeling için AHA (alphahydroxy Acid) ürünleri, başta glikolik asit olmak üzere kullanılır. Cildin en dış katmanını etkiler ve ciltte belirgin bir güzellik, parlaklık ve canlılık oluşturur. Yüzeyel peeling amacı ile % 10 dan daha düşük konsantrasyondaki ürün evde tariflere göre 2-3 hafta kullanılır. Daha sonra güzellik merkezindeki cilt uzmanına gidilir. Uzman her seansta konsantrasyonunu yükselttiği AHA uygular ve takip eder. Seanslar 1 - 3 hafta ara ile olabilir. Uygulama sonrasında hemen kişi günlük yaşamına katılabilir. Uzamanın vereceği tarife göre evde de % 10 veya daha düşük değerdeki AHA lı ürün uygulaması sürer.

Orta Derinlikte Peeling

Genelde ciltteki yaşlanmaya bağlı olarak görülen etkilerin ve güneşin cilt üzerinde oluşturduğu istenmeyen etkilerin ortadan kaldırılmasında çok iyi sonuçlar sağlar. Yüzeyel peeling’te kullanılan ajanların özel bir protokol ile uygulanması ile yapılır. Ciltteki bu orta derinlikteki soyma işlemi sonrasında cilt genellikle 3 gün gibi kısa bir sürede iyileşir. Bu tip soyma işleminden sonra ciltte kırmızılık oluşur ve bu kızarma zaman içerisinde hızla normale döner. Bu süre içerisinde makyaj ile bu kırmızılığı kapatmak kolayca yapılabilir. Sonuçları çarpıcı bir yöntemdir. Mutlaka cilt uzmanı (doktor) tarafından uygulanmalıdır. Ciltte skatris oluşumuna neden olabilir. Eğer hekim kontrolunda iseniz olumsuzlukların görülem şansı çok azdır.

Derin Peeling

Cildin daha derinlemesine soyulmasında TCA ve fenol gibi kimyasal maddeler kullanılır. Akne skarları ve derin güneş etkilerinin tedavisi amacı ile cilt uzmanları (doktor) tarafından ancak uygulanabilen bir yöntemdir. Kimyasal maddelerin cilde uygulanması kısa süreli bir sıkıntı yaratır. Uygulama sonra ciltteki renk değişiklikleri ve şişlikler nedeni ile 1 - 2 hafta iş ortamı gibi ortamlara girmek önerilmez. Bu süre sonunda eski cilt hücreleri tamamen dökülür ve yerini yeni hücrelere bırakır. Çok daha genç ve taze bir cilt görünümü kazanılır. Uygulama sonrasında nedbe dokusu oluşabilmektedir. Mutlaka doktor tarafından uygulanmalı ve takip edilmelidir. Cerrahi bir girişim olmadan yüzde gerilme ve kırışıkların gitmesi sağlar.

Türk Kadını ve Liposuction

Posted by admin on Temmuz 17th, 2008

Şişmanlık vücutta aşırı yağ depolanmasıdır. Bu genellikle ideal kilonun %10 üzerinde kilo alımı ile belirginleşir ve aşırı kiloların 50 kiloyu aştığı durumlarda ölümcül şişmanlıktan bahsedilir. Bu ayrım tedavide önem kazanır. Ölümcül şişmanlık için genelde mide küçültücü cerrahi yöntemler uygulanırken, daha hafif sorunlar rejim ve spor ile tedavi edilir. Özellikle refah toplumlarında şişmanlık bir kısır döngü ile sonuçlanır. Zayıflık ve gençliğin baştacı edildiği günümüzde, şişmanlık toplumdan uzaklaşmayı hızlandırır ve bu da aşırı yemeyi körükler.

İdeal kilo kişinin boyuna, vücut yapısına göre farklılık gösterirken, değişik toplumların kadın ve erkek için ideal kilo algılamaları da farklıdır. Örneğin, Afrika toplumları için toplu kadın ve çok zayıf erkek makbulken, Avrupa toplumlarının algılaması tam tersi olabilir. Aynı farklılık bizim kırsal kesimlerimiz ile şehir toplumlarımız için de geçerlidir. Şehir toplumlarımızda giderek artan oranda batı standartları egemen olmakta ve bu özellikle genç nesilde belirginleşmektedir. Spor ve diyet ile cilt altı yağ kalınlığını azaltmak amaçlanır. Ancak vücutta belli yörelerdeki yağlar, artması ile aynı oranda azalma göstermezler. Bu da yapısal olarak belirlenir. Türk kadınının yapısı büyük oranda yüzyıllar öncesinin tanrıça heykelcikleri ile benzerlik göstermektedir.

lipo4.gifKadınlarımız genelde Akdeniz kadınlarının tipik özelliği olan üst kısımlarda az, alt kısımlarda bol yağlanma gösterir. Özellikle kalçalar ve bacak çevresi etkilenir. Yöremiz kadınlarında sıklıkla popo bölgesinde, bacak arkasında, kalçaların her iki yanında, bacak ve diz içlerinde, bacak ön yüzünde yağ birikimi görüyoruz. Bu bölgelerde bazı hatlarda da tam tersine yağ artışı izlenmez: örneğin leğen kemiğinin iki yanı, kalça ve bacak ön birleşim hattı. Bu da kum saati manzarasına neden olarak şekil bozukluğunu arttırır. Popo bölgesinde yağ depolanması sonucu ise poponun ağırlığı artar, aşağı doğru sarkar. Bu popo ile bacak birleşim hattını aşağı doğru iterek, arkadan bacakların olduğundan daha da kısa görünmesine neden olur. Popo kendi ağırlığı ile sarkacağından, poponun altında derin bir çizgi oluşur. Bu da daha yaşlı bir görünüme neden olur.

Kilo kaybında yağ dokusunda incelme olurken, anlatılan bu bölgelerde yağ hacim kaybı görülmez. Nasıl bu yöreler kilo alımı ile kolay deforme oluyorsa, kilo kaybı ile de incelmesi beklenirken, tam tersi olur. Toplanan yağ dokusu kilo kaybına ya yanıt vermez, ya da vücudun geneli ile paralel bir incelme olmaz. Vücudun diğer kısımları ile oran bozulması sonucunda, kilo kaybı ile şekil bozukluğu daha da artar. Yağ alma işlemi bu aşamada devreye girer. İdeal kilosuna yakın hastalarda sebat eden yağlanma bölgelerinde yağ alma ile yağ hücre sayısı azalacağından, incelme sağlanır.

Hücre ortadan kalktığı için tekrar yağlanma görülmez. Ancak hastanın yağ alma işlemi sonrası on kilo ve üzerinde kilo alması elbette birtakım sorunlara neden olacaktır.

Buradan da anlaşılacağı gibi yağ alma işlemleri zayıflama yöntemi olarak kullanılmamalıdır. Yağ alma, zayıflama ile giderilemeyen şekil bozukluklarının giderilmesi, kadın vücuduna has yuvarlak hatları koruyarak bölgesel incelme sağlanması için eşsiz bir cerrahi yöntemdir. Her cerrah bunu kendine özgü yöntemler ile gerçekleştirir. Benim estetik cerrahi eğitimim ağırlıklı olarak Amerika Birleşik Devletleri’nde gerçekleştiği için, birikimim o yönde oldu. Amerikan kadını iki grup: ölümcül şişmanlık pençesindekiler ve bunun korkusunun tüm yaşamına sindiği grup. Ancak özellikle gelişim çağında daha fazla spor yaptıkları için ve ırk özellikleri nedeni ile kalça civarı yağlanma daha az görüyordum.

Türkiye’ye döndüğümden bu yana hastalarımın isteklerinin popo ve civarında yoğunlaştığını gördüm. Bu yöredeki yağ birikiminin fazlalığı nedeni ile pek çok hastanın yağ alma işlemi sonrası da yakınmalarının devam ettiğini gördüm. Bu kanımca tümü ile ayaktan tedavi kaygısı ile yeterli yağ alınmamasından kaynaklanan bir sorundur. Yağ alma işlemlerinde amaç cerrahi şekillendirmedir ve bu mümkün olduğunca tek seansta halledilmelidir.

Yağ alma işlemi için gelen hastalarda dikkatimi çeken diğer bir özellik de Türk kadınının cilt yapısı. Her ne kadar Akdeniz kadını olmak yağlanma açısından bizim kadınımız için bir dezavantaj oluştursa da, cilt yapısının daha kalın ve gergin olması önemli bir husus. Özel yağ alma teknikleri kullandığımda ciltte sarkmalara Amerikalı hemcinslerine oranla Türk kadınında çok daha az rastlıyorum. Bunda kilo fazlası olan hastaları ameliyat etmemenin de rolü olabilir.

Ameliyat öncesi detaylı bir inceleme ile cilt yapısını değerlendirdiğim için tüm hastalarımda karın ve kalça çevresinde yağ almaya paralel bir cilt gençleşmesi de tekniğin bir özelliği olarak ortaya çıkmaktadır.

Yağ alma işlemi öncesi detaylı bir inceleme ve karşılıklı rahatsızlık veren bölgelerin değerlendirilmesi, çizimlerin yapılması işlem sonrası hasta mutluluğunu arttıran bir unsur. Çizimlerimi mutlaka hasta ayakta iken yapıyorum. Bu yağ fazlalıkları yanında çukur bölgeleri de değerlendirmemi sağlıyor. Çünkü giderek artan sıklıkta hastamda yağ dokusunu azaltırken eşzamanlı olarak alınan yağları belli bölgelerdeki çöküklerin giderilmesi için kullanıyorum.

Amacım vücutta kusursuz güzelliği hedefleyen bir heykeltraş gibi yumuşak ve yuvarlak hatlar elde etmek oluyor. Bu da kullandığım tekniğe ismini veriyor: liposculpture. Yüzeyel yağ inceltme uygulanarak da cilt gençleşmesi sağlanıyor. Bu, popo bölgesinde sık rastlanan sorunların giderilmesinde uyguladığım en başarılı yöntem. Amaç, poponun ağırlığının azaltılması için yağ inceltme uygulanması, cilt gerginliğinin artırılması ve işlem sonu korse giydirilerek elde edilen şeklin ameliyat sonrası şişlikler döneminde kaybolmasının önlenmesi.

Poponun ağırlığının azalması ve korse desteği ile poponun yukarı kalkması, popo alt çizgisinin yumuşaması, bacak uzunluk algılamasında değişmeye neden oluyor. Böylece daha genç bir popo yapısı elde edilirken, bacaklar da daha uzun olarak algılanıyor. Hasta, giysi bedeninde de belirgin bir azalma izliyor.

İşlem sonrası, alınan yağ miktarına göre farklılık gösteriyor. İki litreden fazla yağ aldığım hastalarda hastayı bir gece hastanede izleme almayı tercih ediyorum. Bu oluşabilecek sıvı ve tuz kayıplarını önlemeye yönelik bir tedbir.

Türk kadınlarında nadiren iki litre altında yağ alıyorum, çünkü istediğim şekillendirme ancak üç litre ve üzerinde yağ alma ile mümkün oluyor. Hastalarımda şişlikler tipik bir seyir gösteriyor. İlk iki gün artan şişlikler üçüncü günden itibaren azalmaya başlayarak, birinci hafta sonunda hastanın belirgin rahatlamasını sağlıyor. Hastalarıma genellikle iki hafta korse giydiriyorum, çünkü bu dönem sonunda şişliklerin inmesi ile oluşan incelme korsenin bollaşmasına neden oluyor. Karın alt bölgelerindeki kızarıklık dışında morarmalar bu dönemde çözülüyor. Hastalarım ya korselerini terziye daralttırarak, ya da varis çorabı ile iki hafta daha geçirerek, bir ayın sonunda spor yapabiliyorlar. Bazı hastalarımda erken haftalarda masaj rahatlatıcı olduğu ve lenf direnajını artırarak şişliklerin çözülmesini sağladığı için öneriyorum. Hastalarımda kilo kaybı ve incelme giderek azalan oranda üç ile altıncı aylara dek sürüyor.

Yağ alma yöntemleri uzman kişilerce uygulandığı takdirde plastik cerrahinin en yüz güldürücü yöntemlerinden biri olmaya devam edecektir kanısındayım.

Kollajen Enjeksiyonu

Posted by admin on Temmuz 17th, 2008

Kollajen bütün memelilerde bulunan doğal bir proteindir. Deri, kemik gibi destek dokuları bir arada tutar ve güçlendirir. Ciltteki kırışıklıkları en önemli nedeni cilt altındaki kollajen yapıların kaybıdır. Karakterimize göre mimik kaslarımız veya gülmek gibi yine yüz kaslarını kasmak, oluşturdukları baskı ile, ciltaltındaki kollajenin belirli çizgilerde azalması ve kaybolmasına neden olur. Bu cizgiler boyuncada cilt çökerek kırışıkları oluşturur. Cilt altındaki kollajenin yenilenmesi konusunda cilt kırışıklarının giderilmesi başlıklı yazımızda bilgi bulabilirsiniz.

Eğer cildinizde kırışıklar oluşmuş veya dudak konturlarınızın belirsiz olduğunu düşünüyorsanız cilt altına kollajen enjekte edilerek istenen dolgu ve gerginlik sağlanabilmektedir. Genelde bu amaçla sığırlardan elde edilen kollajen saflaştırılarak kullanılmaktadır.

İhtiyaç görülen bölgelerde çok ince kesitli iğneler yardımı ile sığır kollajeni kişinin kendi kollajen yapısının olduğu cilt altına az miktarlarda verilmektedir. Bu işlem bir cerrahi müdahale değildir ve bir çok riskten uzaktır. Kollajen enjeksiyorun 1981 yılından beri geliştirilerek uygulanmaktadır.

Kollajen enjeksiyonundaki riskler 2 ana başlıkta ele alınmalıdır. Kullanılan kollajenin yapısının ve iğne işleminin doğurabildiği riskler.

Toplumda sığır kollajenine karşı allerjik reaksiyon görülme sıklığı %3 kadardır. Kollajen enjeksiyonu herşeyden önce bir hekim tarafından yapılmalıdır. Kollajen enjeksiyorunundan önce mutlaka kişinin kollajene duyarlılığı test ile ortaya konulmalıdır. Testin negatif çıkmasına rağmen yinede %1-2 allerjik reaksiyon gözlenebilir. Allerjik reaksiyonlar kendisini kızarıklık, şişme, kaşıntı şeklinde gösterebilir. Daha nadir olarak ta abse oluşumu ve nedbeleşme olabilir.Genel olarak bu reaksiyonlar geçici reaksiyonlardır.

İğne işlemide özellikle uzman olmayan ellerde kullanıldığında iğne yerinde kızartı, morluk ve şişmeye neden olabilirler.

Bazı medikal yazılarda sık kollajen enjeksiyoun yapılan kişilerde bazı otoimmün hastalıkların daha sık görüldüğü yer almaktadır. Bu hastalıklardan bazıları romatoid artrit, polimiyozit, dermatomiyozit gibi hastalıklardır.

Burda verilen bütün bilgiler kollajen enjeksiyonu yaptırmak isteyen kişinin daha doğru karar vermesi amacı ile verilmiştir. Bu yöntemler doğru kişiler tarafından uygulandığında riskler çok küçük olasılıklara inerler. Kollajen uygulaması yaklaşık 20 dakika süren bir işlemdir. Kollajen içerisinde lokal etkili ağrı kaldırıcı ilaçlarda bulunduğundan ağrısızdır. İşlem bittiğinde kişideki kırışıklıklar beligin bir şekilde ortadan kalkmış olur. Kişinin kendine güveni artar ve yaşam kalitesi yükselir. Kollajen enjeksiyounu 6 aylık aralarla yenilenir. Enjeksiyon bitiminde ciltte hafif hassasiyet ve ağrı görünebilir. Bazen iğnenin etkisi ile iğne yerinde morluklar olabilir. İğne yerlerine buz uygulanması ile iyleşme kızlıdır. Enjeksiyonun ertesi gün genelde herşey normale döner. İğne yerleri belirgin ise makyaj ile kapatılarak günlük hayata dönülür.

Kollajen enjeksiyonu, kollajen içeren kozmetik ürünlerle sağlanamayacak etkileri sağlar. Oluşmuş derin kırışıkların dahi doldurulmasında etkilidir.

Kollajene karşı allerjik duyarlılık testi önkol da yapılır. testten sonraki 4 hafta içinde bir reaksiyon alınmazsa kollajen enjeksiyonuna geçilir.

Kış ve Cilt Bakımı

Posted by admin on Temmuz 17th, 2008

Kış yaklaşırken bu mevsimin cilt üzerine etkilerini gözden geçirmekte yarar var.

Havaların soğuması ile cilt daha hassaslaşır. Ev içi sıcak ortamdan dışarı çıktığımızda özellikle, dış ortama açık olan yüz, boyun ve el bölgesindeki cilt etkilenir. Soğuğun etkisi ile ciltteki kan damarları büzüleceğinden daha az oksijen cilde gelir. Cilt yüzeyindeki nem kaybolur. Daha kuru ve kabuklanmaya eğilimli bir cilt ortaya çıkar. Cildin beslenemsi bozulur.

kis_ciltbak2.gifCouperose ciltlerde damar büzülmeleri, zaten kırılgan olan kılcal damarlarda çatlamalara neden olarak, göz altında koyu renklenmeye neden olabilir. Kuru ciltlerde kuruluk ve çatlamalar artarken pullanma daha belirgin olabilir.

Kış bakımında da cildin neminin korunması ve beslenmesi çok önemlidir. Cilt tipine uygun cilt besleyici ve nemlendiricileri kullanılmalıdır.

Kışın özellikle rüzgar, ciltteki nemi aniden uzaklaştırarak cilt yüzeyinin aşırı dercede soğumasına neden olur. Rüzgar soğuğun etkilerini çok arttırır. Kışın cildin soğuktan korunması ve nemini kaybetmemesi için eldiven, atkı, bere gibi dış ortamla direkt teması azaltan aksesuvarları kullanmak gerekir. Özellikle kaloriferli ortamlarda mutlaka kaloriferler üzerine su bulunan kaplar konarak ortamın nemi korunmalıdır.

Elbiselerimiz veya kalın kışlıklarımız altında kalan deride de bazı değişiklikler olur; eğer uygun hava akımı sağlamayan veya terlemeye izin vermeyen kumaşlardan oluşan giyisiler giyiyorsak cild yüzeyinde ter, ıslak bir tabaka oluşturabilir. Aşırı nemli ortam bakteri ve mantarları davet eden bir ortamdır. Bu nedenle kışın giyinmek, cild sağlığı açısından önemlidir. Bir sıcak bir soğuk ile karşılaştığımız kış koşullarında cilt sağlığını korumak için duş ve banyo önemli bir yer tutar. Cildi kurutmayacak sabun, vücut şampuanı veya banyo köpükleri ile sık yıkanmak cildin nemini korur. Banyo sonrası vücut sütleride hem cildi beslerken hemde cilde normal nemini verirler.

kis_cilt3.gif Kışın cilt bir çok kimyasal gaz, patikül ve mikroplarla da sık karşılaşır. Isınmak için kullanılan kömür, fuel oil veya odunun yakılması ile ortaya çıkan duman bir çok zaralı kimyasal madde içerir. Otomobil egzoslarıda diğer bir hava kirliliği kaynağıdır. Rüzgarların yetersizliği veya bacalardan çıkan duman çokluğu hava da bu maddelerin oranını yükseltir. Bu maddelerden bazıları sıvılarda eriyebilmekte ve asitleri oluşturmaktadır. Bazıları ise oksijenin kanda taşınmasında bozulmalara neden olurlar.Yağmur suları içinde eriyen kükürtlü bileşikler sülfirik asit gibi çok kuvvetli asitleri oluşumuna neden olabilir. Kirli havalarda yağan yağmurlarda asitlik çok belirgindir.

Gerek cilt gerekse saçlar dış ortamdan gelen bu zaralı maddelerden çok etkilenirler. Birde bu kadar yükün üzerine sigara eklenirse ciltte beslenme sorunları ortaya çıkar. Saçlarda matlık, kolay kırılma şekil verememe gibi sorunlar yaşanır. Cildin ve saçların dışardan yağan bu kimyasal maddelerden sık olarak temizlenmesi lazımdır. Cilde uygun ancak derinlemesine temizlik sağlayacak kozmetik ürünler kullanmalıdır. Kış aylarında cilde daha yumuşak davranmak gerekir.

Bakım veya temizlik yapmadan önce mutlaka bulunduğunuz ortamın ısısına uyum sağladıktan sonra yapmalısınız.

Kış aylarında cilt en ağır şartlarda bulunurken UV ışınlarıda cildin en büyük düşmanı olarak saldırısını sürdürür. Etkisi kışın daha da fazla olabilir. Tercihen SPF içeren ürünler kullanılmalıdır. SPF 15 ve 30 olan ürünler seçilmelidir. Kış sporları ile ilgili kişiler veya tatil için karlı bölgelerde bulunacak kişilerin cildi için özel önlemler alması gerekir. Kar, UV nin büyük oranda yansımasına neden olan bir yüzeydir. Karlı bölgelerde UV den etkilenme daha fazla olur. Güneş ışınları yanık bir ten yaratırken, cilt içinde bazı tehditler oluşturur.

Saçlarınızın Daha Hızlı Uzamasını İster misiniz?

Posted by admin on Temmuz 17th, 2008

aç köklerimiz saç tellerine hayat veren organlarımızdır. Saç köklerimiz normal koşullarda saç tellerine yeni kısımlar ekliyerek saçları uzatırlar. Günümüzde saç yapımını hızlandıracak bir çözüm henüz bilinmemektedir.

Bazı ilaçların kullanımı, beslenme bozuklukları stress gibi faktörlere bağlı olarak saç uzamasında yavaşlama olasıdır. Saç köklerinin beslenmesini bozan durumlarda da saç uzaması yavaşlar. Sigara yine damaraları büzücü etkisi ile kan dolaşımını bozan ve besinlerin, oksijenin hücrelere ulaşımını engelleyen bir faktördür. Dikkat edilecek olursa saç uzamasını olumsuz yönde etkileyen faktörler yaşantımızda sık karşılaştığımız faktörler. Saçlarının hızlı uzamasını isteyen kişileride etkileyen faktörlerdir. Saç yapımı ile ilgili olarak bazı vitaminlerin önemli olduğu günümüzde biliniyor. Ancak bu vitamin ve mineraller günlük beslenmemiz yolu ile zaten alınan vitaminlerdir. Zaman zaman takviye olarak bu tip vitaminlerden almak eksiklik varsa düzeltir.

Saçların uzamasını hızlandırmak için yapılacak en iyi şey saçların uzamasını azaltan faktörler ile savaşmaktır.

Sağlıklı beslenme, özellikle sebze ve meyvaların ağırlıklı olduğu beslenme tarzları, bol su içmek, düzenli ve yeterli uyku çok önemlidir. Stress yine salgılattığı adrenalin gibi hormonlar yolu ile damarlarda daralmaya yol açar ve saç köklerinde beslenmeyi bozar. Stresi düşürecek önlemlerde saç uzması açısından önemlidir. Sigara içerdiği nikotin ve karbon mono oksit gazı ile olumsuz etkileri olan bir faktördür. Nikotin damarları daraltırken, karbon mono oksit gazı kanda oksijen taşınmasını bozarak hücre beslenmesini bozarlar. Yeterli besin ve oksijen alamayan saç köklerinin normal üretimlerini yapması zordur. Saç derisine uygulanacak sıcak havlular, hafif masajlar bu bölgede dolaşımı arttıtacak ve saç köklerinin normal beslenmesini sağlayacaktır.

Doğal Parfümümüz

Posted by admin on Temmuz 17th, 2008

Her kişinin kendine özel bir parmak izi, ses tonu, göz irisi yapısı olduğu gibi birde kendi özel kokusu vardır. Bu koku genlerimizde şekil bulur. Cildimiz yapısındaki ter bezlerinin, yağ bezlerinin yapısı, sıklığı ve salgılarının özellikleri hep genlerimiz ile belirlenir.

Genetik faktörler dışında beslenme alışkanlıklarımız, yediğimiz besinler, içtiğimiz su, bulunduğumuz ortamdaki havanın yapısı ve temizliği doğal kokumuzu etkiler. Cildin fonksiyonlarını en çok ekileyen cilt hücrelerine bol besinin ve oksijenin ulaşıp ulaşmadığıdır. Stress, sigara, hava kirliliği cilt sağlığını, fonksiyonlarını ve dolayısıyla da doğal kokumuzu etkiler.

Kullanılan parfümler bu koku ile karışır. Aynı parfümün farklı kişilerde, farklı farklı kendini göstermesinin en önemli nedeni kişilerin kendi özel kokuları ile karışmasıdır. Parfümün sürüldüğü yerler ve bu bölgelerdeki cilt ısısıda sürülen parfümlerin buharlaşma miktarlarını etkileyerek farklı durmasını sağlar. Damarların yüzeye yakın olduğu bölgelerde cilt ısısı daha yüksektir. El bileğinde nabız alınan bölgeler, boyunda kulak kepçesine kadar olan yan yüzeyler, göğüs bölgesi, diz arkası bölgeler parfümlerin en düzenli buharlaşması için uygun yerlerdir.

Exfoliation (Ölü Hücreleri Uzaklaştırma)

Posted by admin on Temmuz 17th, 2008

Cilt, kendini sık yenileyen en büyük organımızdır. İç ortamımızı, dışarıdaki kirli ve zararlı etmenlerden korur. Bir balıkadam elbisesi gibidir.

Kendisini sık olarak yeniler çünkü görevi içeriye zararlıları almamaktır. Yenilenme, derinde bulunan canlı hücrelerin çoğalarak yüzeye hareket etmeleri sayesinde olur. Bu yolculukları sırasında hücreler bazı özelliklerini kaybederler . En üst ölü katmana gelmeden çekirdeklerini kaybederler ama nemlerini tutarlar ve en üst katmana geldiklerinde ise artık boynuzsu bir yapıdadırlar. Genç yaşlarda 12 - 20 günde bir canlı hücre en üst katmana, boynuzsu hücre durumunda erişirken, yaşlandıkça hücre yenlenmesi yavaşlar 30 - 40 güne kadar uzar. Daha ileri yaşlarda 90 güne çıkar. Cilt kendisini derindeki canlı hücrelerce yaniledikçe, en üstte ulaşan boynuzsu tabakanın kendisinden dökülmesi gerekir. Ancak bu tabaka gittikçe kalınlaşır ve istendiği gibi dökülme olmaz, sonucunda mat ve soluk bir cilt görünümüne neden olur. Gözenekler daha belirgin hale gelir. Cilt kalınlaştığından cilt altından gelen yağ ve ter salgıları yüzeye daha uzun yollar kat ederek çıkmak zorunda kalırlar, su kaybederek veya bazı dökülecek hücreleride sürüklerken bu kanalların tıkanmasına neden olabilirler. Akneli bir cildede neden olabilir.

Cildin üzerindeki bu aşırı birikmiş ölü (boynuzsu) hücre katmanlarının uzaklaştırılması işlemi (exfoliation) güzel ve sağlıklı bir cilt için çok önemlidir. Bu işlem cildin kendini yenileme hızına göre haftada 5 kereden hafta da 2 kereye kadar değişiklik gösterebilir. Exfoliation için cilt tipinize uygun maskeler veya exfoliye edici kozmetik ürünler kullanabilirsiniz. Cildinize uygun ürünler veya doğal maskeleri haftada 2 kereden itibaren uygulamaya başlayın. Daha ince, pembe, canlı bir cilt görünümüne sahip oluncaya kadar sıklığını arttırın. 30 - 40 yaşlarında normal özellikler gösteren bir cilt 3 kereden daha çok istemeyecektir. Bazı dönemlerde ciltte normal dışı davranışlar olabilir. Mevsim değişiklikleri, ruhsal ve moral durumundaki değişiklikler ciltte kalınlaşmalara neden olabilirler. Böyle dönemlerde daha sık uygulanabilir.

Exfoliliation sonrasında mutlaka kullandığınız ürünün kullanım klavuzunda belirtildiği gibi davranmalısınız. Cilt inceldikçe korunması da daha özen ister. Mutlaka UV ye karşı SPF içeren ürünlerle cildinizi koruyun.

CİLT: YAPISI VE FONKSİYONLARI

Posted by admin on Temmuz 17th, 2008

Cilt Yapısı:

Cilt, insanın canlılığını korumadaki en önemli ve büyük organdır. Vücut ağırlığının %16’sını oluşturur. Cildin çok sayıda işlevi vardır.

Destek Görevi: Cilt altındaki dokuları örter ve onlara destek sağlar.

Vücut Isısının Korunması: Barındırdığı çok geniş damar yapısı ve ter bezleri sayesinde vücudun ısısının sabit tutulmasında en temel görevi üstlenir.

Salgılama: Ter gibi salgılarla vücutta bazı artık maddelerin birikmeden dışarı atılmasını sağlar.

D Vitamini Yapılması: Fotokimyasal yöntem ile vucudun ihtiyaç duyduğu D vitaminini yapar.

Duyu Fonksiyonu: İçinde barındırdığı organeller sayesinde basınç, ısı, ağrı gibi duyumların alınmasını sağlar.

Pigmentasyon: Cilt, oluşturduğu pigmentler ile ultraviyole (UV) ışınlarının olumsuz etkilerinden bizi korur.

Engelleme: Epidermis katmanı ile istenmeyen veya zehirli etki gösterebilecek olan maddelerin emilmesine müsade etmez.

Bağışıklık Sistemimize Yardımı: Özellikle epidermisin en çok keratinize bölümü olan Stratum corneum ile yabancı mikroorganizmaların vücudumuza girmesine engel olur.

Kısacası cilt dış dünya ile karşı karşıya olan su geçirmez bir bariyer özelliği taşıyan bir organdır. Tabakalar halindedir, ancak homojen bir yapıda değildir. İçinde bazı organeller bulunur. Bu organeller sıcağı, basıncı hissederler ve daha bir çok hizmetler görürler. Cildin içersinde, ter bezleri, kıl kökleri ve organeller bulunur. Cildin altında genelde gevşek liflerden oluşan kollajen lifleri (kollajen tedavisi), yağ dokusu ve kas dokusundan oluşan cilt katmanı bulunur.

Cilt yapısı 3 ana bölümde incelenir.

Epidermis Tabakası:

Beş katmandan oluşur:

Stratum Corneum (Boynuzsu Katman): Balık pulu gibi birbirlerine sıkıca yapışan ve devamlı olarak alttan gelen yeni hücrelerce yenilenen bir katmandır. Bu hücreler bir proteinli madde olan keratini içerir. Bu katmanın yüzeyi asidik bir madde ile kaplıdır.

Stratum Lucidum (Şeffaf Katman): Bu katman küçük ve şeffaf hücrelerden oluşur. Vücutta kıl olmayan yerlerde bulunur.

Stratum Granulosum (Granüllü Katman).

Stratum Spinosum (Dikenli Katman).

Stratum Germinativum (Temel Katman): Bu katman devamlı olarak yeni hücreler yapar, üst katmanlara yollar. Bu katmanda yer alan bir başka önemli hücre tipi melanositlerdir. Bu hücreler Melanin adı verilen koyu renkli pigmentleri yapar. Melanin, dış ortamdan cilde gelen zararlı ultraviyole ışınlarının daha alt katmanlardaki hassas hücrelere ulaşmasını engeller. Bu ışınlar, hassas hücreleri yok edebilirler. Siyah ırk insanlarında bu pigment daha fazla miktarda bulunur. Yaz aylarında ve karlı ortamlarda güneş ışınları nedeni ile bu pigment yapımı artar ve cilde daha koyu bir renk verir.

Epidermis katmanındaki hücreler doğar, yaşar ve ölürler (dökülürler). Yaşlanan hücreler cilt yüzeyinden dökülür. Yeni hücreler temel katmanda yapılmaya devam edilir. Yeni yapılan hücreler gelişir, yeni hücreler yapmak üzere bölünür ve sonunda 2 haftalık bir yolculuk ile en üst katmandan dökülen hücrelerin yerini alırlar. Bu yer değiştirme işlemi yaşam boyunca sürer. Yaşlanma ile birlikte hücrelerin dökülme ve yerine geçme işlemleri de yavaşlar.

Dermis Tabakası

Bu bölüm, bağ dokunun ön planda olduğu ve damar bakımından çok zengin bir katmandır. Çok sayıda kan ve lenf damarı yanı sıra, sinirler, ter bezleri, yağ bezleri (sebase bezler), kıl folikülleri ve bazı yardımcı yapılar bulunur. Bu katman cilde tatbik edilen maddeleri emen katmandır. Bu katmanda yapılan yağ (sebase) ve ter, cildin asidik örtüsünü oluşturur. Sebase bezlerin aşırı çalışması, sivilce ve siyah noktaların oluşumuna neden olurlar.

İki katmandan oluşur:

Papiller Katman: Çok önemli cilt yapıları olan kollajen ve elastin liflerinin bol bulunduğu bir katmandır. Kollajen ve elastin, cilde esnekliğini, gerginliğini veren protein yapısındaki, liflerdir. Herhangi bir şekil değişikliğinde, cildin tekrar eski halini almasını sağlarlar. Alttaki katmanlarda hücre ve damarların gelişmesi için uygun ortam yaratırlar.

Retiküler Katman: Bu katman yağ doku hücrelerinin, kan ve lenf damarlarının, yağ bezlerinin, ter bezlerinin, kıl foliküllerinin ve bu kılların hareketini sağlayan errector pilli kasların

LEKE VE BENEKLER

Posted by admin on Temmuz 17th, 2008

1. Çiller

Çil, cildinizde ortaya çıkan açık kahve renkli noktalardır. Güneş ışınları çillerin oluşmasına neden olur. Genelde yaz aylarında çiller artar ve kış aylarında azalır. Alınan güneş miktarına göre daha koyu veya açık renk olabilirler. Yüzde ve kollarda oluşan çiller, cildin diğer bölgelerinde olanlara oranla daha koyu renklidirler. Çillerin görülmesi son derece doğal bir olaydır. Çillerin varlığı bir tehlike veya tehdit oluşturmaz, cildinizin güneş ışınlarına karşı hassas olduğunu düşündürebilir.

2. Benler

BENLER (Nevüs), ciltte görülen açık veya koyu kahve rengi zaman zaman siyah renkteki noktalardır. Bazıları hafifçe ciltten kabarık olabilir. Bazılarının üzerinde de kıllar bulunabilir. Genelde çocuk yaşlarında görünmeye başlarlarsa da 40 yaşına kadar sayıları artabilir, bu yaştan sonra pek artmazlar. Benler başlangıçta birer leke gibi olabilirler. Daha sonra gittikçe büyüyerek, kabarık bir yapı alabilirler.Gebelik, fazla güneşe maruz kalmak veya bazı ilaçların kullanılması renklerinin koyulaşmasına neden olabilir. Gençlik yıllarında da renklerinde koyulaşma olabilir. Benlerdeki şekil değişiklikleri zararsız olabileceği gibi bazı ciltte görülen kanser tiplerinin de ilk bulgusu olabilir. Devamlı fiziksel etkiler altında kalan benler için, örneğin avuç içindeki bir ben gibi, hekiminiz ile görüşün. Eğer size bir tedbir olarak çıkartılmasını önerir ise, çok basit bir müdahale ile bu işlemi yaptırabilirsiniz. Benlerdeki renk ve şekil değişmeleri çok iyi takip edilmeli ve değişim gözlendiğinde hekime danışılmalıdır.

3. Lekeler

Ciltte daha bir çok lekeler görülebilir. Bu lekelerin bir kısmı doğumsal olabileceği (Çilek Lekesi) gibi bazıları da sonradan kazanılabilir (spider anjioması). Bazı lekeler de yaşlılık sonucu ortaya çıkarlar (yaşlılık lekeleri).

CİLT TİPLERİ

Posted by admin on Temmuz 17th, 2008

Temelde cilt tipleri yağlı, kuru ve karışık ciltler olarak bilinirse de, cilt bakımı açısından cilt tiplerini 9 grup olarak almakta yarar vardır. Cilt tiplerinin detayına girmeden bazı konuları bilmenizde yarar var. Cilt tipi sabit ve değişmez bir özellik değildir. İklim, yaş, hormonal değişmeler ve daha bir çok faktörce etkilenir ve karakterini değiştirir. Cilt tipleri genelde karakteristiklerini 13-30 yaş arasında daha çok gösterirler.
Cilt Tipleri Listesi

Yağlı Ciltler

Kuru Ciltler

Karışık (Mikst) Ciltler

Katışık Görünümlü Ciltler

Akneli Ciltler

Dehidrate, Susuz Ciltler

Olgun Ciltler

Renkli Ciltler

Güneşten Zarar Görmüş Ciltler


Directory
Copyright © 2007 Tv Haberleri. All rights reserved.