Aman Yavaş…

Posted by admin on Temmuz 16th, 2008

Birinin resmine bakıyorsunuz.

O; şimdi O’nu düşünüyor olduğunuzu bilmiyor. Hasretinizin kuşları kanatlanıyor göğsünüzden. İlle de onun omzuna konup kalmak istiyor.

Zor oluyor tekerlekleri kırılmış bir çek-çekle yokuş yukarı tırmanmak.
Zor oluyor, tek kanatla kalmışken özlem dağlarını aşmak.
Onu en özlediğiniz zamanda, aklınız bir komutan olup, emir veriyor korku adlı
askerlerine:
’sessizlik nöbetinizi aksatmayın’ diye.

Resmine bakıyorsunuz…Özlemişsiniz besbelli ama aklınıza karşı gelin de, çıkın karşısına kolaysa…
Deyin ki; ”ÖZLEDİM İŞTE SENİ. İstediğim resmin değil ki…”
Diyemiyorsunuz…
Konusamayacak kadar aciz; dilsiz, elsiz, kolsuz bir hayalet gibi dolanıyorsunuz hükmünüzün geçmediği dünyasında.

Kucak dolusu anı ve hayal işte size, neyinize yetmiyor?
Dilerseniz geçmişe pişmanlık duymak serbest.
İsyanlar içinizde kaldığı sürece serbest.
Ağlamalar serbest.
Şişşştt…ama ağlarken sessiz olun. Gece boyu resmine baktığınız kişi şu anda uyuyor olabilir…

Sana…

Posted by admin on Temmuz 16th, 2008

Gelmiş geçmiş en güzel düşler,en güzel umutlar en güzel gerçekler senin olsun.hani derler ya bugün geri kalan hayatının ilk günü olsun.gülüşlerin,mutluluğun senin yarınların olsun.mavi boncuğun yakıştığı gözlerin gibi güzel olsun her şey….

SANA…

Bazen öyle şeyler hayal ediyorsun ki düşlerinin bile gölgesinde kalıyorsun.oysa hayallerin bile ancak sen istediğinde gerçeğe dönüştü.Ne zamana dur diyebiliyorsun ne de hayata!istemekmiş her an yürekten, hayali gerçeğe dönüştüren,bir tebessüm siler mi yılların içindeki burukluğunu?sevmek en büyük fazilet, en kötünün bile en erdemli yanı..peki sen? sevginin anlamının farkında mısın?

Aynada gördüğün yüz sen değilsin,ya da sen onun kadar güzel değilsin.Bir sis bulutu var gözlerinin baktığı her yerde yıllardır, aydınlattığın şey ışığın değil, kandırmasın seni içindeki yalan, Hadi bi sorgula da geçmişini bitsin artık bitmez tükenmez bilmeyen isteklerin.Mutluluğu çevrende arama kendinde bul.Bul da esaretin sona ersin.ne sevgilerini yarınlara bırak nede bir gün kendin için yaşamayı ertele.Nefes aldığın her anı kendin için al.Haksızlığı onlara bırak,bırak ki adil olmanın verdiği erdeme ulaşamasınlar. Peki Ya bir gün, mutsuzluğuna karşılık ödediğin bedellerin ne anlamı olacak? Şimdi de senin ağlamanı tetikleyen duyguların harekete geçmek için can atıyor biliyorum ama ağlamayacaksın.hem sen hiç çevrene bi baktın mı?Roman hayatların sadece ucundan yaşadın mı hayatını?

Ne seni anladım hayat ne de insanlarını.Parmak izimde bile sen varsın,beni bu kadar benden iyi tanırken,kurtarılmış hayatlardan birisin belki de sen.Ne hesap sor yaşananlardan ne de bedel iste yaşattıklarından.Şu karşında duran üzerine karlar ve parıltılar yağdırılmış 7 gül kadar güzel olsun her anın,şimdiki gibi titreme kabuslarından…güneş bile her gün aydınlatıyor doğayı!hem böyle iyi olmayı kimden öğrendin sen?papatya mevsimi değil ama her düşen yaprak bile dalından ben hala hayattayım diyor.Niye yoksun neden gelmiyorsun dediğin günler çoktan tarih olmaya hazırlar sadece sen istediğin zaman.Sevgiyi hak edene ver hak etmeyenle neden uğraşırsın ki hala..Çok fazla geçmiş sayılmaz ömründen.bedeninin hak ettiği yaşı ruhuna ver.Görmek istediğin hayat hala çok yakınında.Sevgiyle sana sarılan bir çocuktan daha güzel ne olabilir ki!Omuzların ağrısa da boşver,geçer.sen kendini yenilersin.öyle bir nefes al ki verdiğin o solukla bitsin yaşadığın her kötü şey, her şey.Hem o uğurböceği hala yakanda.yalan sözlere umut bağladığın zamanları çoktan aştın.Hayatı artık sen yönlendiriyorsun.aynada kendini her zaman güzel gör,her gün yüzleştiğin o gerçek sen gibi.zaman geçiyormuş geçsin,sen hayatın her zaman kazanan tarafında ol.

BEN UMUDUM

Posted by admin on Temmuz 16th, 2008

Birçok yürek,
Güneşin batışını
Bir çiçeğin solması gibi
Bazen bir sevgili ile,
Bazen yalnızlığı ile paylaşır.
Bir deniz kenarında,
Ya da dağ yamacında
Elveda diyen kızıllığa bakarak.

Kızıllık yavaş yavaş
Tükenir sanırsın.
Oysa yeni kalkmış canlar
Bir tomurcuğun açması gibi
Güneşin doğuşuna tanıktırlar.
Her ne kadar
Keskin ışınlarıyla
Gözleri kamaşsa da canların.

Birçok yürek,
Güneşin batışını izleyebilir.
Tek ya da bir başkasıyla.
Fakat gün başlangıcında
Tan vaktinde başkadır güneş.
Biraz daha yalnızdır.
Ama daha sıcak.
Daha da bir canlılık verir.
Uykulu gözler canlanır.
Yürekler daha da ısınır.

Ve yeni gün.
Merhaba.
Uzat elini
Avucunun içindeki
Sıcaklığı hissedeyim.
Ben
Umudum.

TAŞDELEN

Posted by admin on Temmuz 16th, 2008

Henüz adını bilmiyorum
Ama ben taşdelen diyorum.
Taşların arasında,
Güneşin yakıcı ışınlarına,
Rağmen,
Susuzluk içerisinde,
Kel dağı zirvesinde bulunur.
Bu adını koyduğum taşdelen çiçeği.
Etrafında eşide yokmuş,
Şiirlerimin ana temasına,
Ne güzel de uymuş.
Kıpkızıl taşdelen…

Benim taşdeler
İnsan değilim.
Yaşayacağım.
Umut gibi…
Bende varım yaşam!
Yükseklerdeyim.
Kızıllığımı güneşten alırım.
Gövdemin renginide,
Yanımdaki taşlardan…

Kaynak: Nebih NAFİLE

NİTELİK VE NİCELİK… AMA HER YERDE…

Posted by admin on Temmuz 16th, 2008

Kar kıyamet derken bir de evde mahsur kalıp işleri evden takip ederken doğal olarak zihniniz de size belli etmeden molalar veriyor ve zaman zaman her zamanki ruh halinden çıkıp birazcık düşünüyorsunuz da; hoş benim bunu yapmadığım an yok…muhtemelen bir çoğumuzda uyurken de çalışıyor bu beyin ve bizleri oldukça yoruyor.Halbuki şöyle bir-iki gün yok abartmayayım…birkaç saat izine çıksa da çocuklar gibi huzurla uyusak değil mi?

Konu başlığında yer alan şu NİTELİK VE NİCELİK konuları ezelden beri yaşantımızın hemen hemen her kesitinde yer almış ve hatta zaman zaman müzakerelere, çelişkilere bile yol açmıştır.Nedir bizler için önemli olan?
Nitelik mi?
Nicelik mi?
Öyle de durumlar söz konusu olur ki ya her ikisine birden sahip olmak isteriz ya da mutlaka ve mutlaka birinden birini tercih etmemiz gerekir ve akabinde mütemadiyen her seçim bir vazgeciştir deyiminin canlı örneğini yaşayarak bir diğerinin bize sağlayacaklarından vaz geçeriz…Pişman olur muyuz? olmaz mıyız? Bu da ayrı bir konu…

Önce bakalım gerçekten biliyor muyuz bu kelimelerin anlamlarını:

NİTELİK : Genel anlamda; bir hizmet ya da ürünün belirli bir gereksinmeyi karşılamaya yönelik bütün özellikleri ve öznitelikleri ( bu anonim bir tanım ) Türkçe’ de zaman zaman kalite kelimesi ile eşdeğerde kullanılıyor.
TDK’ ye göre; bir şeyin nasıl olduğunu belirten ve onu başka şeylerden ayıran belirtici özellik olarak tanımlanıyor.Bu kulağa daha hoş geliyor sanki değil mi? Felsefe biliminde de Aristoteles’ten beri nitelik düşüncenin temel anlatım biçimlerinden (kategori) biridir.Nesnenin algılama konusu olan yani “Nitelikler” nesne ve algıları neyseler o yapar, başka nesnelerden ve olaylardan ayırır, onları sınırsızca ve sonsuzca çeşitlendirir.Felsefede nitelik kavramı konuşma dilindeki gibi bir anlam taşımaz. Felsefede nitelik kavramı; yokluğu o nesne ya da olayı neyse o olmaktan çıkaracak olan, nesne ya da olayın bütünsel öz yapısını dile getirir.Nitelik özdeş olmayan nesne ve olaylar arasında söz konusudur.

NİCELİK: Yine genel anlamda sayılabilen, ölçülebilen,birimlendirilebilen özelliklerdir.Nesnenin ölçme konusu olan yani.Nicelik özdeş olan nesne ve olaylar arasında sözkonusudur.

Şimdi biraz aklımız karışmaya başladı sanırım…

Her ne kadar biraz evvel dile getirdiğim gibi zaman zaman ikisi arasinda tercihler yapılmak zorunda olmasına ya da ister istemez böylesine ayrımcı kararlar verilmesine rağmen;
Nicelikle nitelik bağımlıdırlar, ayrıştırılamazlar. Sadece nicel ya da sadece nitel olan hiçbir şey yoktur.

Her nesne ve olay, belli bir nitelik ile belli bir niceliğin birleşimidir.Bu birleşimin bozulması o nesne ya da olayı başka bir olaya ya da nesneye dönüştürür. Bir şeyin neyse öyle kalması için niteliksel yanının niceliksel yanıyla belli bir oranda birleşmiş, dengeye girmiş olması gerekir. Denge bozulursa o nesne başka bir nesne olur. Fakat bir nesnenin nitelik değiştirmesi için az da olsa bir nicelik değişimi gereklidir. “Nicelik değişimi olmaksızın nitelik değişmesi mümkün değildir.”Nicelikle niteliğin bağımlı birliğinde temel olan niteliktir, çünkü bir nesne ya da olayın az ya da çok sürekli bir biçimi vardır ve niceliksel olarak değişirken bu niteliksel varlık biçimini belli bir sınıra kadar sürdürür. Niteliğin değişmesi için niceliğin değişmesi zorunludur. , ama her nicelik değişimi nitelik değişimini gerektirmez. ( http://www.anlamak.com/dusunmek/felsefe-sozlugu/Felsefe-Sozlugu—N.htm )

Şimdi bu genel ve bilimsel tanımlamaları süzüp güncel yaşantımıza az da olsa yapıştırmayı başarabilirsek muhtemelen ben de dahil olmak üzere birçoğumuz, hassas dengelere nerelerde nasıl zarar verdiğimizin ya da zaman içinde acaba nerde hata yaptım diye, neden sormak durumuna düştüğümüzün cevaplarını üç aşağı beş yukarı buluruz diye düşünüyorum.

Örnekleme ile açıklarsak muhtemelen yol gösterici olacaktır.
Örneğin SEVGİ…
Şimdi sorarız zaman zaman; sormayız demeyin…bunu hemen hemen herkes bir şekilde birilerine soruyor…
BENİ NE KADAR SEVİYORSUN?
Ah! İşte elde var bir…
Öncelikle sevgi soyut bir kavram, demedik mi nicelik sayılabilen nesneler için söz konusudur diye…hadi sayın bakalım nasıl sayacaksanız…
O zaman soru şöyle mi olmalı?
BENİ NASIL BİR KALİTEDE SEVİYORSUN?
Bu daha da beter oldu değil mi? Abartmayalım…
Bir de kalite kontrol personeli işlem tamam olacak…
Ya da böyle bir soru sorulmalı mıdır ve illaki sorulacaksa yani sevginin niceliği demeyelim de yoğunluğu ve kalitesi merak ediliyorsa soru nasıl olmalı?
Aslında SEVGİ konusu çok hassas uçlarda gezen bir konu ve nitelik nicelik kavramları öylesine içiçe girmiş ki…sorular da cevaplar da zor…Burada sadece iki cins arasındaki sevgiden bahsetmiyorum, anne sevgisi, evlat sevgisi, kardeş,arkadaş, doğa, çiçek,böcek ( tabii ki aramızda böcek sevenler çok değildir ama kafiyeli olsun diye öyle yazdım ) yani hayvan sevgisi…ve hatta işinize olan sevginiz…

Aranızda neden SEVGİ ile örnek verdim diye düşünenler olabilir ama bence her işin başı bu arkadaşlar…Yapılan işe bile az da olsa sevgi denen duygu akımını vermedikçe başarılı olmak oldukça zor…dolayısı ile buradaki nitelik ve nicelik kavramlarını çok iyi algılamak ve hassas dengeleri korumak gerek.En önemlisi bu iki özelliğin yukarıda değindiğim gibi aslında ayrılmaz bir bütünün parçaları olduğunu kesinlikle fark etmek ve bunları birbirinden ayırmamaya çalışmaktır.Karşılıklı iki bireyin iletişim ve ilişkisinden tutun uluslararası ilişkilere kadar işin temeli bu…

SEVGİ nin konu ne olursa olsun niceliği yani az ya da çokluğu her ne kadar soyutlar ölçülemez desek te söz konusu konuya verilen önem, harcanan emek, en azından zihinde ayrılan kapasite,zaman içinde karşılıklı başarılara, doğru yerlere ve devamlılığa götürüyorsa çokluk; ama tam aksi bir başarısızlık ve sorun yaratıyorsa azlık söz konusudur diyebiliriz.
Ve, buradan aynen kavramların bilimsel açıklamasında olduğu gibi niceliğinin akabinde niteliğe geliyoruz.İfade ettiğim emek, önem, saygı, paylaşım ve benzeri unsurlar ne kadar yoğun ise SEVGİ nin ve bununla her ne yaratılıyorsa onun niteliği yani kalitesi de artacaktır ve OLAY BUDUR!

Neden yazdım değil mi bunları?
Zaman zaman bu tarz yazılar yazdığım zaman kimi arkadaşlar geri dönüyorlar ve dertli olup olmadığımı soruyorlar, sağolsunlar ve bazen acaba DSM ( Duygu Sömürüsü Modu ) mı yapıyorum diye soranlar da oluyor ama değil…Sadece ve sadece hala üstüme vazife olmamasına rağmen yaşama dair ne keşfediyorsam paylaşmak istiyorum ki, zaman zaman Amerika’ yı tekrar keşfediyor da olabilirim…ama zararın neresinden dönsek kardır…evet, sadece paylaşmak için…

Gelelim sadede;
Nacizane tavsiye ya da öneride bulunuyorum…Gerek sosyal ve gerekse iş yaşamınızdaki ilişkilerinizde karar mekanizmanızı çalıştırırken nitelik ve nicelik konusunda hassas davranınız.Bunların beraber oldukları zaman daha değerli neticeler elde edildiğini unutmayınız.Sayısal değerler uğruna bir daha geri dönemeyeceğiniz adımlar atmayınız.Size nitelik olarak bir seyler kazandıracağını umduğunuz kararlar verirken ya da girişimlerde bulunurken de bir yerlerde hem nicelik hem de nitelik bakımından bir şeyleri yitirme riskiniz oldugunu asla unutmayınız.
Zaman içinde başarı, itibar ve hatta şöhret uğruna attığınız adımların belki de sizi bütün bir ömür boyunca sevecek ve muhtemelen bir çok konuda sizinle yanyana omuz omuza olmaya gönüllü olacak olan kişileri üzme riski olduğunu;
Bunun yanısıra bunun tam tersi; asla ve asla size ya da içinde bulunduğunuz konuma denk duşmeyen ( genelde bunu maalesef deneyip yanıldıktan sonra anlarız ama neyse ), kaşınızı gözünüzü bilmem kaçıncı kalite boyalarla allayıp pullayan, itibarinizi zedeleyecek, başarılarınızı engelleyecek kişilerle yol almayın, almamaya çalışın…arada bir birileri sizi uyarıyorsa vardır bir bildikleri deyip şöyle bir mola verip düşünün…zararın neresinden dönseniz kardır…

Netice itibari ile ne niteliği niceliğe…ne de niceliği niteliğe tercih etmeyiniz…Anca beraber kanca beraber…
Vaktiniz olursa şöyle bir mola verin bir düşünün hem sosyal hem de iş ilişkilerinizi…acaba bir yerlerde hata yaptık mı diye…

içimi seninle ısıtıyorum…

Posted by admin on Temmuz 16th, 2008

Diyordu Atilla İlhan usta… Bunu dün akşam test ettim ve gördüm ki gerçekten sevdiğinin hayali bile insanın içini sıcacık yapıyor.
Ankara’ nın soğuğunu bilen bilir. Kışın öğle vakti tepenizde güneş olur da varlığı ile yokluğu birdir.

Cumhurbaşkanımızın adını bilmeyen bazı mankenlerimiz gibi ancak görüntüsü vardır. Böyle soğuğu içime kadar hissetmeden yolda yürüyemeyeceğim Ankara kışlarında aklıma sevdiğim kız arkadaşlarımı getiririm. Sarıldığımı, öptüğümü,kokladığımı değil ama sadece ve sadece ellerini tuttuğum o ilk zamanları. Öylesine yoğun öylesine duru sevgiler yaşadığım zamanları…

Bana göre nasıl güneşin en sıcak yeri çekirdeğiyse aşkın en güzel zamanları el ele tutuşulan anlardır. Sevdiğimin elini tuttuğum elim başka yumuşar sanki. Bir yumuşar bir yumuşar ki o elim. . O elim paraya değsin istemem,başkası tutsun istemem, yıkamak hiç istemem.
Varsın doğalgaz bitsin varsın kıssın gazı rusya, benim tuttuğum eller varya onlar ısıtır beni. Bırakın anılarınız sizleri ısıtsın.

özlü sözler

Posted by admin on Temmuz 16th, 2008

KİM NE DEMİŞ… .

bir insanın gerçek zenginliği onun bu dünyada yaptığı iyiliklerdir.
Hz. muhammed
dünle beraber gitti düne ait ne varsa,
bugün yeni şeyler söylemek gerek.
mevlana

yaratmanın başlangıcıdır düş gücü. dilediğinizi düşler,düşlediğinizi amaçlar,amaçladığınızı yaratırsınız sonunda…
bernard shaw

ya bir işe önceden başlama,
yahut da başladığın işi bitir yarıda bırakma.
ziya paşa

bilginin efendisi olmak için çalışmanın kölesi olmak gerekir.
balzac

insan öğrenmeyi bıraktığı gün yaşlanır.
henry ford

eğer evliliğinizin yürümesini istiyorsanız lekeye değil her zaman güzelliğe bakmalısınız,ne kadar leke ararsanız okadar leke bulursunuz.
vannoy

peşlerinden gidecek cesaretimiz varsa bütün rüyalar gerçek olabilir.
disney

eğer güzel gözlerin olmasını istiyorsan,
insanlara iyilikle bak.
eğer saçların güzel olsun istiyorsan,
bırak çocuklar ellerini geçirsin saçlarından.
ince bir bedense istediğin,
ekmeğini açlarla bölüş.
ve güzel dudaklara sahip olmak için,sadece güzel sözler söyle.
audrey hepburn

dağ tepesinde bir çam olamazsan,
vadide bir çalı ol.
fakat oradaki en iyi küçük çalı sen olmalısın.
çalı olamazsan bir ot parçası ol,
bir yola neşe ver.
bir misk çiçeği olamazsan bir saz ol,
fakat gölün içindeki en canlı saz sen olmalısın.
hepimiz kaptan olamayız tayfa olmaya mecburuz
dünyada hepimiz için birşey var.
yapacağınız iş,size en yakın olan iştir.
cadde olamazsan patika ol,
güneş olamazsan yıldız ol.
kazanmak yahut kaybetmek ölçü değildir,
sen her neysen onun en iyisi olmalısın…
malloch

AKLIMIZDAKİ CÜMLELER…

düşünüyorum,o halde varım…
descartes

sen de mi brütüs?
julius caesar

“olmak ya da olmamak” işte hepsi bu…
shakespeare

yalnız hiçbirşey bilmediğimi biliyorum.
sokrates

BABAM’ A BİR İLETİ; HER NERELERDE İSE…

Posted by admin on Temmuz 16th, 2008

Sevgili Babacığım…

Senelerdir seni görmüyorum ama sanki aramızdan hiç ayrılmamış gibisin.
Umarım şu anda olduğun yer yeryüzünden daha huzurludur.

Hoş geri gelmediğine göre orası buradan daha huzurlu ve sancısız herhalde,ayrıca sorarım cennette başka ne olabilir ki?
Öncelikle annem ve sen beraber olup beni bu hayata getirdiğiniz için teşekkür etmek istiyorum çünkü yaşam gerçekten her hali ile yaşamaya değer ve ben sizlerin özenerek ruhuma, zihnime ektiği tohumların meyvelerini zamanı gelince sindire sindire, tadına vara vara yiyorum… Aman Allah’ım, bu ne güzel bir hasattır…

Belki bir evlat olarak senin bana dair hayallerinin bir çoğunu yerine getiremedim ama hala pes etmedim ve her gün iyiye dair çaba sarf ediyorum ve iyilerin eninde sonunda kazanacağına inanıyorum.
Bir yanlış üç doğruyu götürdüğü gibi belki de ben bu dünyadan göç edene dek birkaç doğru da en azından birkaç yanlışı götürür umudu ile yaşamıma maksimum iyilik ve doğruluk ile devam etmeye çalışıyorum.

Zor anlarımızda sen yanımızda olsaydın belki daha az yara alırdık ama sanırım bunlar da bu şekilde yaşanılmalıydı.
Her neyse, çaresiz anlarımda, her nefes alışımda, rüyalarımda, dualarımda sana seslenerek varlığını tüm benliğimle hissettim.
Ne yazık ki sana dokunamadım, göremedim ama seni hep yanımda hissettim canım.

Keşke’ leri hiç sevmiyorum ama evet, sevgili babacığım; keşke sana bir kez olsun dokunabilse, içime çeke çeke öpebilseydim… ne çok özledim seni, bir bilsen… . Kum taneleri gibi süzüldün gittin parmaklarımın arasından… daha yapacak ne çok işimiz, konuşacak, paylaşacak ne çok şeyimiz vardı kimbilir… bilemiyoruz işte… neden ve ne için…
Şimdi nerelerdesin canım, bilmiyorum ama her canım sıkıldığında ya da çözümsüz kaldığımda bana elini uzatıp olması gereken zamandan önce yanına uçup gelmemi engellediğin için teşekkür ederim.

Mezartaşına yazdığım gibi birgün bir yerde buluşacağız canım ama o zamana dek daha yapmam gereken çok iş var.
Sen yine de her neredeysen beni bekle olur mu?
Bu arada anneme elimden geldiğince iyi bakıyorum,merak etme olur mu canım?

HAS BAHÇANIN GÜLÜ

Posted by admin on Temmuz 16th, 2008

Aradan ne kadar zaman geçti bilmiyorum…

Uzunca bir zaman oldu seni görmeyeli…

Hiç değişmemiş gözlerin sıcak Anadolu da fırından yeni çıkmış ekmek gibi

Sen yokken çektiğim özlemi inan fırat kar sularına çekmedi

Gözümün feri hoşgeldin düşlerime

Gözlerim kurudu inan ve yavaş yavaş kırışmaya başladı yüzüm susuz topraklar gibi

Benim senin aklına gelmediğim kadar aklımdaydın inan

Sensizken çok düşündüm birkaç ömür süre

Anladım ki olmadı olamazdı

Ben sadece seni değil, tozlu yolları olan köyde su başında su dolduran beyaz yüzlü kızın çobana sevdasını

Üzerinden bulut eksik olmayan mavi mor dağları seviyordum

Sen olsaydın da yanımda özlemini duyacaktım başkalarının hasretlerinin

Kahr ettiğim o dur ki gri duvarın dibindeki taşın içinden ot bitti de ben bir

Kızın yüreğinde bitemedim…

ÖZLÜ SÖZLER

Posted by admin on Temmuz 16th, 2008

DÜŞÜNCELERİNİZ ÜZERİNE

Bütün gün ne düşünürsek onu yaşarız.
Emerson

Eğer evliliğinizin yürümesini istiyorsanız lekeye değil her zaman güzelliğe bakmayı bilmelisiniz. İster bir eşte olsun ister bir çocukta bir komşuda bir patronda ya da bir arkadaşta ne kadar leke ararsanız o kadar leke bulursunuz.
Vannoy

KARAR VERİN VE HEDEFLERİNİZİ BELİRLEYİN

Kaderiniz karar anlarınızda biçimlenir.
A. robbins

Kişi bir şeye kendini tamamen adadığında tanrıda harekete geçer.
Goethe

Dehanın yüzde biri ilham yüzde doksan dokuzu terdir.
Edison

LİDERMİSİNİZ

Karanlık aydınlıktan, yalan doğrudan kaçar
Güneş yalnız olsada etrafına ışık saçar
Üzülme doğruların kaderidir yalnızlık
Kargalar sürü ile kartallar yalnız uçar.
Anonim

Büyük adamların heykelleri hayattayken üzerine atılan taşlardan yapılır.
Cocteau

YAŞAM ÜZERİNE

Asla aptallarla tartışmayın. Sizi önce kendi düzeylerine çekerler sonrada tecrübeleriyle yenerler.
Dilbert

İki şeyin değerini elden gitmeden takdir etmek zordur. Sağlık ve gençlik.
Hz. ali

Söz verdiğinde onu yerine getirin
Kuranı kerim

Dik tepelere tırmanmak için başta yavaş yürümek gerekir.
Shakspeare

Kaynak: hayata yön veren sözler


Directory
Copyright © 2007 Tv Haberleri. All rights reserved.