Küçük yumurcağınız şefkat arayışında, sizden habersiz odanıza dalıverdi!

Posted by admin on Temmuz 16th, 2008

Küçük yumurcağınız şefkat arayışında, sizden habersiz odanıza dalıverdi ve her şey ortada! Annesiyle babasını özel anlarında yakaladı… Böylesine sıkıntılı bir durumda ne yapabilirsiniz, elinizden ne gelebilir?

Öncelikle kendinize şu soruyu sormalısınız: Çocuğunuzun sizi o halde yakalamış olması gerçekten de önemli mi? Acaba gerçekten karşılaştığı bu ‘tuhaf’ durum ilerideki hayatında onda derin yaralar açabilir mi? Eğer bu iki soruya yüzünüz kızararak ‘Evet’ diyorsanız, sizi rahatlatabilecek bir açıklamamız var: Unutmayın ki ülkemizde ve pek çok başka doğu kültüründe imkansızlıklardan dolayı gece tüm aile aynı odayı paylaşıyor.

Sizce ne gördü

Size elbetteki ‘Umursamayın, boş verin gitsin’ demiyoruz. Anlatmak istediğimiz, o sırada ne yaptığınızı anlamayan çocuğunuzun asıl ne gördüğü üzerine yoğunlaşmanız gerektiği ve olayları vahim bir durummuş gibi abartmamanız gerektiğidir. Küçücük bir çocuk sizin ‘sevişmek’ dediğiniz olguyu, üstüne sesleriniz ve tepkileriniz eklendiğinde şu şekilde yorumlayabilir: ‘Babam annemin canını acıtıyor, annemin canı yanıyor!’

Her şey yolunda!

Baskın sona erdiğinde belki de ilk önce yapmanız gereken minik yavrunuza onu ne kadar sevdiğinizi ve aslında babasının annesiyle şakalaştığını, oyun oynadıklarını söylemeniz olacaktır. Ses tonunuz önemli. Her türlü heyecan ve abartıdan arındırılmış, sevgi dolu ve sakin bir ses tercihiniz olmalı!

Haydi yatağa

Sakinleştirme görevinizin başarıyla üstesinden geldiğinizde, atılacak ikinci adım onu yatağına götürmek olmalıdır. Bu sayede çocuğunuz her şeyin normal olduğuna, ortada hiçbir problem olmadığına ikna olacak. Ertesi sabah size geceki sahneyi hatırlatırsa, annesi ile babasının ‘şakalaşmak’ için bazen baş başa kalması gerektiğini anlatabilirsiniz.

Ya ağlar, anlamazsa

Tüm açıklamalarınıza rağmen çocuğunuz yalan söylediğinizi düşünüyor ve hüngür hüngür ağlamaya devam ediyorsa, onun konuşmasına ve duygularını ifade etmesine izin vermelisiniz. Cinsellikle ilgili cevaplarınızı gereksiz tasvirlere başvurmadan yalın şekilde vermelisiniz. Eğer soru sormuyorsa, siz yönlendirin, sorularına dolaysız cevaplar verin.

İlkokul çağında

6 ya da 7 yaşından sonra çocuklar ne gördüklerini gayet iyi bilirler. Televizyonda o güne dek pek çok çıplak insan, öpüşme ya da sevişme sahnesi yakalamışlardır. Böyle bir durumda açıklama yapmadan önce, ondan sadece yakalandığınız ve dikkatsiz davrandığınız için özür dileyebilir, kapıyı kilitlemesi gereken kişilerin siz olduğunu söyleyerek onu telkin edebilirsiniz.

Uzman görüşü

Zerrin Topçu Bilgen - Acıbadem Sağlık Grubu Çocuk ve Ergen Psikiyatristi

Çocuğunuz üç yaşından küçükse, bu görüntüden seksüel bir işaret çıkarmaz. Üç-altı yaşları arasında ise, çocukların cinsellik merakı doğal olarak bulunduğundan, bunu arkadaşlarıyla denemek isteyebilirler. Bu durumda yine ebeveynin sakin bir şekilde; şakalaştıklarını ama bunu yalnızca anne babaların yaptığını söylemesi yeterlidir. Böyle bir durumu arkadaşlarıyla denerken gördüklerinde, ailelere sakin davranmalarını, çocuğu suçlamamalarını öneririm.

Bunlar geçici dönemler olabilir. Ayrıca, çocuklar oyunlarına da bunu yansıtabilirler. Ailelerin aşırı kuşkucu ve endişeli davranmaması gerekir. Zaten üç yaştan itibaren çocuklarla ebeveynlerin aynı odada uyumamaları ve yatak odası sınırını çocuklarına öğretmeleri uygun olur. Bu, çocuğun özgüvenini destekleyen bir yaklaşım olduğu gibi, çocuğun ilerideki cinsel karmaşasını azaltan da bir durumdur.

Çocuk yuvasında dayak vahşeti infial yarattı!

Posted by admin on Temmuz 16th, 2008

Malatya Çocuk Esirgeme Kurumu 0-6 Yaş Çocuk Yuvası’nda bakıcıların çocukları döverken çekilen görüntüleri, Star TV’de yayınlanan Deşifre programında yayınlanması halkı sokağa döktü.

Görüntüler infial yarattı!

Görüntülerde çırılçıplak soyulan küçük çocuklar banyoda kötü muameleye maruz kalıyor. Bir kadın bakıcı odada oynayan çocukları dövüyor, pencere kenarında oturan bir başka çocuk da dayaktan payını alıyor.

Çaresiz ve kimsesiz çocukların görevliler tarafından kıyasıya dövülmesi kamera görüntülerine net olarak yansıyor.
Görüntüler Eylül içinde bir haftasonu çekildi. Devletin yurdunda küçük çocukların acımasızca dövülmeleri, sabahın erken saatlerinde başlayan eziyet tüm çıplaklığı ile sergilendi.

Çırılçıplak banyoya sokulan kızlı erkekli çocuklar önce sıcak suyla haşlanıyor sonra kafalarına vuruluyor.
Devlete amenet edilmiş kimsesiz çocuklar bazen kafaları birbirine çarptırılarak cezalandırılıyor, akşam yatana kadar dayak ve işkenceden paylarını alıyorlar.

Programın yayınlanmasından hemen sonra saat 01.00 sıralarında 0-6 Yaş Çocuk Yuvası’nın önünde yaklaşık 100 kişi toplandı. Bu sırada yuvaya Malatya Sosyal Hizmetler İl Müdürü Yakup Güler ile 0-6 Yaş Çocuk Esirgeme Kurumu Müdürü Niyazi Yıldız geldi. Öfkeli gurup Güler ve Yıldız’a tepki gösterdi. Polis yuvanın girişine barikat kurarak, tepkili kalabalığı yatıştırmaya çalıştı.

Görüntülerdeki kadınlardan birinin kurum çalışanı, diğer üçünün ise özel bir temizlik firmasının elemanı olduğunu belirten İl Müdürü Yakup Güler, ”Konuyla ilgili olarak savcılığa suç duyrusunda bulunacağız. Çocukları döven ve işkence yapan kadınların isimleri, Naciye Tutal, Sefika Solmazgül, Elif Binatlı ve Nezaket Demirtaş’tır” diye konuştu. Olaya çok üzüldüklerini söyleyen İl Müdürü Güler, ”Bize bugüne kadar hiç bir konu intikal ettirilmedi. Bu olayın savunulacak hiç bir yönü yok. Gereken işlemler yapılıyor. Bizim 24 saat burada kalma imkanımız yok” dedi.

Olayı televizyonda izlediğini söyleyen CHP Malatya Milletvekili Mevlüt Aslanoğlu, dayak ve işkence olayına karışanların en ağır şekilde cezalandırılması gerektiğini ifade ederek, ”Televizyonda izlerken adeta sinir krizi geçirdim. Bu yapılanlar insanlık dışı. Sorumlular en ağır şekilde cezalandırılsın” dedi.

Çubukçu: “3 kişi tutuklandı”

Devlet Bakanı Nimet Çubukçu, Malatya Çocuk Yuvası’nda yaşananlarla ilgili olarak üç kişinin tutuklandığını bildirdi.

Çubukçu, yaptığı yazılı açıklamada, görüntüleri dehşetle izlediğini belirtti. Talimatı doğrultusunda olaya el konulduğunu ve görüntülerde şiddet kullanan personel hakkında yasal işlem başlatıldığını ifade eden Çubukçu, “Sadece olayı gerçekleştirenler hakkında değil, olaya göz yuman ve seyirci kalan diğer personel hakkında da gerekli tüm işlemlerin yapıldığından kimsenin kuşkusu olmasın” dedi. Çubukçu, ilgililer hakkında Malatya Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunulduğunu, 3 kişinin tutuklandığını, Malatya İl Müdürü, yuva müdürü ve 3 personelin açığa alındığını bildirdi. Konunun aydınlatılması için bir müfettişle birlikte bir muhakkik görevlendirildiğini de belirten Çubukçu, gerekli inceleme ve soruşturmanın başlatıldığını ifade etti.

Şiddete maruz kalan çocukların yaralarını sarmak için üzerlerine düşeni yapacaklarını, psikolojik destek sağlayacaklarını bildiren Çubukçu, açıklamasında şunları kaydetti:

“Ancak, siyasi sorumluluk üstlenmiş bir bakan olarak daha fazlasının yapılması gerektiği kanaatindeyim. Kötü muamele yapanları cezalandırmakla yetinmek yerine, toplum olarak korunmaya muhtaç çocuklarımızla ilgili mevcut sistemi sorgulamalı ve yeni hizmet modellerine geçiş için toplum ve devlet olarak el ele çalışmalıyız.

Bir kez daha belirtmek isterim ki, devlete emanet edilen ve devlet koruması altında olan yavrularımıza yapılan her kötü muamele hiç şüphe yok ki cezalandırılacaktır.”

Müdür ve 7 kişi görevden uzaklaştırıldı

Olay görüntülerin ortaya çıkması üzerine yuvanın müdürü Niyazi Yıldız da dahil olmak üzere 8 kişi görevden uzaklaştırıldı. Malatya Valisi Osman Derya Kadıoğlu, yuvadaki işkence ve kötü muamelenin kabul edilemez olduğunu, sorumlu kişilerin hesap vereceğini söyledi.

Çocuk yuvasındaki olayların bir televizyon programına yansımadan jenerik görüntüleri üzerine müdahale ettiklerini ve idari soruşturma başlattıklarını belirten Kadıoğlu, program yayınlanmadan bir kişinin görevden uzaklaştırıldığını kaydetti.

Yuvadaki çocuklara işkence yapanların 4′ünün temizlik şirketinde görevli olduğunu dile getiren Kadıoğlu, şöyle konuştu: “Yuvanın müdürü de dahil olmak üzere 8 kişi görevden uzaklaştırıldı. 4 temizlik şirketi görevlisinin yanı sıra kurumun müdürü, yardımcı hizmetli ile nöbetçi amirleri görevden alındı. Ayrıca Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü’nden bir müfettiş gelerek, kurumda incelemelerde bulunacak.”

Psikolog ve doktorlar yuvada

Vali Osman Derya Kadıoğlu, yuvada kalan 0-6 yaş grubu çocukları içinde bulundukları kötü durumdan kurtarmak ve rehabilite edebilmek için psikolog ve uzman doktorların yuvada çalıştığını dile getirdi.

Malatya Sosyal Hizmetler İl Müdürü Yakup Güler de, yuvada yaşananlara çok üzüldüklerini, dayak ve işkencelerin çocukların daha önce yaptıkları resim sergisi, tiyatro gösterileri gibi güzel akitviteleri bertaraf ettiğini ve emeklerinin boşa gittiğini söyledi.

Çocuğunuzun Omurga Gelişimine Dikkat Ediyormusunuz?

Posted by admin on Temmuz 16th, 2008

SKOLYOZ : Omurga 3 boyutlu eğimidir.

Normal omurga önden veya arkadan bakıldığında düzdür. Yine normal olarak yanlardan bakıldığında omurga göğüs bölgesinde, arkaya “kifoz” bel bölgesinde öne “lordoz” doğru eğimlidir. Skolyozda yukarıdan aşağıya bakıldığında tüm vertebralar sırt veya bel bölgesinde bir yöne doğru eğilmişlerdir. Omurganın merkezinden üstten aşağıya bakıldığında omurgaların bir kısmı bükülmüşlerdir. Bu da “genelde sağ” kaburgaların çıkınıtılı olması sonucunu doğurur. Skolyoz ailenin birden fazla üyesinde aynı veya farklı kuşaklarda ortaya çıkabilir. “skolyoz, çocuğun veya ailesinin yaptığı veya yapamadığı bir şey nedeni ile gelişemez” Kötü vücut postürü veya ağır çanta taşımak Skolyoza neden olmaz. Skolyoz genelde buluğ çağında ortaya çıkan bir omurga deformitesidir.

Nasıl Fark Edilir?

Skolyozun en çok görülen bulgularından birisi sağ tarafta belirginleşen kürek kemiği çıkıntısıdır. Bir omuz diğerinden daha yüksek olabilir ve çocuk bir tarafa eğilmeye eğilimlidir. Kalça kemikleri simetrik olmayabilir ve biri diğerinden daha yüksekmiş gibi görünür. Skolyozu bozuk duruş ile karıştırmamak gerekir. Sıklıkla skolyozun ilk belirtilerinden biri daha önce giyilebilen giysilerin vücuda tam oturmamasıdır. Bu kızlarda eteğin veya giysinin çizgilerinin asimetrik olması ile belirginleşir. En çarpıcı bulgulardan birisi skolyozlu bir çocuğun öne eğilmesi ile ortaya çıkan kaburga çıkıntısının ortaya çıkmasıdır.

Skolyoz Çok Yaygın mıdır?

Skolyoz araştırma topluluğuna göre her 10 buluğ çağındaki insandan 1 tanesi, herhangi bir derecede skolyoza sahiptir. Bunun anlamı sadece A.B.D de 1 milyon skolyozlu çocuk var demektir. Bu çocuklar aşağı yukarı dörtte biri (veya %2 - %3) tıbbi tedaviye ihtiyaç duyar. Bu tedavi çocuğun yaşı, eğikliğin derecesine göre korse ve egzersizlerle takipten ameliyat olma yoluna gider. Bazı skolyoz vakalarında eğikliğin derecesi o kadar hafif olabilir ki, tedavi hiçbir zaman gerekli olmayabilir. Hafif skolyozun erkeklerdeki sıklığın neredeyse kızlardaki kadardır. Ancak ciddi eğrilikler kızlarda erkeklerdekinden 5-8 kat daha fazladır. Tüm dünyada yürütülen çalışmalar oluşumunda gerçekten ırksal veya etnik duldan bir fark olmadığı ortaya konmuştur.

Skolyoz Tedavi Edilebilir mi?

Şu anda ne skolyoz başlangıcını önleyecek ne de skolyozu cerrahi olmayan yöntemlerle tedavi edilebilecek bir yöntem mevcut değil. Skolyoz tespit edildiğinde doktor hastayı değerlendirme ve tedavi için ortopedik spinal cerrah göndermelidir. Böylelikle hasta ayakta çekilen omurga röntgeni ve periodik kontrol muayeneleri şeklinde takibe alınır. Eğer skolyoz erken teşhis edilirse büyük eğilimler bile Breyslerle önlenebilir. Ciddi eğimler cerrahi gerektirebilir.

Yetişkin Skolyozu :

Yetişkinde, skolyoz hafif ise bu durum değişmeden kalabilir veya yıllar içinde çok yavaş ilerleyerek ciddi problemlere yol açmaz. Buna rağmen bazı kişilerde belirgin değişiklikler oluşabilir. Çok ciddi vakalarda solunumda bir problem olabilir. Eğimin büyüklüğü artarak ağrı yapabilir. Ve fonksiyonları engelleyebilir. Osteoporoz (kemiklerin zayıflaması) ilerleyen yaşla beraber hafif bir eğimin belirginleşmesine yol açabilir. Skolyozlu hastalarda osteoporozun tedavi edilmesi özellikle önemlidir. Yetişkinlerdeki skolyoz buluğ çağında tedavi edilmemiş bir eğimin devamı olacağı gibi, yaşla beraber gelişen dejenerasyon sonucu da olabilir.

Skolyozun Değişik Tipleri Var mıdır?

Skolyozun pek çok nedeni vardır. Hastaların %80-85’inde idiopatik tip skolyoz mevcuttur. İdiopatik kelimesinin anlamı belirli bilinen bir nedeni olmayışıdır. İdiopatik skolyoz sıklıkla aileseldir. Ve genetik (kalıtsal) faktörlere bağlı gibi gözükmektedir. Asıl anlamadığımız, eğimin gelişmesini tetikleyen faktörlerdir. Diğer bir deyişle neden bazı eğimler hızla ilerler de bazıları yavaş ilerler. Skolyoz tam anlamıyla sağlıklı çocuklarda gelişebileceği gibi, beyin felçli (serebral palsi) kas hastalıklı, çocuk felçli, çocuklarda oluşabilir. Doğumsal omurga anormallikleri ve bağ dokusu hastalıkları da sebebler arasındadır. Mongolizm (Down) sendromu da sebebler arasındadır. Skolyozun nedenini erken teşhis, uygun tedaviye yardımcı olabilir.

Buluğ çağında skolyoz ağrı yapmaz ve tespit edilmesi zordur ve skolyozun fark edilmesinden birkaç yıl önce başlamış olabilir. Skolyozun tespitindeki en kolay yollardan biri öne eğilme muayenesidir. Çocuğun omurgasını büyüme tamamlanıncaya kadar düzenli olarak kontrol etmelidir. Çünkü skolyoz buluğ çağ içindeki herhangi bir zaman diliminde ortaya çıkabilir.
Skolyozun Erken Tesbiti İçin Basit Ev Testi :

Evet Hayır
Bir omuz diğerinden yukarıda mı?
Kürek kemiklerinden biri diğerinden belirgin mi?
Kalça kemiklerinde asimetri var mı?

Kollar yavaşça öne sarkıtıldığında, bir taraf diğer tarafla karşılaştırıldığında kol ve vücut arasında daha fazla mesafe mi mevcut?

Çocukta abartılı bir artmış bel öne eğimi mevcut mu?
Çocukta abartılı bir sırt kamburu mevcut mu?

Belin bir tarafında diğer tarafa nazaran daha büyük bir doku kıvrımı mevcut mu?

Çocuk bir tarafa doğru eğik mi görülüyor?

Çocuğu muayene ederken diz seviyesinde ellerin ve avuç içlerinin birbirine değecek şekilde kolların gevşekçe yanlara sarkmasını sağla. Bu pozisyonda iken;

· Kaburgalarda bir çıkıntı var mı?

· Kalçada veya belde bir asimetri var mı?

Eğer bir tane bile evet yanıtı var ise veya çocuğun ağabeyi, kız kardeşi, ailesi

veya diğer yakın akrabalarından bir tanesinde skolyoz mevcutsa aile

doktorunuz veya ortopedistiniz ile görüşün.

Normal : Üst ve alt sırt her iki tarafta eşit ve simetrik.

Muhtemel Skolyoz : Üst ve alt sırt veya her ikisinin birden asimetrisi.

Ayrıca Kifozda (Kanburluk) araştırılmalı.

Normal : Düzgün, simetrik, sırt kavsı.

Muhtemel Kifoz : (Aşırı Kamburluk) Muhtemel sırt kavsinin olmayışı ile beraber omuzların belirginleşmesi ve kamburluk

Skolyoz Araştırması : Eğer bir veya daha fazla fiziksel özellik skolyoz veya kifoz düşündürüyorsa profesyonel kişiler ile görüşmeli

Çocuğunuzu nasıl ödüllendirmelisiniz?

Posted by admin on Temmuz 16th, 2008

ayatın ilerleyen aşamalarında çocuk gelişimi bazı yönlendirilmelere ihtiyaç duyar. Anne babanın çocuğun davranışlarının şekillenmesinde; onun başarılarını, doğru davranışlarını, onaylanması gereken tavırlarını ödüllendirmesi önemlidir. Büyükler, istenmeyen davranışların ve yanlışların kalkması için cezalandırma yöntemini uygun bir şekilde gerçekleştirmelidir. Aynı şekilde ödüllendirme yöntemini de dengeli uygulamak gerekir. Bu durumda olumlu davranışların artması, ödüllendirme ile başarıların devamı söz konusu olacaktır.

Genelde anne ve babalar kötü davranışa odaklanırlar. Yani çocuğun gün içerisindeki olumsuz davranışlarını hemen fark ederler. Bu durum anne ve babanın çocuğa olumsuz mesaj verme sayısını artırır. Çocukla sadece olumsuz yönlerin vurgulanarak iletişim kurulması uzun vadede büyük problemler oluşturabilir. Çocuğun olumlu davranışlarının onaylanması bebeklik döneminde başlar. Bir hareketten veya davranıştan sonra bebek, annenin veya babanın yüzüne bakar ve onlardan onay bekler. Eğer davranış onaylanırsa (gülümseme, kafa sallama, dokunma, ses ile onaylama, ona bir şey verme vb.) bebek o davranışını ilerletir ve davranışın değişik şekilleri artarak devam eder. Yani istenen davranış giderek güçlenir. Ama anne baba tarafından o davranıştan sonra olumsuz bir tavır (görmezden gelme, kaş çatma, ses ile ikaz, el ile engelleme, onu o ortamdan uzaklaştırma vb.) olursa, o davranış uzun süre devam etmez, giderek gücünü kaybeder.

Bu uygulamayı bebeklikten çocukluk dönemine ilerlettiğimizde yine aynı şekilde onay ve onaylamama çocuğun davranışlarının şekillenmesine neden olur. Ama unutulmamalıdır ki bütün bu söylediğimiz şeyler anne baba ile çocuk arasındaki normal bir ilişki ve karşılıklı etkileşim durumunda söz konusudur. Diğer hâllerde ise anne baba ile çocuk arasında bozuk bir ilişki olduğunda tepkilere itiraz eder. Çocuk anne babanın dediklerinin tersini yapar, engellenme ve onaylanmamaya ters tepkiler verir. Bir başka deyişle kaygan zeminde araba sürmek çok kolay olmayacaktır. Bu zemini öncelikli olarak normalleştirmek gerekecektir. Anne babalar, çocukları ile ilişki zemininin kaygan olduğu dönemde daha da fazla cezalandırma yoluna gitmeden önce, o zemini düzeltmelidirler.

Çocuğu ödüllendirmenin derecesi ve şekli, yaş ve ailenin durumuna göre değişiklikler gösterir. Ama şunu hemen belirtelim ki en iyi ödüllendirme şekli maddî ödüller yerine duygusal ve sosyal teşviklerdir. Anne babaların genel yanlışı, çocuğa hediye almayı sanki en iyi ödüllendirmeymiş gibi algılamalarıdır. Bu şekilde devamlı bir şeyler alınmaya ve verilmeye alıştırılan çocuk ise gün gelecek, en iyi ve pahalı hediyelerle bile mutlu olamayacaktır. Günümüzde mutsuz çocukların artmasının nedenlerinden bir tanesi de budur. Aslında anne babasının öpmesi, kucaklaması, gezdirmesi, onunla oynaması, ona güzel sözler söylemesi, başarılarını anlatması ve takdir etmesi şeklindeki ödüllendirme ise en sağlıklı ve en başarılı ödüllendirmedir. Burada bir örnek verelim: Anne baba çocuklarına ödül olsun, diye pokemon kartları alıyordu. Çocuk da o kartlar ile kumara benzer oyunlar oynuyordu. Bu şekilde ödüllendirme daha çok çocuğu cezalandırma gibidir. Zararlı şeylerden ödül olmaz.

Anne babaların bu türlü bir duygusal ödüllendirmenin yanı sıra, imkânları ölçüsünde ek hediyeler vermeleri de çocuğu ödüllendirmenin diğer yoludur. Anne babaların çocuklara alınan hediyelerdeki ölçüsü, maddî değeri yerine manevî değerini ön plâna çıkan hediyeler tercih edilmelidir. Ama bunu bazı anne babalar uygulasa bile günümüzün tüketim toplumunda çevresinden ve arkadaşlarından etkilenen çocukları yönlendirmek ebeveynler için hayli zor olmaktadır.

Bir örnek vermek gerekirse: “Ahmet 5 yaşında bir çocuktur. Anne babası tarafından ödüllendirme amacı ile sürekli maddî hediyeler, oyuncaklar, kıyafetler, onun istediği yiyecekler alınmıştır. Anne ve baba bu durumun iyi bir ödüllendirme şekli olduğunu düşünmektedir. Ancak çocuğun istekleri giderek artmaktadır. Çocuk sürekli bir tüketim ve doyumsuzluk içerisine girmiştir. Artık diğer çocuklar için pahalı sayılabilecek oyuncaklar bile onu en fazla bir gün mutlu etmektedir. Ahmet”te bu talepkâr yapıya paralel olarak istekler devam ederken, anne baba artık Ahmet”in bitmek tükenmek bilmeyen ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanmaya başlamıştır. Ahmet her gördüğü şeyi aldırmak için anne babasını zorlamaya devam etmektedir. Bir yere gidildiğinde orada gördüğü oyuncağı aldırtmak için kendisini yerlere atmaktadır. Bu durumda Ahmet ile anne babanın arasındaki ilişki giderek daha sıkıntılı hâle gelmiştir. En sonunda aile profesyonel yardım için uzmana başvurmaya karar vermiştir.” Bu örnekte anne baba, çocuğu ödüllendirme şekli olarak daha çok maddî hediyeleri ön plâna çıkarmıştır. Bu da çocukta bilinçsiz istekleri ve diğer sosyal alanlarda mutsuzluğu getirmiştir. Çocuk, başka şekilde onaylanmadığı ve takdir edilmediği için kendisini bu şekilde mutlu etmeye uğraşmaktadır.

Bazı ödüllendirme şekilleri

Bebeklik döneminde ödüllendirme şekli;

* Öpme
* Okşama
* Sevme
* Kucaklama
* Onunla oynama
* Besleme
* Onunla meşgul olma
* Onunla konuşma
* Onu sevdiğini hissettirme vb.

(Not: Bu davranışların, normal zamanlarda da yapılması zaten gerekli olmakla birlikte, çocuk ödüllendirilmek istendiğinde özellikle yapılması da önemlidir.)

Okul öncesi dönemde ödüllendirme şekli;

* Öpme
* Okşama
* Sevme
* Kucaklama
* Onunla oynama
* Onunla gezme
* Birlikte vakit geçirme
* Söz olarak onaylandığını vurgulama
* Ona hoşuna gidecek sözler söyleme
* Onun sevildiğini hissettirme
* Gelişim dönemine uygun oyuncak ve hediyeler alma (Bu hediyelerin manevi değeri ön plâna çıkarılmalıdır).
* Onunla sportif aktiviteler yapma vb.

Okul döneminde ödüllendirme şekli;

* Öpme
* Okşama
* Sevme
* Onunla oynama
* Onunla birlikte gezme
* Sevgi mesajları verme
* Birlikte ders çalışma
* Onaylandığını hissettirme
* Kabiliyetlerini ön plana çıkaracak program ve aktivitelere yönlendirme
* Ona hoşuna gidecek sözler söyleme
* Sportif faaliyetler yapma
* Birlikte gezinti, dışarıda bir yemek vb.

Bütün bu ödüllendirmeler ve onaylamalar, çocuklara uygulanmalıdır ama ödüllendirme özellikle onaylanması gereken davranışlar için vurgulanmalıdır. Anne babalar, ödüllendirmeyi belli bir hedefe, başarıya karşılık yapmaları, o hedeflere ulaşılmayı kolaylaştırır ama verilen sözlerin kesinlikle yerine getirilmesi ilerleyen hedeflere ulaşma ve ödüllendirmenin ciddiyeti açısından çok önemlidir. Anne babaların ödülü sadece çocuğun yaptığı olumlu davranışlarda uygulaması ve bir başarı sonucunda ödül olur. düşüncesinin yerleştirilmesi yanlıştır. Bu nedenle çocuk ile normal zamanlarda da yukarıda sözü edilen davranışların yerine getirilmesi önemlidir.

ŞİMDİ ÇOCUKLAR İÇİN CHECK UP ZAMANI!

Posted by admin on Temmuz 16th, 2008

Okullar açılıyor…

Çocukların okuldaki başarıları sağlık durumlarıyla yakından ilişkili. Bu açıdan okula yeni başlayan çocuğun sağlık kontrolünden geçirilmesinde sonsuz fayda var.
Ders zilinin çalmasına az zaman kaldı. Bu dönemde yapılacak check up çocukların başarılarını etkileyecek hastalıkların önceden bilinmesini sağlayarak önlem alınmasını kolaylaştırıyor. Acıbadem Hastanesi Kozyatağı Çocuk Hastalıkları ve Sağlığı Uzmanı Dr. Sevil Kalender “Okul çağı çocuklarının her sene ayrıntılı bir muayeneden geçmeleri gerektiği” konusunda aileleri uyarıyor.

Nasıl bir muayene yapılmalı?
Çocukların okula başlamadan önce bir çocuk doktoru tarafından ayrıntılı olarak muayene edilmesi ve tetkiklerin yapılması gerekiyor. Dr. Kalender muayene sırasında özellikle dikkat edilmesi gereken noktaları şöyle sıralıyor: “Öncelikle tam bir fizik muayene yapılır. Akciğerlerde bir sorun olup olmadığına bakılır. Çocukluk çağında sık olarak rastladığımız sorunlardan biri de kansızlıktır. Demir eksikliğine bağlı kansızlık durumunda beyne yetersiz oksijen gittiği için çocuklar okulda dikkatsiz ve dolayısıyla başarısız oluyorlar. O açıdan kesinlikle kan tetkikleri yapılmalıdır.” Okula başlayacak çocuk görme ve işitme fonksiyonları açısından da ayrıntılı bir değerlendirmeden geçmeli. Görme ve işitmedeki olası bir aksaklık çocuğun okul başarısını ciddi bir biçimde etkiliyor. Özellikle başta ailesinde görme kusuru olan çocuklar ve okul çağı dönemine kadar hiç göz muayenesi olmamış çocukların bir göz hastalıkları uzmanı tarafından muayene edilmesi, çocuğun okul başarısı ve okula uyumu açısından oldukça önemli bir faktördür.
Dr. Kalender okula başlamadan önce yapılan check-up’ın yanı sıra aşı durumunun da öncelikle değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatarak şöyle devam ediyor: “Eksik olan aşıların tamamlanması gerekiyor. Grip aşısını tüm çocuklara öneriyoruz. Özellikle sık sık hastalanan çocuklara Eylül – Ekim aylarında mutlaka yapılmasında yarar var.’’ Dr. Kalender bir konuya daha dikkati çekerek şunları söylüyor: “İlkokula başlayacak çocuklarda temizlik alışkanlığı tam yerleşmediğinden ve okullarda da hijyen açısından sorunlar yaşandığından dışkıda parazit olup olmadığının da araştırılması gerekir. Parazit -çocuklarda halsizlik, dikkatsizlik, kansızlık yapar.”

Uyku düzeni
Fiziksel muayene kadar dikkat edilmesi gereken diğer bir faktör ise uyku düzeni. Bu noktada en büyük görev ailelere düşüyor. Dr. Kalender anne ve babaların çocuklarına günde en az 8 saatlik bir uyku alışkanlığı kazandırmalarını belirterek ilginç başka bir noktayı vurguluyor: “Çocuklarda uyku bozukluğu olup olmadığına dikkat edilmelidir. Gece horlayan, ağız açık uyuyan, hırcın, obezite olan çocuklarda apne olabilir. Apne , uykuda 20 saniyeden fazla solunum durması demektir. Uyku sırasında üst solunum yollarında (burun, boğaz, genizde ) tıkanmalarda dilin arkaya kaymasına bağlı olarak apneler görülür. Bu durumda kanda oksijen azalır, karbondioksit artar. Bu çocuklar uyku sırasında sık uyanır , bu nedenle yeterince uykuyu alamazlar. Sabah kalktığında hırçın, halsiz, uykuya meyilli olan çocuklar okulda dersleri dinlemekte zorlanırlar.

Ağız ve Diş Sağlığı
Okula başlayacak çocukların diş doktoruna da başvurmaları gerekiyor. 5-6 yaş arası dönemde süt dişlerinin yerine kalıcı dişler alıyor. Bu açıdan çürüklerin olmaması ve güzel dişlere sahip olmak adına diş hekimi kontrolü altında olmakta fayda var. Diş hekiminin yanı sıra aile de çocuklarına günde 2 kez diş fırçalama alışkanlığını kazandırmalı.
Beslenme Alışkanlıkları
Beslenme açısından en çok özen gösterilmesi gereken husus sabah kahvaltıları. Sabah kahvaltısı yapılmadığında çocuğun derslere dikkatini vermesi zorlaşıyor. Dr. Kalender sadece kahvaltının değil diğer ana öğünlerin de atlanmaması ve abur cubur gıdaların tüketilmemesi konusunda aileleri uyararak şöyle devam ediyor: “Çocukların yemeklerde makro ve mikro besin öğesi ihtiyaçları özellikle demir, çinko ve A vitamini karşılanmalıdır. “ Acıbadem Hastanesi Kozyatağı Diyetisyen Reyhan Nergiz beslenme konusunda şunları söylüyor: “kişilik gelişimi başlamış olan bu yaş grubu çocuklarda günde 3-5 öğün yemek yemeleri, hazır gıdalar yerine atıştırma olarak meyve tercih etmeleri, her yemekle mutlaka salata veya sebze yemeği yemeleri, günde ortalama 500 gr süt ürünleri tüketmeleri, et ve kurubaklagillerden de sıklıkla tüketmeleri öğretilerek kaliteli beslenme alışkanlıkları oluşturulmalıdır. Okulda ise verilen alternatifler sağlıklı beslenme alışkanlığının kazandırılmasına yönelik olarak seçilmelidir. Okul kantinlerinde taze meyve suları, sebzeli sossuz sandvicler gibi daha sağlıklı yiyeceklerin satılması gerek aile gerekse okul yönetimi tarafından sağlanmalıdır.”
Okula yeni başlayacak çocuklar için örnek bir mönü:

Sabah

1 çay bardağı süt veya evde hazırlanmış taze sıkılmış meyve suyu
1 kibrit kutusu kadar peynir veya 1 yumurta (haftada 2-3 kez)
3- 5 adet zeytin
2-3 tatlı kaşığı reçel, bal veya pekmez
1-2 dilim ekmek
Sebze söğüş( mevsimine göre domates-salatalık v.b.)
NOT: Vakit yoksa, peynirli/yumurtalı sebzeli ekmek ve süt
Ya da peynirli tost ve ayran ile kahvaltı mutlaka yapılmalıdır.

Ara

Meyve

Öğle

1-2 köfte büyüklüğünde et, tavuk veya balık
3-4 yemek kaşığı sebze yemeği
3-4 yemek kaşığı pilav veya makarna
½ kase yoğurt veya ayran
1-2 dilim ekmek

Öğleden sonra

Taze sıkılmış meyve suyu veya bütün meyve
1 dilim kek veya kurabiye
NOT: İkindide okul varsa, bu öğünü akşam yemeğinden sonra da yiyebilir.

Akşam

1 kase çorba
5-6 yemek kaşığı etli sebze yemeği
½ kase yoğurt veya ayran
1-2 dilim ekmek
2-3 yemek kaşığı salata

Yatmadan önce

1 kupa süt

Ergenlik çağında…
Okul öncesi check- up sadece küçük çocuklar için değil, ergenlik çağındakiler için de gerekli. Dr. Kalender özellikle buluğ çağına giren kız ve erkek çocuklarda fiziksel birçok değişiklik yaşandığını ve bunların birtakım psikolojik etkiler yarattığını belirterek şöyle devam ediyor: “Ergenlik dönemi- kız çocuklarda en erken 8 yaş en geç 13 yaştır. Sağlıklı kız çocukta genellikle 10 yaşında başlar. Erkeklerde bu alt ve üst sınır 9 ve 14 yaştır. Biyolojik değişikliklerin tamamlanması 3-5 yıl sürer. Bu dönemde kız ve erkek farklılığı belirginleşir. Kızlarda memelerin büyümesi, pubis (genital bölge) ve koltuk altı kıllanması, adet görmesi görülürken; erkeklerde genital organların büyümesi, koltuk altı, pubis,vücutta ve yüzünde kıllanma, ses kalınlaşması gibi değişiklikler olur. Bu dönemde oluşan biyolojik değişikliklerle beraber ruhsal gelişme ve psikososyal değişiklikleri de görülür. Bazı çocuklar bu dönemi psikolojik olarak zor atlatıyorlar. Bu açıdan onlara “bu” durumun normal olduğu anlatılmalıdır ve kız ya da erkek bu çocuklar fiziksel olarak değerlendirilmelidir.”

Okul ve aile

Posted by admin on Temmuz 16th, 2008

Çocukların ve gençlerin gelişmesi için en önemli etkenlerin başında okul ve aile gelir. Okul ve aile aslında eğitim ve öğretim aşamalarında birbirlerinden ayrılmaz iki sosyal kurumdur.

Çocuklar ve gençler zamanlarının bir kısmını aile içinde ve diğer bir kısmını da okulda geçirdiklerinden olumlu ya da olumsuz bir değerlendirme yapılması gerektiğinde her iki kurum bir arada ele alınmalıdır.

Çocukların sosyal anlamda ilk verilerini aldıkları ve etkilendikleri kurum ailedir, ondan sonra okul gelir. Aile içindeki sosyal tutum ve paylaşım okul ortamına uyumlu ise genelde çocuk gelişiminde pek sorun yaşanmaz ama eğer her iki kurumun çocuğa yansıttığı olgular özellikler etik ile ilgili olanlar bir farklılık gösteriyorsa her şeyden önce çocukta okul hayatında başarısızlık gözlemlenir ki bu yüzden son senelerde okullarda rehber danişmanlığına fazlası ile önem verilmeye başlanmıştır. Çocukların okul hayatındaki başarısızlıklarının nedenleri gerek çocuk ile ve gerek se ebeveynler ile birebir görüşülerek sorunun nereden kaynaklandığı ve özellikle aile ortamı içinde bilerek ya da bilinmeyerek çocuğu bir şekilde etkileyen bir unsur olup olmadığı araştırılmaktadır.

İşte Eğitim Sosyolojisi dediğimiz kavram burada devreye girer ki; hem ebeveynler hem de öğretim görevlileri kendi branşları ya da kişisel etiklerinin yanısıra sağlıklı zihinler ve öncelikle kendilerine ve ondan sonra topluma yararlı bireyler yetiştirmek için bu sosyal konuda da kendilerini eğitmelidirler.

Eğitim Sosyolojisi’ nde; ortada çocuk eğitim ve öğretiminde gözlenen bir sorun var ise bu sorunun çözümü için hem aile hem de okul, tek tek analiz edilmekte ve her iki sosyal kurumda halihazırda süregelen sosyal tutumlar incelenerek en uygun çözümler üretilmektedir.

Genel anlamda çocuğun sosyal gelişiminde aileye düşen etik vazifeler:

*
Fazla baskı uygulamadan ama ebeveyn otoritesini de sarsmadan çocuğun kendine güvenmesini sağlamak,Örnek davranış ve tutumlarla çocuğun etik ve ahlak gelişimini sağlamak;
*
Unutulmamalıdır ki, her birey eğer çözümü olmayan bir biyolojik bir aksaklık yok ise yeterince zekidir. Dolayısı ile çocuğun mevcut zeka yeteneklerini olabildiğince besleyecek ve geliştirecek faaliyetlerde bulunmak;
*
Başarısızlık korkusu ve onay ihtiyacı çocuklarda hemen hemen en önemli sorunlardan olduğundan, çocukta bu konuda tatmin unsuru yaratacak ortamlar hazırlamak ya da pedogojik ödül yöntemlerini kullanmak;
*
Çocukta paylaşma,sorumluluk alma kavramlarını geliştirmek,
*
Aile içi olumsuz vakalarda ya da çözümsel durumlarda çocuğun pratik ve yapıcı karakter sahibi olmasına yönelik paylaşımlarda bulunmak…

Yine genel olarak okulların çocuklara yönelik vazifeleri:

*
Eğitim ve öğretimin yanısıra çocuklarda bireysel anlamda paylaşım, seçme, karar verme ve inisiyatif kullanmaya yönelik çalışmalarda bulunmak;
*
Gerek bireysel ve gerek se toplumsal anlamda iletişim yeteneklerini geliştirici faaliyetlerde bulunmak;
*
Öğretimin sadece bilgi aktarımı ve akabinde puanlama değil aynı zamanda bilginin nasıl ve nerede en uygun kullanılacağını da öğretmeyi ihmal etmemek…

Eğer her iki kurumda da yukarıda söz konusu edilen genel maddeler olabildiğince başarı ile uygulanırsa muhtemelen sağlıklı bireyler yetişmemesi için bir sebep kalmayacaktır ama unutmamamız gereken önce kendimizi sonra çocuklarımızı eğitmemiz gerektiğidir.

Çocukta ateşe dikkat!

Posted by admin on Temmuz 16th, 2008

Çocuğunuz size her zaman alıştığınızdan daha sıcak geliyorsa ısısını ölçerek tam bir ölçüm yapmanız gerekir.

Çocuğunuza dokunduğunuzda cildinin size sıcak gelmesi her zaman onun ateşi olduğunu göstermez. Genellikle ateş olarak kabul edilen derece 38ºC’nin üzerindeki değerlerdir.

KULAKTAN MI? DİL ALTINDAN MI? POPODAN MI? KOLTUK ALTINDAN MI?
Bu dört yer de kabul edilir ateş ölçme noktalarıdır. Koltuk altı ölçümleri diğer ölçümlere göre 0,5ºC derece daha düşüktür. 2-2,5 yaşından küçük çocuklarda dil altından ölçüm yapmak teknik olarak biraz zordur. Civalı cam derece kullanmayınız. Elektronik derecelerin ölçüm yapmak süresi 3-4 dakikadır. Kulak dereceleri saniyeler içinde güvenilir ölçümler yapabilmektedir. Ancak ucunun bebeğinizin kulak kanalına iyi oturduğundan emin olmanız gerekir.

Mutlaka rahat kullanabileceğiniz bir dereceniz olmalıdır. Bu derece ile çocuğunuz ateşli değilken birkaç sefer ölçüm yapmalısınız.

KAÇ DERECE YÜKSEKTİR?
Her seviyedeki ateş tehlikeli sayılmaz. Kabul edilen ateş sınırları şöyledir:

Ateşsiz: 34,4-37,9
Ateşli: 38,0-39,9
Yüksek ateşli: 40,0 ve yukarısı

Eğer çocuğunuzun ateşi yoksa fakat hasta görüntüsünü korumaya devam ediyorsa bir saat içinde ateşini bir daha ölçün. Eğer çocuğunuzun ateşi 38,0 ile 39,9 arası ise burada belirtilen talimatları uygulayın. Çoçuğunuzun ateşi yüksek ise hemen doktora bildirin.

ÜÇ AYDAN UFAK ÇOCUĞUNUZ ATEŞLENİRSE
Yeni doğan dönemdeki bebeklerde enfeksiyonla savaşma yeteneği kısıtlı olduğundan ciddi enfeksiyonlar gelişebilir. Ateşi 38ºC’nin üzerine çıkarsa, doktoru acilen arayın. Doktora danışmadan ilaç vermeyin. Çocuğunuzu teşekküllü bir hastanenin acil bölümüne götürebilirsiniz.

ÜÇ AYDAN DAHA BÜYÜK ÇOCUKLAR İÇİN
Ateş, vücudun enfeksiyonlarla savaşma yöntemlerinden biridir. Çocuğunuzun her ateşi çıktığında doktoru görmenizi gerektirecek bir durum olmayabilir. Dikkatli olmak koşuluyla kendi başınıza da çocuğunuzun ateşini kontrol altına alabilirsiniz.

AŞAĞIDAKİ DURUMLARDA DOKTORUNUZU ACİLEN ARAYINIZ
Eğer çocuğunuzun ateşi 40 derece ve yukarıda ise
Eğer çocuğunuz çok hasta veya açıklayamadığınız hastalık belirtileri taşıyorsa
Eğer çocuğunuz bir şey içmek istemiyor, durmadan ağlıyor veya çok halsiz görünüyorsa
Eğer çocuğunuz ateşli havale geçiriyorsa. Ateşli havale genelde çocuğunuzun ateşi normalden çok yüksek ise görülür. Havale anında çocuğunuzun elleri ve ayakları şiddetli bir şekilde sallanmaya başlar ve gözleri arkaya doğru kayabilir. Ateşli havale genelde 1-5 dakika sürer. Çocuğunuzun elinin veya kolunun birkaç kere sallanması, onun havale geçirdiği anlamına gelmez.

AŞAĞIDAKİ KOŞULLARDA DOKTORUNUZU ARAYIN
Eğer orta dereceli ateş (38,0 - 39,9) 24 saatten daha uzun sürerse ve ateşten başka burun akıntısı veya öksürük gibi başka hastalık belirtileri yoksa. Bu durumda ateşin nereden kaynaklandığını bulmak gerekebilir.
Eğer ateşi orta derecede 48 saatten (2 tam gece ve gündüz)daha uzun sürer ve ateş düşürücü ilaçlarla bile düşmezse

ATEŞİ NASIL DÜŞÜREBİLİRSİNİZ?
Hatırlayacağınız gibi eğer çocuğunuz üç aydan daha küçükse hemen doktorunuza başvurmanız gerekir. Ancak bu arada bebeğin üzerini açarak bekleyin ve 15 dakika sonra tekrar ateşini kontrol edin. Eğer çocuğunuz üç aydan büyükse aşağıda verilen bilgileri okuyunuz:

1. Çocuğunuzun üstünü açın
Çocuğunuzun ateşi çıkarken titremesi son derece normaldir. “Üşüttüğü için ateşi çıktı” diye üzerini örtmeyin. Kalın giysiler vücut sıcaklığını dışarı geçirmeyerek çocuğunuzun ateşinin daha da yükselmesine neden olur. Eğer çocuğunuz titriyorsa, onu bir çarşaf veya ince bir havluya sarın.
2. Ilık duş
Üzerini açmanıza rağmen çocuğunuzun ateşi 39ºC’nin üzerine çıkıyorsa hemen doktorunuzu arayın. Bu arada ısıyı hızla düşürmenin yolu da ılık duşa sokmak veya ılık ıslak havlu ile kompres yapmaktadır. Çocuğunuza ılık duş yaptırırken aşağıdaki talimatları uygulamaya özen gösterin.
Küveti ılık su ile doldurun.
Çocuğunuzu 15-20 dakika suyun içinde oturtun. Arkaya doğru yatmasına izin vermeyin. Suyu çocuğunuzun kafasından aşağıya dökmeyin. Bir süngeri ıslatarak onu çocuğunuzun vücudunun etrafında gezdirin.
Büyük bir havluyu ılık su ile ıslatıp tüm vücudunu havluya sarın. Sadece eklem yerlerine ılık su ile kompres yapmak yetersiz kalır.
Kesinlikle alkollü kompreslerle ateşi düşürmeye çalışmayın.
Çocuğunuz titremeye başladığı zaman, onu küvetten çıkarın ve bir havlu veya ince bir çarşafa sarın.
3. İlaç Tedavisi (Parasetamol)
“Asprin içermeyen ağrı kesicilerde” bulunan aktif maddedir. Çocukluk döneminde tercih edilen ateş düşürücüler bu maddeyi içermektedir. Çocuklarda hiçbir zaman asprin ateş düşürücü olarak kullanılmamalıdır. Parasetamol 4-6 saatte bir verilir. Ateş parasetamole rağmen 38,5ºC’nin üzerinde seyrederse doz aralığını 4 saatten 3 saate almak gerekir. Bu durumda ikinci bir ilaçla parasetamolü dönüşümlü bir şekilde kullanmak gerekir. Aktif maddesi İbuprofen olan ilaçlar, 3 saatte bir parasetamolle birlikte kullanılmalıdır.

23 Nisan’da Çocuklar İçin Çikolata Kursu

Posted by admin on Temmuz 16th, 2008

Mövenpick Hotel Istanbul, dünyanın tek çocuk bayramı olan 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nda, 7 - 14 yaş çocuklar için Çikolata Yapımı Kursu ve Joyfull House’un katkılarıyla Çocuk Partisi düzenliyor.

Mövenpick Hotel Istanbul’un Executive Chef’i Lorraine Sinclair ve Pastane Şefi Yücel Akbaş tarafından, 23 Nisan 2006, Pazar günü saat 13.00 – 15.00 ve 16.00 – 18.00 saatleri arasında uygulamalı olarak verilecek olan çikolata yapımı kursunda; çikolata eritme, saklama ve kalıp çikolata yapma gibi bilgilerin yanı sıra beyaz ve siyah çikolata yapımı, çikolata ile meyve ve fındık kaplama öğretilecek.

Çikolata Yapımı kursunun yanı sıra Joyfull House tarafından 1,5 - 8 yaş çocuklar için hazırlanan, 12.00 – 16.00 saatleri arasında düzenlenecek partide, temalı oyunlar ve sürpriz hediyeler, birbirinden farklı ve eğlenceli etkinlikler, şarkılarla beraber dans, en son filmler, oyuncaklar, yüz boyama gibi aktiviteler ile eğlenceli saatler çocukları bekliyor. Partideki çocuk büfesinde; enfes pizzalar, mini hamburgerler, sosis, pastalar, kekler ve içecekler sunulacak. Çocuklar partide eğlenirken aileleri de AzzuR Restaurant’ta sunulan brunch’ın keyfini çıkarabilirler.

Çocuğuna, 23 Nisan Çocuk Bayramı’nda birbirinden renkli eğlenceler eşliğinde farklı bir bayram kutlaması yaşatmak isteyen anneler (0212 ) 319 29 29’dan 3101’i arayıp çocukları için kayıt yaptırabilirler.

Çikolata yapımı kursu 75.00 YTL

Joyfull House Partisi: 75.00 YTL

Çocuğa En İyi Bakacak Olan Kimse Kendi Anne Babasıdır.

Posted by admin on Temmuz 16th, 2008

Anne-babanın dışında bakacak olan kişiler, ne kadar iyi olursa olsun anne-baba gibi yavrusuna içten duygular ile bağlı degildir. Fiziksel olarak bakımını sağladığımız çocuğumuzun duygusal yönden de doyurulmaya ihtiyacı vardır. Çocuğa ilk günden başlayarak anne baba tarafından bakılması çocuğun duygusal gelişimine yararlar sağlayacak, sizi karlı çıkaracaktır. Bu fedakarlığın bedelini ileride daha dengeli bağımsız, kendi başına kararlar alabilen daha başarılı olmasını sağlayacağınızdan size fazlası ile geri ödenmiş olacağını gözlemleyeceksiniz.

Çalışan bir anne, çocuğu 3 yaşına gelene kadar ara vermeli ya da çalışma programını ona göre düzenlemelidir. (Ekonomik şartları elveriyorsa). Eğer işiniz, gün içinde ara ara kısa da olsa paylaşımlara müsait değilse bir bakıcıya ihtiyaç duyarsınız. Seçecek olduğunuz bakıcının unutmayın ki çocuğunuzun gelişmekte olan kişilik yapısına ve duygusal ihtiyaçlarına derin etkileri olacaktır. Bakıcı olarak seçilecek kişi sevecen hoş görülü, anlayışlı, çocukları seven ve konuşması düzgün olmalıdır. Çocuğumuzun duygusal ihtiyaçlarından daha fazla bulunduğu ortamın aşırı temizliğine size hükmetmek eğiliminde olan kişi çocuğunuzla olan ilişkisine belki de çok iyi diye sunulan kişi sizin çocuğunuza en uygun kişi olmaya bilir.

Çocuğunuzun bakımı ile ilk günden itibaren her yönden ilgilenmiş bir anne iseniz bakıcı olacak kişiyi seçerken iç güdülerinize güvenmelisiniz derim. Bir kimsenin çocuğunuza güvenli bir şekilde bakıp bakmayacağını ona güven duygusu aşılayıp aşılamayacağını duygularınız ile sezinlersiniz. Çocuklar genellikle kendilerini hoş tutan seven kimselerden hoşlanır tersi durumlarda ise reddeder, kaçınır, hoşlanmazlar. Sizin tanıdığınız güvendiğiniz hoşlandığınız kişi veya kişilerin yanında rahat olup, kendilerini daha emniyette hissederler. Ana-baba-çocuk arasındaki ilişki ileriki yaşantısı için kuracağı ilişkiler açısından önem taşır. Elden ele dolaşan, kendi anne-baba’sından özel ilgi görmemiş çocuklar ileride diğer insanlar ile, anlamlı, olumlu ilişkiler kurmakta güçlük çekerler. İlk iki yıl içindeki, bir gecelik ayrılıklar daha sonraki ayrılıklar ile birleşerek sorunlara yol açabilir.

Onun küçük olduğu için anlamadığını düşünürüz. Tamamı ile yanlıştır. Çocuklarda zaman zor oluşan bir kavramdır. Bir süre sonra döneceğinizi anlamaz. Tanıdığı bir kimseyle kendi evinde olduğunda daha rahat olabilir. Gün içinde bir kaç saatlik ayrılışlarınızda bakacak olan kişi, evinize 1 saat önceden gelmesi çocuk açısından önemli bir ayrıntıdır. Çoğunlukla toplumumuzda büyük annelerin, teyzelerin, v.b. bakımına bırakırız. Tabi ki onlar güvendiğimiz, hoşgörü ile birlikte olduğumuz kişilerdir. Bebekliklerinin belki ilk günlerinden beri bıraktığımız kişiler ile çocuğumuz mutludur. Ancak size ihtiyacı olduğunu unutmayın. Akşam iş dönüşlerinde alıyorsanız, birlikte paylaştığınız kısa da olsa bir beraberlik söz konusudur. Geceleri sizden ayrı kalıyorsa; lütfen iş çıkışları uğrayın, akşam yemeklerini birlikte yemeye çalışın. Kısa da olsa oyunlar oynayarak, onu uykuya yatırın. Aslında kendi evinize dönüp burada, onunla birlikte olmanızda fayda görüyorum. Unutmayın ki o, sizin çocuğunuz. Eve geç geliyorum, işim çok yoğun, evle ilgilenecek bile vaktim yok gibi bahanelerle kendinizi kandırmayın. Vakit yaratılır. Dünyaya getirdiğiniz çocuğunuzun sorumluluğunu taşıyın.

Çocuklarda Sevgisizlik Ömür Boyu Mutsuzluğun Nedeni Mi?

Posted by admin on Temmuz 16th, 2008

Sevgidir insanı doyuran, doğumdan ölüme dek… Bebek, annesinden akan sevgiyi son damlasına kadar alır içine ki, yaşamı boyunca dağıtabilsin… Hayatı süresince sevgiyi vermekle kalmaz; alır da.

Aldıkça güçlenir; insanlığın keyfine varır. Peki ya sevginin olmadığı veya yetersiz olduğu durumlarda? Sevgisizlik bir ömür boyu mutsuzluk mu getirir?

Funda Çatar

Bazı anne-babalar, çocuklarını çetin hayat mücadelesinden yenik çıkmamaları için sevgileriniaz göstererekveya hiç belli etmeyerek yetiştirirler. Her şey katı, disiplinli prensipler dahilindedir onlarda. Hatta kimisi eskilerin yaptığı gibi uykularında sevip okşarlar. Çünkü onların düşüncesinde aşırı sevgi gösterisi çocuğu şımartır, dolayısıyla eğitimini bozar. Peki, sevgiden yoksun bir çocukluk dönemi yaşayanlar, ömür boyunca mutsuz olmaya mı mahkumdur? Bakın Uzman Pedagog Nurten Öncel bu konuda neler söylüyor…

Anne-baba Kurbanı Mutsuz Çocuklar

Çocukluğunda duygusal huzuru bulamadığını söylüyor 31 yaşındaki 2 çocuk annesi Fulya. Başarılı bir doktor olan Fulya Z. “Çocukluğumdaki duygu boşluklarını şimdi doldurmaya ve çocuklarıma yansıtmamaya çalışıyorum. Ancak daha güler yüzlü ve pozitif olmaya çalışmama rağmen zaman zaman geçmişimin gölgesini görüyorum. Ne yazık ki mesleğim kadar başarılı değilim bu konuda” diyerek yaşamındaki çelişkileri bu şekilde dile getiriyor.

Ağlayarak eteğine sarılan küçük kızını sertçe kendinden uzaklaştırdı Filiz. “İşte bu hareketlerinden nefret edirorum kızımın” diye başladı. “Bana bu kadar bağımlı olmasını istemiyorum.” Anne-babasını 5 yaşındayken bir trafik kazasında kaybeden Filiz Y. dayısının yanında tıpkı bir sığıntı gibi büyümüştü. Çünkü ailenin 4 çocuğu daha vardı ve yengesi bu fazla boğazı istemiyordu. Anne olduktan sonraki korkusu da bundandı. Ya ona da bir şey olup kızı ortada kalırsa? Buna hazırlıyordu kızını sözde. Bağımsız katı olmalıydı onun kızı, yaşamdan yara almamak için. Ancak bu sevgi yoksulluğu zorlama noktasına gelmişti ve problem olmaya başlamıştı. Artık Filiz’in psikolojik yardım alması gerekiyordu. 47 yaşındaki yönetici Kemal, çocukluğundaki sevgisizlikle ilgili duygularını şöyle dile getiriyor: “Annem öldükten sonra beni babam ve babaannem büyüttü. O günlerden belleğimde kalanlar, babaannemin (babama da geçmiş olan) aşırı otoriter ve uzak tutumu, yüksek beklentileridir. Onların sevgisiz bir ilgi göstermeleri ve beni titiz bir şekilde eğitmeleri sonucunda iş yaşamımda katı, ancak prensipli ve başarılı bir yönetici olduğuma inanıyorum.”

Sevgisiz Baba İmajını Yenmek

Sevgisizlik, parçalanmış aile çocuklarının da yarasıdır zaman zaman. Boşanan anne-baba, kendi didişmeleri arasında dünyası paramparça olmuş çocuklarını unutuverir. Kendilerinin yaşamı altüst olmuştur çünkü. Fakat ya çocuğun ki? Çocuk birşeyleri anlamaya çalıştığı o masum ve karmaşık duygu dünyasında sürekli bir sevgi ve ilgi beklentisi içindedir. Acaba anne ve babası ayrıldıktan sonra da onu aynı şekilde sevecek midir? Bu aşırı endişe hali ortalık sakinleşene kadar devam eder. Ancak ayrılıkların sonrasında üzülerek görülen tabloların arasında anne ya da babası tarafından hiç aranmayan veya görüştürülmeyen çocuklar da var ne yazık ki. Yaşamı boyunca babasını yanlızca iki kez gören başarılı işadamı Oğuz, resim yeteneğini bir ressam olan babasından aldığını ve onunla 5 yaşında ayrıldıktan sonra ilk kez 25 yaşında tanıştırıldığını ifade ediyor. Bugün iki çocuk sahibi olan Oğuz, sublimasyon (yüceltme) adı verilen psikolojik savunma mekanizmalarından birini kullanarak, beynindeki ilgisiz, sevgisiz baba imajını yenmiş, olması gerektiği gibi bir baba olmuş çocuklarına.

Sevginin Sıcaklığı Olmadan…

Çocukların sevgisiz kaldığı durumlarda ortaya çıkması olası problemler, Çocuk Esirgeme Kurumu gibi kimsesiz çocukların birebir yetişkin yaklaşımından uzak yaşadıkları yerlerde daha somut bir şekilde gözlemlenebiliyor. Anne baba sevgisinden uzak kalan 0-2 yaş arası bebeklerde ve küçük çocuklarda sürekli ileri-geri sallanma ya da aynı hareketiyapma gibi hareketler görülebiliyor. Daha büyük çocuklarda ise saldırgan ya da içe dönük davranış tiplerine rastlanıyor. Kısacası çocuklar yetişkinlerin sevgi teması olmadan mutlu olamıyorlar.

Yüzü Gölgeli, Az Gülen Çocuklar

Çocukluktaki sevgi eksikliği ya da yoksunluğu yetişkinlikte mutlaka bir şekilde gösterir kendisini. Kişi eğer güçlü ve gerçekten içten gelen bir sevgiyle doluysa, yaşadıkları ve yaşadığı sevgisiz ortam onu yetişkinlikte olumsuz etkilemez. Yeterki sorunlarla baş etmeyi öğrenebilsin. Uzman Pedagog Nurten Öncel, çocuklukta ve yetişkinlikte sevginin insanın bakışlarına ışık, dudaklarına tebessüm olarak yansıdığını belirterek, “Yüzü gölgeli, az gülen çocuklara baktığımızda, biz eğitimciler ve psikologlar hemen anlarız, anne ya da babanın da az güldüğünü, yaşama karanlık baktığını!” diyor.

Sevgi Söylenmez; Yaşanır

Sevgi yaşayarak, örnek olunarak öğretilir. Doğasında sevecenlik olan bebeklerin bu özellikleri ise çocukluk dönemlerindeki olumsuz yaklaşımlarla kolaylıkla yok edilebilir. 25 yaşındaki Sevgi, şunları aktarıyor sevgisislik adına: “Yaşamımda sevgiyi sadece isim olarak taşıdım, bana verilmeyen bir duyguyu yansıtmam mümkün değildi. Ancak eşimle tanıştıktan sonra bende de bu duygunun varolduğunu anladım. Şimdi eşimi ve kızımı çok seviyorum. Yaşamımdaki sevgisizliğin nedeni çok çocuklu bir ailenin sıradan bir çocuğu olmamdı. Belki de bana verecek sevgilerinin kalmadığını düşünüyordum çocuk aklımla, kimbilir!?,,

Sorun Aşılamıyorsa…

Çocukluğunda ve gevçliğinde sevgisiz ortamlarda yetişen kişilerde görülebilecek psikopatolojik problemlerde yapılması gereken tek şey elbette ki bir uzmana baş vurmak. Ancak bizim toplumumuzda henüz yeni yeni yerleşmeye başlayan ve “Ben delimiyim ki psikiyatriste gideyim?” düşüncesini yavaş yavaş yıkan uzman yardım isteği için, öncelikle kişinin kendisinde bir problem olduğunu kabul etmesi kerekir. Etrafına katı ve uzak davranan ya da sevgisini ifade etmekte güçlük çeken kişilerin yapması gerekendir yardım istemek. Çünkü sevgiyi çocukken doya doya tadamamakla; doğal olmayan, normal yaşama aykırı bir olay yaşamıştır. Ruhunun açlığını ancak bunu kabul ederek doyurabilir.

Çocukta Kişilik Bozukluğu Gelişebilir

Sevginin ölçülü olduğu normal aile tiplerinde iniş çıkışlar olmayıp, herşey yolunda gibi görünüyorsa da ara sıra yaşana problerin özünde çocukların anne babalarının sevgilerinden şüphelendiği gerçeği yatar. Annesinden azar işiten ya da babasından bir tokat yiyen çocuk onların artık kendisini sevmediğini düşünür. Çocukluk dönemi boyunca aile yapısı ve eğitim biçimi nasıl olursa olsun, saldırgan, aşırı sessiz ve içe dönük, uyum ve davranış problemleri gösteren, geçimsiz, arkadaşlık kuramayan bir yapı sergiler. Bu da zaman içinde kişilik bozukluğu ortaya çıkabilir.


Copyright © 2007 Tv Haberleri. All rights reserved.
eXTReMe Tracker