LOĞUSALIK DEPRESYONU

Posted by admin on Temmuz 17th, 2008

Doğumdan sonraki ilk yıl içindeki doyumlu bir anne-çocuk ilişkisi, çocuğun sağlıklı ruhsal gelişimi için kuşkusuz en önemli koşullardan birisidir. İlişkinin bir tarafını oluşturan annenin mutlu ve huzurlu olması, sözü edilen doyumlu beraberliğin vazgeçilmez bir unsurudur. Dolayısıyla bu dönemde annenin ruh sağlığının korunması ve gerekli desteğin sağlanması, hem anne hem de büyümekte olan bebek için gereklidir. Doğum sonrası dönemde ani değişen hormon düzeyleri, yaşamındaki büyük değişiklik ve sorumluluk, aile içi ilişkilerin ve dengelerin yeniden kurulması gibi pek çok etken nedeniyle kadın, ruhsal açıdan etkilenmeye çok açıktır. Bu nedenle 2-3 hafta içinde kendiliğinden geçen duygusal dalgalanmaların yanısıra (‘lohusalık hüznü (postparum blues)’ – ilgili bölüme bakınız), ‘TEDAVİ GEREKTİREN DEPRESYON’ boyutuna ulaşan ruhsal bir bozukluk görülebilir. Lohusalık depresyonu olarak adlandırılan bu durum psikiyatrik yardım almayı gerektirir. Yaklaşık olarak yeni doğum yapmış her 10 anneden birinde görülür. Başlangıcı ‘lohusalık hüznü’ne benzer, ancak ondan daha ağır bir durumdur ve daha uzun sürer. Doğumdan 1 ay sonra aşağıdaki belirtiler hala mevcutsa ve annenin hayatını etkiliyorsa,

PSİKİYATRİK DEĞERLENDİRME GEREKLİDİR:

* hemen her gün hüzün, mutsuzluk, keyifsizlik,
* daha önce zevke yapılan aktivitelere yönelik isteksizlik,
* uykusuzluk, iştahsızlık
* bitkinlik, enerjisizlik (bu nedenle bebekle yeterince ilgilenememe),
* dikkat dağınıklığı, kararsızlık,
* suçluluk duyguları (özellikle bebeğe ilişkin ‘bebeğe iyi bakamıyorum’, ‘kötü bir anneyim, böyle iyi anne olmaz’ )
* ölümü isteme, intihar planları .

Neler Uyarıcı Olmalı?

* Geçmişte depresyonun olması ve/veya önceki doğumlardan önce depresyon geçirmiş olmak,
* Ailede depresyon öyküsü bulunması,
* Adet öncesi dönemde yoğun ruhsal sıkıntı hikayesi (adet öncesi gerilim sendromu-)
* Gebelik sırasında çeşitli tıbbi sorunlar olması, doğumun acil ve zor koşullarda gerçekleşmesi ve depresyon doğum sonrası depresyon olasılığını artırır.

Depresyon tanısı konulduğunda vakit geçirmeden tedavi edilmelidir. Erken tanı ve tedavi olası olumsuz sonuçları önleyebilir.

Lohusalık depresyonunuz olduğunu düşünüyorsanız, (212) 531 26 21 no’lu telefondan
İstanbul Tıp Fakültesi
Psikiyatri Anabilim Dalı
Kadın Ruh Sağlığı Polikliniğini (Doç.Dr Başak Yücel, Dr. Aslıhan Polat) arayabilirsiniz.

GEBELİKTE CİNSELLİK

Posted by admin on Temmuz 17th, 2008

Toplumumuzda cinsellik çok açık uluorta konuşulan bir konu değildir. Cinsellik üzerine konuşma ve tartışma günümüzde hala tabular arasındadır. Bir kısım kadın bu konuyu doktoruna açmaktan kaçınırken, bazen de doktorlar bu konuyu hastası ile açıkça konuşmaktan kaçınır. Bu iletişim kopukluğundan çiftler gebelikte seksten uzak durmaları gerektiği mesajını çıkarırlar ya da halk arasındaki inançlara göre davranırlar.

Halk arasında birinci trimestr (gebeliğin ilk 16 haftası)’de cinsel ilişkinin düşük ile sonuçlanacağı inancı yaygındır. Bilimsel olarak en fazla gebelik kaybının 1. trimestr de olduğu gebelik kayıplarının cinsel ilişki nedeni ile olmadığı, genetik bozukluklara bağlı olduğu bilinmektedir.

Gebeler cinsel istek artışına rağmen cinsel ilişkinin rahim ağzının açılmasını kolaylaştıracağı ve erken doğuma neden olacağı, damarların açılıp kanayacağı, erkek cinsel organının bebeğin başına zarar vereceği gibi asılsız, rahatsız edici düşünce ve inanışlara kapılıp cinsellikten uzak dururlar. Her ne kadar orgazm (boşalma) oksitosin (rahim kasını kasıcı madde) salgılanmasına neden olup rahim kasılmalarına yol açsa da bunlar doğumu başlatmaz, erken doğuma neden olmaz. Cinsel ilişki bebeğe (fetusa) zarar vermez erkek cinsel organının bebekle fiziksel olarak teması yoktur. Anne karnındaki bebek rahim kasları, içinde bulunduğu gebelik kesesi ve kese içindeki sıvı ile darbelere karşı koruma altındadır. Rahim ağzı kanalındaki (servikal kanal) salgıların koyulaşması ile oluşan mukus tıkaç bakterilerin ve semenin (sperm) rahim içine girmesini engelleyen bir bariyer oluşturur. Cinselliğe engel oluşturacak tıbbi problemler olmadıkça gebelik süresince hatta son güne kadar cinsel ilişki yasak değildir. Gebeler cinsel ilişkinin zararlı olabileceği koşulları kendi kendine değerlendirebilecek bilgi donanımından yoksun oldukları için bu konuda kadınlar en sağlıklı bilgileri kadın doğum uzmanlarından alabilirler.

Aşağıda belirtilen şartlar haricinde gebelere cinsel ilişki yasak değildir.

* Gebelik kesesinin erken açıldığı, suların erken geldiği durumlar
* Vajinal kanama
* Önceki gebeliklerde erken doğum tehdidi öyküsü ve şimdiki gebelikte erken doğum tehdidi
* Partnerin cinsel yolla bulaşan hastalık taşıyıcısı olması
* Plasenta previa (çocuğun eşinin önde olması ve rahim ağzı kanalını kapattığı durumlar)
* Çoğul gebelikte gebeliğin son aylarında
* Kadın doğum uzmanınızca cinselliğe yasak getirilen diğer durumlar.

Gebelik süresince kadında fiziksel, fizyolojik değişiklikler olur. Gebe bir kadında üretilen progesteron hormonu gebe olmayan bir kadına oranla on kez daha fazladır. Gebe bir kadında bir günde üretilen östrojen miktarı gebe olmayan bir kadının yumurtalıklarının üç yılda ürettiği miktara eşittir. Gebelik süresince üretilen toplam östrojen miktarı gebe olmayan bir kadında ancak 150 yılda üretilebilmektedir. Bu hormonlar gebeliğin başında yumurtalıklar tarafından salgılanırlar daha ileri haftalarda bu üretimi plasenta (eş) üstlenir. Gebenin kanında dolaşan yüksek seviyedeki progesteron ve östrojen hormonları yumuşak düzgün bir tene, parlak saçlara ve gebenin kendini iyi hissetmesine neden olduğu gibi memelerdeki ve cinsel organlardaki değişikliklerle gebeler cinsel ilişkiye daha hassas ve duyarlı hale gelir. Gebelikte seksin daha heyecan verici, daha doyurucu olduğu, hatta aynı seansta birden fazla orgazm gebeler tarafından bildirilmektedir. Hatta gebelerin çoğu gebelikten önceki dönemde almadıkları kadar cinsel ilişkiden keyif alma eğilimindedirler. Bu, gebeden gebeye değişebildiği gibi, gebelik süresince aynı gebede de değişkenlikler gösterebilir.

Halsizlik, uykuya meyil, bulantı kusma gibi gebeliğin erken belirtilerinin etkisi ile birinci trimestr’de tipik olarak gebelerde cinselliğe ilgi azalma gösterir. İkinci trimestr’de (16.-28. Gebelik haftaları) cinselliğe ilgi artarken, üçüncü trimestr’de (29.-40. Gebelik haftaları) cinsel haz kalitesinin artmasına rağmen ileri derecede büyümüş bir karınla hareket kısıtlılığı ve yukarıda bahsettiğimiz korku ve endişeler ile gebelerin olaya tam konsantre olamamaları cinsel ilgide azalmaya neden olur.

Yüksek östrojen seviyeleri genital organlardaki kan akımını artırır ve dokularda kısmi su tutulumuna neden olur , buna bağlı olarak vajen ve küçük dudaklar tıpkı cinsel uyarılma esnasında olduğu gibi gergin ve dolgun hale gelir. Bu da duyarlı sinir uçlarını daha hassas hale getirir. Memeler gebelik başlangıcı ile birlikte irileşir ve hassaslaşır. Bu hassaslaşma memeleri cinsel istek artmasının odak noktalarından biri haline getirir. Genital bölgedeki kan akımı artışı vajinal sekresyonlar da artışa neden olur ki, bu da cinsel birleşmenin normalden daha evvel gerçekleşmesine zemin hazırlar. Erken birleşme de erken doyumla sonuçlanır. İyi bir cinsel birliktelik, çiftlerin birbirlerine daha yakınlaşmasını sağlayıp; gebenin duygusal, alıngan, kırılgan mizacı nedeni ile olası problemlerin çözümünde çiftlerin daha toleranslı olmasını sağlayacağı gibi, anne ve babalığın ilk günlerdeki problemlerin çözümünü de kolaylaştıracaktır. Sağlıklı bir gebelikte doğuma kadar olan sürede cinsel ilişkiyi engelleyecek herhangi bir neden yoktur.

Normal bir gebelikte orgazm ile birlikte görülen rahim kasılmalarının hiçbir zararı ve tehlikesi yoktur. Bu kasılmalar erken doğum eyleminin başlamasına neden olmamaktadır. Bu kasılmalar normal doğum için rahim kasının hazırlanmasına yardım ettiği ve doğum için pelvis kaslarının yeteri derecede güçlü ve dayanıklı olmasını sağladığı yönünde yayınlar mevcuttur.

Cinsel ilişkinin gebelikte enfeksiyona neden olup bebeğe zarar vereceği inancı kesinlikle yanlıştır çünkü rahim ağzı kanalı kalın bir mukus plakla kapalıdır. Bakterilerin rahmin içine geçişine izin vermez. Bebek (fetus) gebelik kesesi içinde bakterilerden izole bir şekilde yaşamaktadır. Gebelik kesesi içindeki su ile birlikte travmalara ve basınçlara karşı son derece dayanıklıdır cinsel ilişki esnasında eşin ağırlığından zarar görmez.

Gebeyi ve gebelik ürününü enfeksiyondan koruma amaçlı bazı hekimler gebeliğin son ayı içinde cinsel ilişkiyi yasaklamaktadır. Gebeliğin son ayında cinsel ilişkinin rahim içi enfeksiyon riskini arttırdığını belirten günümüze kadar tek bir yazı yayınlanmıştır. Tıp literatüründe bu yazıyı destekleyen ikinci bir yazı bulunmamaktadır.

GEBELİK VE HİPERTANSİYON

Posted by admin on Temmuz 17th, 2008

Gebelikte, kan basıncının >140/90 mm Hg olması, gebelik öncesi veya birinci trimestri (ilk üç ay) düzeylerine göre kan basıncının >25/15 mmHg yükselmesi hipertansiyon olarak tanımlanır. Gebelerin %8-10’unda görülür. Plasenta (bebek ile anneyi bağlayan organ) ayrılması, dissemine intravasküler koagülasyon (Bir tür kanama sorunu) gibi komplikasyonlara neden olabilir. Gebelikte görülen hipertansiyon 2 başlıkta incelenebilir:

1. Kronik Hipertansiyon (esansiyel veya sekonder hipertansiyon)

Gebelik öncesinde mevcut veya gebeliğin 20. haftasından önce teşhis edilmiş olan, gebelik esnasında ve doğum sonrası dönemde de devam eden hipertansiyondur. Kan basıncı devamlı >140/90 mm Hg’dır. Kronik hipertansiyonu olduğu bilinmiyen, bu nedenle gebeliğin başlangıcından itibaren düzenli olarak tansiyonu kontrol edilmeyen kişilerde, gebeliğin ikinci trimestrinde kan basıncı yüksek bulunursa bu durumun ilk defa oluştuğu izlenimini verebilir. Kronik hipertansiyonda fetüs gelişmesinde gerileme, prematüre doğum, plasenta ayrılması, akut renal yetersizlik ve hipertansif kriz gibi komplikasyonlar ortaya çıkabilir. Komplikasyonlar genellikle uzun süreden beri hipertansif olan veya preklampsi (gebelik te görülen tansiyon yüksekliği ile seyreden bir tablo) gelişen 30 yaşın üstündeki hipertansiflerde görülür. Diyastolik (küçük tansiyon) kan basıncı >100 mmHg ise veya böbrek hastalığı ve hedef organ hastalığı varlığında, diyastolik kan basıncı >90 mmHg ise ilaç tedavisi önerilir.

Tedavinin amacı, yüksek kan basıncının kısa dönemde anne açısından yaratacağı riskleri minimal düzeye indirmek, bu arada fetüse zarar verebilecek tedavilerden kaçınmaktır. Kronik hipertansiyonu olan kişilerde sonraki gebeliklerde de kan basıncı yükselir. Bazı durumlarda istirahat ve tuz kısıtlaması yeterli olabilir. İlaç tedavisi gerekirse doktorunuz metildopa, betablokerler ve hidralazin grubu ilaçlardan verecektir. Kronik hipertansiyon ilerleyicidir. Genellikle sonraki gebeliklerde de devam eder.

2. Preeklampsi Veya Gestasyonel Hipertansiyon (yeni veya kronik hipertansiyon üzerine gelişen preeklampsi)

Gebelerin %2-3’ünde görülür. Ailesel özellik gösterir. Genellikle ilk hamilelikte olur. Klasik olarak gebeliğin 20. haftasından sonra ortaya çıkar. Önceden mevcut kronik hipertansiyon zemininde gelişebilir. Hipertansiyon ile birlikte böbrek fonksiyon bozukluğundan dolayı idararla protein atılması olur ve ödem (şişlik) vardır. Eğer gebeliğin 20. haftasından önceki kan basıncına göre sistolik (büyük tansiyon) kan basıncı >30 mmHg, diyastolik kan basıncı >15 mmHg artmışsa hipertansiyon geliştiği kabul edilir. Eğer önceki kan basıncı bilinmiyorsa gebeliğin 20. haftasından sonraki kan basıncı >140/90 mmHg ise hipertansiyon olarak kabul edilir. Preeklampside anne ve fetüs için risk artmıştır. Preeklampsiyi konvulziyonlarla(kasılmalarla gelen nöbet) seyreden eklampsi takip edebilir. Proteinüri ve ödem yanında ürat klirensi de düştüğünden hiperürisemi (kanda üre artar) görülür. Hiperürisemi preeklampsinin erken görülen bir bulgusudur. Bazan proteinüriden de erken görülür. Bu nedenle önemli bir tanı kriteridir. Düşük doz aspirin kullanılmasının veya kalsiyum takviyesinin preeklampsiye karşı korunma sağladığı şeklindeki görüşler büyük çalışmalarda doğrulanmamıştır.

Tedavi, olayın şiddetine göre değişir. Diyastolik kan basıncı 105-110 mmHg ise uteroplasental perfüzyonu(rahimden bebeğe gereksinimlerinin aktarılması bozulmadan) azaltmadan, ilaç tedavisi ile 90-104 mmHg ya düşürülmelidir. Bu arada istirahat ve kontrol altında tuz alımı kısıtlanabilir. Aşırı tuz kısıtlaması fetal ölüm riskini arttırır. Hastanın normal doğumu yakınsa, kan basıncı düşürüldükten sonra sezeryanla doğum sonlandırılmalıdır. Fetüs immatür (gelişimi bozuksa) ve kan basıncı 24-48 saat tedaviye rağmen düşmüyorsa gebelik sonlandırılmalıdır.

AĞRISIZ DOĞUM

Posted by admin on Temmuz 17th, 2008

AĞRISIZ DOĞUM NEDİR?

Doğum ağrısı en şiddetli ağrılardan biridir. Bu ağrının doğum eylemini (rahmin kasılması, hastanın aktif katılımı ve ıkınması) etkilemeksizin giderilmesi hem anne hem de doğacak bebek için önemli avantajlar taşır. Bunu sağlayacak birçok yöntem vardır. Bunlar arasında anneye enjeksiyon yoluyla ağrı gidericiler vermek, bebeğin çıktığı bölgeyi uyuşturmak, anestezik gaz ve hava karışımı solutmak, akupunktur, TENS (bel bölgesine elektrik uyarılar verilmesi) gibi yöntemler sayılabilir. Bunlar içinde en iyi ve en çok tercih edilen yöntem bir bölgesel anestezi yöntemi olan “epidural anestezi” dir.

BÖLGESEL ANESTEZİ NEDİR?

Anestezi “his kaybı” demektir. Bölgesel anestezi vücudunuzun sadece istediğimiz bir bölgesindeki ağrıyı ortadan kaldırır. Böylece doğum eylemi veya ameliyat süresince uyanık kalabilirsiniz. Tercih ederseniz hafif uyku hali sağlayacak bir ilaç verilebilir.

EPİDURAL ANESTEZİ NEDİR?

Epidural anestezi, bölgesel anestezinin bir çeşididir. Bunun için ağrı tedavisinde uzmanlaşmış bir anestezist, bel hizasında omuriliği çevreleyen zarın dışındaki bölgeye lokal anestezi ilacını verir. Bu ilaç uygulaması ile vucudun alt yarısından ağrı sinyalini beyine götüren sinirlerde iletim durur ve ağrının kaynaklandığı bölgede ağrı duyulmaz.

EPİDURAL ANESTEZİ UYGULAMASININ AVANTAJLARI NELERDİR?

Epidural anestezi bilinç kaybı olmaksızın tam ağrı kontrolü sağlar. Bu şekilde doğumunuz süresince canlı ve uyanık kalırsınız.

Epidural anestezi uygulanan hastalar, ağrı duymaksızın kaslarını hareket ettirebilirler. Bu şekilde ıkınarak, doğum olayına aktif olarak katılırsınız.

Enjeksiyon veya solunum yolu ile verilen ilaçlar bebeğinizin kanına da geçerek onu etkileyebilirken, bu yolla bebeğin etkilenmesi olasılığı çok azdır.

Doğum sırasında forseps uygulanması veya dikiş atılması gerektiğinde bunların ağrısını duymazsınız.

Bu yöntem ile, daha fazla ilaç verilerek sezeryan ameliyatı da yapılabilir.

Genel anestezi alan hastalara göre istenmeyen etkilere daha az rastlanır. Bu yöntemin uygulandığı hastalar daha erken dönemde hastaneden ayrılabilirler.

ANESTEZİST ANESTEZİ TİPİNE NASIL KARAR VERİLİR?

Cerrahınız ve anestezistiniz, sizin bakımınızdan sorumlu profesyonel bir ekibin parçası olarak birlikte çalışırlar. Anestezistiniz en iyi seçimi yapabilmek için tüm sağlık durumunuzu gözden geçirir. Size uygulanacak anestezi tipi, genel sağlık durumunuz ve ameliyatınızın cinsine göre belirlenir. Mümkün olduğu durumlarda sizin tercihinizde göz önünde bulundurulur.

EPİDURAL ANESTEZİNİN EN SIK KULLANIM ALANLARI NELERDİR ?

Epidural anestezi en sık ağrısız doğum olmak üzere, sezeryan, ayak ve bacak ameliyatları, kalça protezi, fıtık onarımı, diz ameliyatları ve ameliyat sonrası ağrı kontrolünde kullanılır.

EPİDURAL ANESTEZİ NEDEN SIKLIKLA DOĞUM İÇİN KULLANILIR ?

Bir çok hamile ve doğum doktoru için epidural anestezi, anne ve bebeğe sağladığı rahatlık ve güven nedeni ile tercih edilen anestezi tipidir. Doğum eyleminin son dönemlerinde hastanın doğuma aktif şekilde katılmasına olanak verir. Epidural anestezi sezeryan ameliyatında da kullanılabilir ve annenin doğum sırasında uyanık olma avantajını sağlar. Böylece anne bebeğini doğar doğmaz görebilir, kucağına alabilir.

EPİDURAL ANESTEZİ BEBEĞİ ETKİLER Mİ ?

Bölgesel anestezi için kullanılan ilacın kan ile direkt ilişkisi olmadığı için bebeğe olan etkileri de minimaldir. Bu uygulama bebeği etkilemeksizin annede mükemmel ağrı kontrolü sağlar.

EPİDURAL ANESTEZİ NASIL UYGULANIR ?

İşlem otururken yapılabilirse de genellikle yan yatarken yapılır. Enjeksiyon sırasında hareket etmemeniz gerekir. Önce belinizin anestezi uygulanacak bölgesi antiseptik bir ilaçla silinerek temizlenir ve iğnenin yapılacağı yer küçük bir iğne ile uyuşturulur. Ardından anestezist bir iğne aracılığı ile lokal anestezi ilacını omurilik zarının çevresine verir. Bu, doğum kanalının çevresinin uyuşmasını sağlar, doğum veya cerrahi işleme ait ağrı başka bir ilaca gerek kalmadan giderilir.

Sıklıkla çok ince, yumuşak bir plastik tüp (kateter) bu iğnenin içinden ilerletilir ve iğne geri çekilerek kateter burada bırakılır. Bu sayede kateterden gerektikçe ilaç verilerek uzun süreli ağrı kontrolü sağlanabilir. Yerinde kalmasını sağlamak için kateterin dışarıda kalan kısmı sırtınıza bantlanır. İşlem bittikten sonra rahatsızlık duymadan sırtüstü yatabilir, yatak içinde hareket edebilirsiniz. İlaç verilirken bel bölgesinde bir soğukluk hissedebilirsiniz. İlacın etkili olması için 20-30 dakika geçmesi gerekir. Uyuşukluğun derecesi kullanılan ilaca ve dozuna bağlıdır. Doğum ağrısını gidermek için düşük dozda ilaç verilir. Bu şekilde ağrı olmasa da kasılmaları hissedersiniz. Doz artırılarak sezaryen girişimi için de yeterli uyuşma sağlanabilir. Dogum veya sezaryen ameliyatı sonrası ağrı olursa epidural kateterden sürekli olarak ilaç verilerek giderilebilir. Bazı durumlarda katetere bir pompa bağlanır. Bu pompaya zaman zaman basıp ilaç vererek ağrı tedavisine aktif olarak siz de katılabilirsiniz (Hasta-kontrollü ağrı giderilmesi).

BÖLGESEL ANESTEZİNİN İSTENMEYEN ETKİLERİ VAR MIDIR?

Bölgesel anestezi ile istenmeyen etkilerin gözlenmesi nadirdir. Ancak her tip anestezi uygulamasında olduğu gibi bölgesel anestezide de yan etki görülebilir. Başağrısı, kas ağrıları ve tansiyon düşmesi gibi hafif ve kısa süreli etkiler gelişebilir. Anestezistiniz epidural anestezinin risklerini, faydalarını ve istenmeyen etkileri size açıklayacaktır.

GEBELİK VE RUH SAĞLIĞI

Posted by admin on Temmuz 17th, 2008

Gebelik kadının yaşamında çeşitli değişimlerin yaşandığı ve bu değişimlere uyumu gerektiren önemli bir dönemdir. Bu dönemde, gebe kadın hormonlardaki ani değişimle birlikte, bedeninde 9 ay boyunca sürecek olan gözle görülür farklılaşmayı izler. Kemik-kas sisteminden boşaltım sistemine dek bir çok vücut bölgesinde uyumu sağlamaya yarayacak olan değişiklikler olurken, bedenin şekli de üzerinde kadının denetimi olmaksızın başkalaşmaktadır. Gebelik yüzyıllardır, kadına atfedilen en önemli özelliklerden biri olan doğurganlığın hayata geçmesinin bir yolu, küçük kızın oynadığı oyuncak bebeğin erişkin kadının gerçek bebeğine dönüşmesi sürecinin bir adımı ve belki de kadınlık rolünü kabulün test edildiği bir dönem olarak görülebilir. Bu dönem ilerde kurulması beklenen sağlıklı anne-çocuk ilişkisinin de temelini oluşturmaktadır.

Bu Dönemde Gözlenebilen Ruhsal Değişiklikler

Ruhsal ve bedensel olarak sağlıklı bir kadında bu dönem, ufak tefek sorunları olsa da genellikle önemli ve hoş bir deneyim olarak yaşanır. Çünkü gebelik bir hastalık değil, fizyolojik, olağan ve doğal seyri olan , kadına özgü bir süreçtir. Yani kadınlıkla ve annelikle ilgili önemli ruhsal çatışmalar yaşamayan, doyumlu, mutlu, eşinin ve ailesinin desteği yeterli olan bir kadın için gebeliğin olumlu pek çok duyguyu içermesi beklenir. Bununla birlikte anne adayları arasında olumsuz duygular ve beklentiler içinde olanların sayısı az değildir. Doğuma ilişkin korkular, bebeğin sağlığıyla ilgili sürekli endişe duyma, kısıtlanmışlık duygusu, bebeği istememe gibi duygular yaşanabilir. Ayrıca genel olarak kaygı düzeyini artışı, duygusal dalgalanmalar, ağlama eğilimi, daha hassas ve etkilere açık olma gibi değişiklikler gözlenebilir. Tüm bu sayılanlar, hafif derecelerde, gelip geçici ve kısa süreli olarak bir çok gebe kadında görülebilir. Ancak önemli olan bu duyguların ısrarlı, yoğun ve kadının yaşamını engelleyecek düzeyde olmasıdır. Böylesine etkili yaşandığı zaman gebelik zor ve sancılı bir dönem haline dönüşecektir. Bu durumda psikiyatrik yardım arama en uygun yoldur.

Ruhsal Bozukluklar

Ruhsal değişikliklerin yoğunluğu artıp, kişi ve çevresi için önemli ölçüde sıkıntı verici boyuta eriştiğinde, kişinin işlevselliğini bozduğunda genellikle ruhsal bir bozukluktan söz edilir. Bu durumda sıklıkla psikiyatrik müdahale gereklidir.

Psikotik Bozukluklar

Bu dönemde ağır ruhsal bozuklukların gelişme riskinin düşük olduğu bildirilmektedir. Bu belki de vücudun bebeği ve anneyi korumak için geliştirdiği bir önlemdir. Buna karşılık doğumdan sonraki bir yıl içinde ağır ruhsal bozukluk geçirme riskinin arttığı ifade edilmektedir. Gebe olmayan kadınlara oranla daha seyrek olmakla birlikte, gebelik sırasında manik-depresif bozukluk atağı ve şizofrenik belirtilerin alevlenmesi görülebilir. Bu nedenle daha önce ruhsal bir bozukluk geçirmiş olan kadınların gebeliği planlarken veya hamile kaldıktan sonra, bir psikiyatriste danışmaları uygun olacaktır. Unutulmaması gereken bir diğer nokta, geçmişte bir ruhsal bozukluk varsa doğum sonrası alevlenme olasılığının bulunmasıdır.

Depresyon

Gebe kadınların %10′unda depresyon ortaya çıkabilmektedir. Özellikle geçmişinde depresyon olan kadınların bu konuda hekimlerini uyarmaları gerekebilir. Bunun yanısıra isteksizlik, ilgi ve zevk azalması, sıkıntı, iştahsızlık, uykusuzluk, enerji azalması gibi yakınmaların olması halinde depresyon akla gelmelidir.

Diğer Psikiyatrik Bozukluklar

Anksiyete bozukluğu, obsesif-kompulsif bozukluk gibi diğer ruhsal bozukluklar da bu dönemde görülebilir.

Tedavi Kararı

Ruhsal bozukluk tanısı psikiyatrist tarafından konulur. Öncelikle ruhsal değişikliğin hastalık boyutuna ulaşıp ulaşmadığı ya da tedavi gerektirip gerektirmediğine karar verilmelidir. Tedavinin türünün belirlenmesi de oldukça önemlidir ve bu noktada kadın-doğum uzmanıyla psikiyatristin yakın işbirliğine ihtiyaç vardır. Gebelik döneminde ilaç kullanıp kullanmama kararı ve kullanılacaksa ilacın türünün seçimi titizlik gerektiren konulardır. Bu dönemde var olan ağır bir ruhsal rahatsızlığın tedavi edilmemesi halinde ortaya çıkabilecek olumsuzluklar, annenin ve bebeğin yetersiz beslenmesi, doğum öncesi ve sonrası bakımı uygulayamama, kendine ve/veya bebeğe zarar verme, intihar olarak sayılabilir. Neler Uyarıcı Olmalı? Gebelikte Ruhsal Durumu Olumsuz Etkileyen Etkenler

* Küçük yaşta ,
* İsteği dışında ve hazırlıksız gebe kalmış olmak,
* Eşin olmaması,
* Eşin duygusal desteğinin olmaması ,
* Kadınlık rolü ve sorumluluğuyla ilgili güçlükler,
* Ciddi bir fiziksel hastalığın bulunması,
* Sürmekte olan bir ruhsal bozukluğun varlığı,
* Maddi ve sosyal desteğin yetersizliği biçiminde sıralanabilir.

Hamileliğin Gelişimi

Posted by admin on Temmuz 17th, 2008

Bir kadının içerisinde bebek taşıması gerçek bir mucizevi olaydır. Elinizi karınınza koyduğunuzda onun orada gerçekten olup olmadığını hissetmek istediğinizde bunun gerçek olduğundan hayretlere düşecek, biraz heyecanlı biraz da keyifli anlar yaşayacaksınız. Bir anne adayı, gebeliğinin on sekizinci haftasına doğru çocuğunun ilk hareketlerini algılar. Gerçekte annenin bir bebeğe sahip olacağını hisettiği ilk hareketlerdir.Babayla bebek arasındaki ilk bağlar da bu hareketlerdir. Anne adayının vücudunun dokuz ay boyunca geçirdiği evrelerde gösterdiği değişiklikler insan hayatının başka hiçbir döneminde yaşananamaz.

Üçüncü aya kadar neler olur?

Anne: Kilo alışınız ciddi boyutlara ulaşmıştır, ancak sabahları geçirdiğiniz mide bulantısından artık kurtulmuş olacaksınız.

Rahmin pelvisin boynundan dışarıya doğru taştığını hissedeceksiniz.

Artık düşük yapmaktan korkmayın, çünkü bu aydan itibaren düşük yapma riskiniz tamamen kaybolacaktır.

Doğum sancıları başlayana kadar kalbiniz düzensiz atacak ve bu şekilde devam edecektir.

Bebek: Bu ayda bebeğinizin cinsel organını tanıyabilecek ve öğrenebileceksiniz. Ses telleri oluşacak ancak size doğumdan sonra ses verebilecektir. Gözler önde ve birbirlerine yavaş yavaş yaklaşmaktadırlar,Gözkapakları çıkar ve henüz gelişmekte olan göz küresini koruyarak gözlerin tamamını kaplarlar.

Dudaklar iyice belirginleşir, burun delikleri oldukça dışta kalı ve kulaklar iki küçük yarığa benzerler. Ön kol, dirsek ve parmaklar net olarak seçilebilirler.

Karaciğer önemli ölçüde gelişmiştir, böbrek ortaya çıkar,bağırsak uzar ve kıvrılır, omurga kemikleşmeye başlamıştır. Bedeni ince bir tüyle kaplanmıştır. Kol ve bacakları sürekli hareket halindedir,parmaklarını sıkar,başını çevirir,ağzını açar,yutkunur ve hatta süt emme hareketlerinde bulunur.Kasları önemli ölçüde gelimektedir. Onikinci haftaya doğru kalbin atışı duyulabilir. Üçüncü ayın sonunda yaklaşık 10 cm boyunda ve 45 gram ağırlığındadır. Ceninin dış görünümünde önemli bir değişiklik olmamasına rağmen ileriki aylarda en önemli gelişmeler kemiklerinde olacaktır.

Altıncı aya kadar neler olur?

Anne: Her hafta 0.5 kg alabileceksiniz.

Kısa dönemli sindirim rahatsızlıkları geçirebileceksiniz.

On altıncı haftatdan sonra bebeğinizin hareketlerini hissedebileceksiniz.

Rahminiz pelvisin üzerinde en az 5 cm genişleyecektir.

Bebek: Ceninin hareketlilİği gözle görülür bir biçimde artmıştır.Yarım saatte ortalama 20 ile 60 arasında hareket yapabilir.

Beyin gelişmeye ve karmaşıklaşmaya devam eder.

Yüz incelme gösterir, kaşlar rahatça görülebilmekte, burun çizgisi daha belli , kulaklar daha büyük,boyun daha çıkıktır.

Diyafram ceninin tek tük hıçkırığa benzer hareketler yapmasından dolayı sarsılır.

Altıncı ayın sonunda çocuk kollarını göğsünde kıvırarak tutar ve dizlerini karnına çeker. Cenin artık yaklaşık 31 cm boyunda ve 1000 gram ağırlığındadır.Doğmak için hazırdır ancak bu dönemde doğarsa erken doğmuş olacak ve yaşama şansı zayıf olacaktır.

Dokuzuncu ay sonunda neler olur (tam dönem)

Anne: Dokuzuncu ayın sonunda ceninin başı aşağıda olduğundan anne kendini hafiflemiş hissedecektir.

Kliniği her hafta doğum öncesi muayeneler için ziyaret etmek zorunda kalacaksınız

Uyurken rahat bir pozisyon bulamayacaksınız Göğüslerinizden besleyici bir kolostrum akacaktır.

Bebek: Bebek artık son haftalarını 20-30 gram kadar kilo almayla ve büyümeyle geçirir.Artık yer darlığından hareketlerin azaldığı hissedilir. Bebeğin derisi pembemsi beyazdır ve deriyi kaplayan yağlı sıvı da kaybolmak üzeredir. Kafatası daha tam olarak kemikleşmemiştir. Kemiklerin arasında bıngıldak denilen lifli bölgeler vardır.Bu bıngıldakların biri önde diğeri de geride art kafa seviyesinde olacaktır.Bunlar doğumdan birkaç ay sonra kapanacaklardır.

2.7 ,3.5 kg arasında bir ağırlığa ve 35-38 cm boya ulaşabilecektir. Bebeğin kafası rahim boyuna yerleşecek ve bu onun doğum pozisyonuna geçmesi demek oluyor.Plasentanız 2-25 cm”ye ulaşacak ve içinde 1.1 litrelik amniyotik akışkan bulunacaktır.

Oruç anne ve bebeği için risktir

Posted by admin on Temmuz 17th, 2008

Ramazanda uzun süren açlık saatleri anne adayını olumsuz etkileyebilir. Öncelikle kan şekerinde düşmeye bağlı halsizlik, sinirlilik, baş dönmesi ve baş ağrısı gibi sorunlarla karşılaşabilirler.

Gebelik ve emzirme; kadının hayatında beslenmenin öneminin artığı bir dönemdir. Peki ramazan ayında oruç tutmak isteyen anne adaylarını ne gibi tehlikeler bekler ve oruç tutarken nelere dikkat etmeleri gerekir? Bu konuda merak ettiklerinizi Jinemed Hospital’dan Uzm. Dr. Meriç Karacan yanıtladı.

hamile-cocuk001.jpgHamilelerin oruç tutmasında bir sakınca var mı?

Oruç, annenin kendi sağlığı ve taşıdıkları bebeğin sağlıklı gelişimi açısında çeşitli riskler taşır. Oruç tutmayı planlayan hamilelerin, bu riskleri göz önünde bulundurarak karar vermelerini tavsiye ediyoruz.

Hamileler oruçtan neden olumsuz etkilenir?

Ramazanda uzun süren açlık saatleri anne adayını olumsuz etkileyebilir. Öncelikle kan şekerinde düşmeye bağlı halsizlik, sinirlilik, baş dönmesi ve baş ağrısı gibi sorunlarla karşılaşabilirler.

Hangi durumlarda hamilelerin hiç oruç tutmamaları gerekir?

Anne adayında şeker, gebelik şekeri veya yüksek tansiyon gibi sorunları varsa kesinlikle uzun süre aç kalmamalıdır. Bu gebelerin oruç tutması doğru değildir. Ayrıca mide ülseri olanlar, karaciğer hastaları ve ishal şikayeti olanlar kesinlikle oruç tutmamalıdır.

Bebek nasıl etkilenir?

Oruçla ilgili yapılan bir çalışmada; oruç tutan gebelerde çocuğun içinde bulunduğu amniotik sıvının azaldığı, diğer bir araştırmada ise çocuk hareketlerinde azalma olduğu yayınlanmıştır. Yaklaşık 10 yıl önce yapılan bir başka çalışmada da; oruç tutan annelerden doğan bebeklerin kilolarında bir düşüklük saptanmamıştır.

Her şartta oruç tutmak isteyen hamilelere tavsiyeleriniz nelerdir?

“Hamile de olsam oruç tutmaya devam edeceğim” diyorsanız, mutlaka önce doktorunuzla bunu konuşun. Risk taşıyıp taşımadığınızı öğrenin. Eğer bir sorun yoksa, dengeli beslenme prensipleri oruç tutan anne adayları için de geçerlidir. Bu dönemde beslenme mönüsü, anne ve bebeğin ihtiyaçlarını en iyi miktarda karşılayacak şekilde düzenlenmelidir. Sağlıklı bir gebe diyeti mutlaka; tahıl grubu, meyve, sebze, et ve süt ürünlerini içermelidir.

Gebelikteki kabızlık sorunu oruç tutulmasıyla kronik bir hal alır mı?

Gebelikte kabızlık sıkça karşılaşılan bir sorundur. Oruç döneminde bu problemle karşılaşma olasılığı artar. Özellikle bağırsakları çalıştırmak için dengeli ve kabızlığı önleyici posalı gıdaları beslenmek önerilmektedir. Oruç tutarak uzun süre aç kalan hamileler, iftarda yağlı ve posasız besinler alınca kabızlık şikayeti daha sık ortaya çıkabilir.

Susuzluk anne adaylarını nasıl etkiler?

Hamilelere sık sık ve bol su içmeleri önerilir. Ramazanda oruç tutan hamilelerin düzenli suyu da alamamaları tansiyonda düşmeye ve bayılmaya neden olabilir.

Anne adaylarına ideal mönü

Sahur: 1 bardak süt, iki kibrit kutusu peynir, domates, salatalık, biber, esmer ekmek, gün aşırı yumurta, birkaç zeytin, meyve

İftar: 1 kase çorba, salata, esmer ekmek 1-2 saat sonra: 1 porsiyon et, tavuk ya da balık, 1 porsiyon sebze yemeği, 2 kaşık yoğurt veya ayran, esmer ekmek veya az yağlı pilav, makarna ve salata

1. İlk Üç Ay (İlk Trimestr)

Posted by admin on Temmuz 17th, 2008

1. İlk Üç Ay (İlk Trimestr)

Öncelikle bu sayfalara baktığınıza göre:

GÖZÜNÜZ AYDIN!

Konumuza hamileliğin belirtileri ile başlayalım. Neler olur hamilelikte?

2. Hamilelik Belirtileri

a) Adet Gecikmesi

Eğer hastalık, stres, veya şoktan kaynaklanmıyorsa.

b) Yorgunluk Hissi

Vücutta salgılanan hormon düzeylerindeki değişikliler ve metabolizmanın hızlanması, uyku ihtiyacında artışla kendilerini gösterirler.

c)Göğüste Hassasiyet

Göğüs uçlarının koyulaşması ve damarların belirmesi.

d) Normalden Daha Sık İdrara Çıkma – Sabah Rahatsızlıkları

Bulantı ve kusma, hamileliğin klasik belirtilerinden olmasına rağmen her zaman sabah saatlerinde meydana gelmez ve kadınların sadece %50’sinde meydana gelir.

Yukarıdaki belirtilerden biri veya birkaçı meydana geliyorsa doktorunuzu ziyaret etmenin zamanı demektir.

3. Doktorunuz Size

Hormon Testi
Kandaki HCG hormonunu (plasenta=fetusu anneye bağlayan organ, tarafından salgılanır) belirleyen kan testi yapar. Tabii daha önceden de, evde yapılabilen testlerden birisi uygulanabilir. Ancak bu testler, doktorunuzun uyguladığı testler kadar kesin sonuç vermezler.

Prenatal Testler
Doktorunuzca hamilelik kesinleşince prenatal test (bebekte ortaya çıkabilecek anormallikleri anlama testi) istenebilir. Bu konuda detaylı bilgi Prenatal tanı yöntemleri bölümünden öğrenilebilir.

Kan Testleri
Kan grubunuz, kanınızdaki hemoglobin miktarının belirlenmesini amaçlayan testler yapar

Pelvis Ölçümleri
Pelvis ölçümleri yapılır(leğen kemiğinin yapısı incelenir, doğuma uygun olup olmadığına bakılır)

Smear Testi
Smear (mikroskop altında incelemek için vajinadan alınmış organik doku) testi yapılır.

Boy ve Kilo Ölçümleri
Gebeliğin gelişimini takip etmek açısından bu bilgiler kayıt edilecektir

testlerini uygulayacaktır.

4. Bebeğiniz Ne Kadar?

Bu dönemin sonunda bebeğinizin kilosu 28.3 gr., boyu ise 7.5 cm. dir.

Bu Dönemdeki Gelişmeler

İlk 2 hafta genelde döllenen yumurtada bölünmeler hızla sürer ve önce bir top halini alır.

3 haftadan itibaren başta merkezi sinir sistemi olmak üzere organ sistemleri gelişmeye başlar.

6.cı haftadan itibaren embriyonun, ağzı, sindirim sistemi, basit bir beyini ve merkezi sinir sistemi gelişmiştir. Bebeğin gözlerini ve kulaklarını oluşturacak çukurlar oluşmuştur. Göğüs kafesi ve karın gelişmektedir, kalp göğüste bir çıkıntı olarak belirir ve bu haftanın sonunda atmaya başlar. Kan damarları kol ve bacaklar oluşmaya başlar.

Bu ilk üç aylık dönemin sonlarına doğru bebeğin el ve ayak parmakları neredeyse tamamen oluşmuş olur. Yüz hatları, çene, burun ve alın iyice belirli hale gelir. Gözlerin oluşumu tamamlanmış olup göz kapakları gelişimini sürdürür. Eğer bu dönemde Ultrasound ile muayene edilirseniz, bebeğinizin hareketlerini görebilirsiniz. Ancak bu hareketler, sizin hissedemeyeceğiniz hareketlerdir. Anne adayı bu haftalarda bebeğin hareketlerini algılamaz.

5. Ne Sorunlar Yaşanabilir?

Meydana gelebilecek sorunlar;

a) Düşük

Bu dönemde düşük riski vardır. Kanama düşük belirtisidir. Böyle bir durumda doktora müracaat edilmeli ve yatarak dinlenmelidir. Bu risk kadınların %10-25′inde vardır. Düşük sebepleri hala bilinmemektedir. En iyi sağlık koşullarına sahip kadınlarda bile görülebilmektedir. Mutlaka altında yatan bir sebep var mı? diye hekime baş vurmalı ama bunun herkesde görülebilen bir olay olduğunu da unutmamalıdır. Embriyonun gelişimi sırasında anormalliklerin oluşması halinde düşük meydana geldiği düşünülmektedir.

b) Beslenme

Beslenme hamilelik süresince hayati önem taşır ve bebeğin gelişimini etkiler. Genel olarak hamilelik süresince günlük kalori ihtiyacı 500 kalori kadar artar. Gebelik, rejim yapmak için uygun bir zaman değildir ve rejim uygulamak doktorunuz önermedi ise sakıncalıdır. Gerekli miktarlarda protein, karbonhidrat, mineral (özellikle magnezyum), vitamin, eser elementler (özellikle demir) ve yağ alınmalıdır. İhtiyacınız olacak bu besin maddelerini hekimlerinize sormadan kullanmayınız.

ÖZELLIKLE GEBELİĞİN bu döneminde hekiminizin önerisi dışında İLAÇ KULLANMAYINIZ.

2. İkinci Üç Ay (İkinci Trimestr)

Posted by admin on Temmuz 17th, 2008

1. İkinci Üç Aylık Dönem

İlk üç aydan sonraki dönem, sizde bir çok değişikliklerin ortaya çıkacağı dönemdir. Bunların belli başlıları burada açıklanacaktır

2. Sizdeki Değişiklikler

a) Kilo Artışı

Hamilelik süresince kilonuzda anlamlı artış olacaktır, ancak bunun büyük bir bölümü bu dönemde gerçekleşir. Genel olarak, tüm hamilelik süresince kilo artışı yaklaşık 10-14 kg. arasında olmalıdir. Doğaldır ki bunun biraz altı veya üstü olabilir. Bu konuda size uygun olan değerleri hekiminizden öğreneceksiniz. Bu kilo artışları ile birlikte artık bazı elbiselerinize sığmamaya başlayacaksınız. Bu dönemde uygun kıyafetler seçilmesi önemlidir.

b) Ben ve Lekeler Oluşumu

Vücudunuzda ben ve lekelerin oluştuğunu görebilirsiniz. Bu tür değişiklikleri doktorunuza bildirmenizde yarar var.

c) Ağrılar

Uterusu (rahim) pelvise (karin) bağlayan bağların kalınlaşması ve uzaması sonucunda ağrı oluşabilir. Bu normal, fizyolojik bir ağrıdır. Büyütülmemelidir, herhangi bir problemin varlığını göstermez. Bu ağrılardan hekiminize bahsettiğinizde size ağrılarınızı yenmenizde yardımcı olacaktır.

d) Sırt, Bel Ağrıları ve Burun Kanaması

Sırt, bel ağrıları ve burun kanamaları görülebilir. Burun kanamaları, kanınızda artan bazı hormonların etkisi ile olabilmektedir. Sırt ve bel ağrıları ise uterus (rahim)’ daki büyüme ve bacaklara olan ağırlık dağılımındaki değişme ile ortaya çıkar.

Bu üç aylık dönemde doktorunuzu ayda bir görmeniz uygun olur. Doktorunuz bazı önemli konuları takip edecektir.

3. Doktorunuz Size

a) Şeker, Protein Testi

Her ziyarette doktorunuz idrarınızdaki protein ve şeker oranlarını kontrol eder. Bazı gebelerde, gebelik süresince ortaya çıkan Diabet (şeker hastalığı) görülebilir. Ayrıca idrarda görülecek bazı protein yapısındaki maddeler, gebeliğin ileri dönemlerinde ortaya çıkabilecek sorunların öncüsüdür.

b) Kan Basıncı (Tansiyon)

Hamilelik boyunca doktorunuz her ziyaretinizde sizin kan basıncınızı (tansiyon ) ölçecektir ve gebeliğiniz boyunca da bunu sürdürecektir. Bazı gebelerde ortaya çıkabilecek yüksek tansiyon önemli bir hastalıktır ve bazı istenmeyen durumlara (komplikasyonlara) neden olabilir. Bu nedenle tansiyon takibi çok önemlidir.

c) Ultrasound

Bu 3 ayın sonlarına doğru hekiminiz, bebeğinizin gelişimini boyunu ve kilosunu değerlendirmek amacı ile size ultrasound yapacaktır. Bu yöntem zararsız bir yöntemdir. Kulağımızın duyamayacağı şiddetteki ses dalgaları karın içlerine doğru gönderilir, yansımaları bilgisayarlar ile değerlendirilip bir ekranda gösterilir.

4. Bebeginiz Ne Kadar?

Bu dönemin sonunda bebeğinizin ağırlığı yaklaşık 1.3 kg., boyu ise 28 cm.’dir.

Bebeğiniz, artık bayağı büyüdü değil mi? 20. haftada bebeğinizin gözleri, gözkapakları, kulakları tamamen oluşmuştur. Vücudunda hafif bir tüylenme olur. Bebeğiniz işitmeye başlar. Annenin kalp atımlarını duymaktadır artık. Uterus dışından gelecek bazı sesler de bebeğinize ulaşabilir. Bu dönemde bebeğiniz konuşmalara ve müziğe tepki göstermeye başlar. Cinsiyeti artık belli olur. Ultrasound yardımı ile hekiminiz bebeğinizin cinsiyetini belirleyebilir. İkinci üç aylık dönemin sonunda bebeğiniz parmağını emebilir veya bebeğinizi hıçkırık tutabilir. Cilt altında yağ tutulmaya başlanır. Göz kapakları açılmıştır ve görüş mesafesi 20 cm.’i bulur. Eller ve ayaklar tamamen oluşmuştur ve tırnaklar uzamaya başlar beyin dokusu gelişir ve bedeni lunago ismi verilen yumuşak tüyler ile hafifçe örtülür. Başındaki tüyler de bu dönemde uzar.

5. Ne Sorunlar Yaşanabilir?

Meydana gelebilecek sorunlar;

Ödem

Elleriniz ve ayaklarınızda hafifçe şişmeler, cilt altındaki bölgelerde sıvı toplanması ile görülebilir, normaldir. Ancak 24 saatte normale dönmüyor ise doktorunuza müracat etmelisiniz. Bu tip bulgular bazen de gebelik zehirlenmeleri habercisi olabilir.

Düşme

Vücudunuzdaki hızlı kilosal değişiklikler dengenizin bozulmasına ve düşmelere neden olabilir. Bu nedenle DÜŞMEYE karşı uyanık olunuz! Eğer herşeye rağmen böyle bir durum sonucunda, kanama, vajinadan sıvı akması veya şiddetli ağrılar oluşursa hemen hekiminize müracaat edilmelidir.

Karpal Tünel Sendromu

El bileğinde tendon ve sinirlerin geçtiği dar bir kanalsı yapı vardır. Vücudunuzda biriken sıvılar nedeni ile burada bir daralma olursa, el ve parmaklarınıza giden sinirler bu kanalda baskıya uğrayacak ağrı ve uyuşma görülebilecektir. Genelde kendisini, geceleri uykuda, bileğinizi hareket ettirseniz rahatlayacakmış gibi bir duygu ile size gösterir.

3. Üçüncü Üç Ay (Üçüncü Trimestr)

Posted by admin on Temmuz 17th, 2008

1. Üçüncü Üç Aylık Dönem

Yeni Bir Üç Ay

Bu döneme hoş geldiniz. Sizde, başta fiziksel değişiklikler olmak üzere bir çok değişiklikler, dışarıdan kolaylıkla anlaşılabilir bir hale geldi artık.

2. Sizdeki Değişiklikler

a) Kilo Artışı

Kilo artışı bu dönemde iyice belli olmuştur. Yuvarlak karnınız ile gurur duymalısınız, bu sizin bebeğinizin büyümekte ve gelişmekte olduğunun göstergesidir. Kilo almanız son aya kadar yaklaşık haftada 400-500 gr.’lık bir hız ile devam edecek. Son ayda ise 500 gr. ile 1 kilo arasında artacak.

b) Göğüslerde Büyüme

Göğüsler gözle görülür bir şekilde büyümüştür. Süt üretmek için hazırlıklar devam etmektedir. Bazen hassasiyet artmış olabilir. Bu durumlarda uygun bir sütyen sizi rahatlatacak en önemli çözümdür.

c) Uykudaki Değişmeler

Uyku için uygun pozisyon bulmak sizin için çok zorlaşmış olabilir bu dönemde. Sırt üstü yatmaktan kaçınmalısınız. Yan yatmak en uygun pozisyondur. Büyük bir tane veya çok sayıdaki küçük yastıklar ile göğüs, karın ve iki bacağınızın arasına destek yapınız. Uterusun (rahim) idrar kesesi üzerine artan baskısı yüzünden daha fazla idrara çıkma ihtiyacı doğar, geceleri daha sık olarak uyanacaksınız bu dönemde.

Son üç ay içerisinde doktor ziyaretleriniz de artacaktır. Doktorunuz, hamileliğinizin gelişimi ile ilgili olarak sizi bu dönemde daha detaylı takip edecektir.

3. Doktorunuz Size

a) Şeker, Protein Testi

Her ziyarette doktorunuz idrarınızdaki protein ve şeker oranlarını kontrol eder. Bazı gebelerde, gebelik süresince ortaya çıkan diabet (şeker hastalığı) görülebilir. Ayrıca idrarda görülecek bazı protein yapısındaki maddeler, gebeliğin ilerideki dönemlerinde ortaya çıkabilecek sorunların öncüsüdür.

b) Kan Basıncı (Tansiyon)

Hamilelik boyunca doktorunuz her ziyaretinizde sizin kan basıncınızı (tansiyon) ölçecektir ve gebeliğiniz boyunca da bunu sürdürecektir. Bazı gebelerde ortaya çıkabilecek yüksek tansiyon önemli bir hastalıktır ve bazı istenmeyen durumlara (komplikasyonlara) neden olabilir. Bu nedenle tansiyon takibi çok önemlidir.

c) Ultrasound

Bu 3 ayın sonlarına doğru hekiminiz, bebeğinizin gelişimini, boyunu ve kilosunu değerlendirmek amacı ile size ultrasound yapacaktır. Bu yöntem zararsız bir yöntemdir. Kulağımızın duyamayacağı şiddetteki ses dalgaları karın içlerine doğru gönderilir, yansımaları bilgisayarlar ile değerlendirilip bir ekranda gösterilir.

d) Rhogram Aşısı (Anti D Aşısı, Anti Rh Aşısı)

Rhogam aşısı, Rh negatif kana sahip anne adaylarına uygulanır.

e) Streptokok Testi

Streptokok testi, bir çok batılı ülkede yaygın olarak uygulanmaktadır. 35-37 gebelik haftaları arasında bu test yapılır.

5. Bebeğiniz Ne Kadar?

Bu dönemin sonunda bebeğin kilosu 3.5 kg. ve boyu 53 cm.’e ulaşır.

32. haftada bebeğinizin yüzü yeni doğmuş bir bebeğinki kadar pürüzsüzdür. Bu dönemde bebek yağlanmaya devam eder. Ancak bebeğiniz o anda doğsa yaşama şansı çok az olurdu, bebek daha dış ortamda yaşamaya hazır değildir. Bebeğe özel bakım erken doğumlarda gerekir. 36. haftada bebeğin başı pelvise (kasık) iner. Bu dönemin sonunda bebeğin başı hala pelvistedir. Bağışıklık sistemi henüz tam gelişmediği için plasentadan antikor (koruyucu moleküller) almaya devam eder. Vücudunu kaplayan tüy (lunago) tabakası yok olur. Vücudu krem kıvamında beyaz yağlı (vernix caseosa) madde ile kaplıdır bu da bebeğin derisini amnion (bebeğin yaşadığı kese içindeki sıvı) sıvısından korur. Bebeğin ilk dışkısı bağırsaklarında koyu yeşil olarak bulunur. Su kesesi patladığında buna dikkat etmelisiniz. Bu yeşil dışkının, bu sıvıya karışması, bebeğin, anne karnında zorlandığının bir belirtisi olabilir.

6. Ne Sorunlar Yaşanabilir?

Doğum sancıları ve doğum korkusu.

Doğum sancıları ve doğum konusunda meraklanmanız, acaba ben yapabilecek miyim ? gibi soruları kendinize sormanız olasıdır. Unutmayın ki binlerce yıldır bu olay gerçekleşmektedir. İnsan vücudu böyle bir olayı tek başına yapabilecek ve komplikasyonsuz (istenmeyen olaylar olmaksızın) olarak tamalayabilecek yapıdadır. Doğumdan önce (prenatal) dönemde bu konularda dersler veren kurslar sayesinde endişeleriniz büyük ölçüde giderilebilir. Ağrısız uterus kasılmaları düzensiz olarak gerçekleşebilir bu bebeğin doğuma hazırlandığının işaretidir. Ancak saatte 4 veya fazla kasılma olursa doktora başvurun.


Directory
Copyright © 2007 Tv Haberleri. All rights reserved.
sitemap sitemap.txt sitemap.html tv haberleri haberler
Bu sitede yer alan yazıların tümü, bilgi edinmek isteyen ziyaretçiler için hazırlanmıştır.İçeriği başkaları tarafından doğru ve geçerli bulunmayabilir. Sitede yer alan yazı ve resimlerin kopyalanması, her türlü kullanımı ve bilgilerin uygulanması sonucu doğan hukuki, ahlaki, mesleki ve yaşamsal sorunlar sadece bu eylemi gerçekleştiren kişilerin sorumluluğundadır. Bunlardan dolayı ortaya çıkabilecek hiç bir sorundan site ve yazarları sorumlu kılınamaz. Şikayet adresi ile iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde tvhaberleri.com yönetimi olarak tarafımızdan gereken işlemler yapılacaktır.İletişim kasvax@gmail.com